Joschka Fischer: Almanya'da aşırı sağın yükselişi tarihi 'Alman Sorunu'nu diriltiyor

Almanya'da aşırı sağın yükselişi ve ana akım partilerin gerilemesi, ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan demokratik ve stratejik sütunlarını…

Atlas Newsdesk ·

Joschka Fischer: Almanya'da aşırı sağın yükselişi tarihi 'Alman Sorunu'nu diriltiyor

AfD, paylaşılan değerlendirmeye göre 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yüzde 43,8 oyla Berlin’de koalisyon baskısını artırdı. Sonuç, CDU’daki gerilemeyi Avrupa hattına taşıdı.

Saksonya-Anhalt’ta yüzde 43,8 eşiği

Almanya için Alternatif, açıklanan değerlendirmede mutlak çoğunluk sınırına 6,2 puan kala konumlandı. Bu oran, eyalet düzeyinde iktidar ihtimalini teorik tartışmadan çıkarıp Berlin’in yönetim kapasitesine ilişkin bir teste dönüştürdü.

Değerlendirme, AfD’yi aşırı sağcı, etno-milliyetçi ve Nasyonal Sosyalizme yakın bir platform üzerinden kampanya yürüten bir parti olarak nitelendiriyor. Bu sınıflandırma, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana böyle bir çizginin hükümete bu ölçüde yaklaşmadığı iddiasıyla birlikte sunuluyor.

Partinin dış politika hattı da tartışmanın merkezinde yer aldı. Aynı değerlendirmeye göre AfD, Almanya’nın NATO’dan, Avrupa Birliği’nden ve eurodan ayrılmasını savunuyor; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın bir çizgiyle ülkenin Batı merkezli yönelimini değiştirmeyi hedefliyor.

CDU kaybı Berlin’e taşındı

Sonuç yalnızca AfD’nin oy oranı üzerinden okunmadı. Saksonya-Anhalt’ta iktidar partisi olan Hristiyan Demokrat Birliği’nin, daha yüksek seçmen katılımına rağmen önceki performansına kıyasla oy payını yaklaşık yarıya indirdiği aktarıldı.

Bu gerileme, Berlin’deki koalisyon hükümeti ve Şansölye Friedrich Merz üzerindeki baskıyı artırdı. Değerlendirme, CDU’daki çözülmenin ülke geneline yayılması halinde federal düzeyde koalisyon ve hükümet krizinin daha gerçekçi bir olasılık haline geleceğini belirtiyor.

Almanya’nın savaş sonrası siyasi modeli, 1990’daki yeniden birleşmeden önce ve sonra öngörülebilirlik üzerine kuruldu. Güçlü hukuk devleti, Batı ittifakıyla bağlar ve Avrupa entegrasyonuna bağlılık, ülkenin komşularıyla güven ilişkisini yeniden inşa etmesinde merkezi rol oynadı.

Bu çerçeve artık ekonomik baskılarla birlikte sınanıyor. Değerlendirme, düşük büyüme eğilimine ve vergi sistemi, emeklilik, sağlık ve uzun süreli bakım alanlarında ertelenen reformlara işaret ederek siyasi zayıflığın mali dosyalarla birleştiğini vurguluyor.

Fransız-Alman ekseni zorlanıyor

Almanya’daki tablo, Fransa’da yaklaşan siyasi sıkışmayla birlikte ele alındığında Avrupa Birliği için daha geniş bir risk alanı doğuruyor. Değerlendirme, AB’nin iki büyük üyesinin aynı anda iç siyasi kırılganlık ve yeni milliyetçi baskıyla karşı karşıya kaldığını savunuyor.

Fransa tarafında parlamento çoğunluğundan yoksun bir hükümet, zayıf büyüme ve yüksek kamu borcu öne çıkarılıyor. Almanya tarafında ise yine düşük büyüme, federal istikrarsızlık ihtimali ve kimlik tartışması aynı denklemin diğer tarafını oluşturuyor.

Fransız-Alman ortaklığı, AB karar alma mimarisinin ana taşıyıcısı olarak görülüyor. Eğer iki ülkede de içe kapanmacı siyaset güçlenirse, euro bölgesi koordinasyonu, Ukrayna’ya destek, savunma harcamaları ve sanayi politikası gibi dosyalarda ortak karar üretme kapasitesi zayıflayabilir.

Avrupa için koşullu yollar

Eğer CDU ve diğer merkez partiler doğu eyaletlerindeki kaybı sınırlayıp reform gündemini somutlaştırırsa, Almanya’nın AB ve NATO içindeki çizgisi daha öngörülebilir kalabilir. Bu yol, küresel makro görünümde Avrupa risk primlerinin sınırlanmasına, Almanya’da koalisyon pazarlıklarının daralmasına ve savunma, enerji ile otomotiv sektörlerinde politika sürekliliğine hizmet eder.

Eğer AfD yüzde kırk’ın üzerindeki desteğini korur ve CDU’daki erime derinleşirse, Berlin’de hükümet kurma matematiği daha parçalı hale gelir. Bu senaryoda Almanya’nın Avrupa ve güvenlik politikası tartışmalı görünür; AfD merkezli baskı artar ve kıta sanayisi için düzenleme, enerji maliyeti ve savunma tedariki konularında belirsizlik büyür.

Eğer Fransa’daki kriz Almanya’daki parçalanmayla aynı döneme denk gelirse, AB’nin karar alma hızı düşebilir. Açık kalan soru, merkez partilerin yaklaşan seçim takvimlerinden önce çoğunluk üretecek bir program çıkarıp çıkaramayacağıdır.

More stories

Son haberler