Burhan Demircan, Namıdiğer Burhan Pazarlama’yı Takdimimdir.
Vapurların vazgeçilmez renkleri olan seyyar satıcıların, yasaklara rağmen süren renkli ve eğlenceli vapur yolculuğu hikayesini keşfedin.
Atlas Newsdesk ·

Adil BALİ
“Bir adet tarak, beş permatik, yanında şöyle bir kalem, bitmedi yanında kolonyalı mendil, bitmedi yanında 4 tane pil, tüm bu gördüklerinizin hepsi 10 lira” diye başlarlar vapurların yolcu salonlarını neşelendirmeye.
Seyyar satıcıların en eskisi, en kibarı, en ünlüsü “Burhan Pazarlama”ydı. Kuşaklar boyu vapur yolcularının tanıdığı Burhan Demircan, 64 yıl boyunca seyyar satıcıların en renkli siması oldu.
Burhan Demircan ile vefatından dört gün önce Ümraniye’deki evinde, eşinin desteğiyle hayata tutunmaya çalışırken görüştüm. Yakalandığı amansız hastalıkla boğuşuyordu. O çok sevdiği vapurlara, çocukluğuna ışıl ışıl gözleri ile geri dönüyordu. Burhan Pazarlama’nın sattığı ürünlerden satın almamış yolcu sayısı çok azdı. Satış sırasında şöyle derdi:
“Eğer bu kadar kişinin içinde, benden, işportacıdan ürün almaya utanıyorsanız birazdan aşağıda vapurun merdivenlerinin kenarında olacağım, oradan gelip benden alabilirsiniz.”
Yolculara takılır, onlarla hoş sohbetler yapar, güzel Türkçesiyle ikna edemeyeceği, etkilemediği insan olmazdı. O, dönemin fenomeniydi. Burhan Pazarlama, vapurun vazgeçilmezi, 20 dakikalık yolculuğun en eğlenceli parçasıydı.
Onu daha yakından tanımak için, ölümünden yalnızca dört gün önce 2020 yılında Ümraniye’deki evinde bir araya geldik. Hastalığıyla mücadele ederken, bir ömür geçtiği vapurları ve yaşadığı renkli günleri gözlerinin ışığıyla yeniden bana anlattı.
İşte Burhan Pazarlama, namıdiğer Burhan Demircan’ın kendi ağzından hayat hikâyesi…
Burhan Demircan Röportajı
“Bu işe 8 ya da 10 yaşında başladım. Tam bir hayat hikâyesi bu. Anneden babadan yalnız kalmak, köprü altında büyümek, tırmalamak. Kemalettin Tuğcu’nun ‘Köprü Altı Çocukları’ diye bir kitabı vardır, ben oralardan çıktım. Sigara içmem, içkim on, on beş yıldır yok, kumarım yok. Bir hayattı bu.
Ben sunuculuk yaptım. Efe Özal beni gemiden transfer etti. Kanal Market’te sunuculuk, ürün tanıtımı yaptım. Ben bir mal sattım mı televizyonda bile ‘Bu mal bozuk mu? Bunu değiştireceksiniz.’ Yok öyle bir şey. Bende pahalı mal vardı ama kötü mal yoktu. Onun için artistlik gibi tiyatro yapardık, yalandan titreme falan.
71 yaşındayım. Orhan Boran’la olan bir anım var. O zamanlar tabii Boğaz Köprüsü yoktu. Vapurda generallerin yanında konuşuyorum. Sepette dikiş iğneleri satıyorum. 85 kuruştu, sanırım öyle hatırlıyorum. Sunucu Orhan Boran, ‘Bana bir tane ver.’ dedi. Köprü yok tabii, herkes vapurla ulaşım sağlıyor. O da lüks mevkide yer tuttu. Bana 1 lira verdi. Parasının üstünü vermeye kalktım, gülümseyerek ‘Üstü kalsın.’ dedi. Güldüm, şöyle bir yüzüne baktım, ‘Benim sana ulaşabilmem için dokuz sekreterin var, hepsini sıraya dizmem lazım. Senin de benimle konuşabilmen için dokuz sekreterden geçmen lazım.’ dedim. O da ‘Tamam, sana laf yetiştirilmez.’ dedi. Onun meşhur bir mendili vardı, o da elindeydi. ‘İlahi, burada da mahvoldum.’ dedi.
İlkokulu okudum, ortaokul ikiden terkim. Benim darbelerim babamdan oldu. Benim başımda yarılmadık, vücudumda bıçaklanmadık yer bırakmadı. Biz 11 kardeştik, ilk çocuk da benim. Babam birkaç kere evlendi.
Ben askere gitmeden önce sokakta kalmamak için bir evlilik yapmıştım. Askere gitmeden 4 aylık bir çocuğum vardı. Benim hayatımı kurtaran eşim oldu. 30 yıllık evliyiz. Oğlum var Emircan. 22 yaşında, üniversite 3. sınıfta okuyor şu an.
Benim için halkım, vatandaş değerliydi. Ben varsam vapura hırsız giremezdi, hırsız sokmazdım. Ben polis gibi yakalar, alır Sirkeci’de emniyet amirliği vardı, oraya teslim ederdim. Bir de Karaköy Tophane Karakolu’na. Karakola hayatımda bir tek kavgadan düştüm.
Çok şükür, beni bırak, İstanbul’un, Türkiye’nin bu kadar sevdiğini bilmiyordum. Şimdi ben Karaköy’den karşıya geçtiğimde birçok kişiyle selamlaşırım. Yolcuların hayatlarını bilirim. Kimin ne derdi, sıkıntısı var, kiminin hanımı hasta, hepsini bilirdim.
Benim bir huyum vardır, kimse benim paramı, bir elli kuruşumu dahi yiyemez. Mesela birisi benden radyo alır, ‘Kardeş, şu gün vereceğim.’ der. ‘Abi, bir hafta sonra ver ama bileyim.’ Vermezse de iki ay uğraşırım, o parayı alırım.
Zamanında ilk röportajımı Uğur Dündar’la yaptım. Benimle çok iyiydi. Hatta karşılaştığında sarılırdı. Babam beni Gaziosmanpaşa’ya milletvekili seçimlerine sokmak istedi, ben istemedim. ‘Ama neden, konuşman var, hitabın var.’ ‘Ama baba, bende yalancılık yok.’ dedim.
Hesap makinesi olayı var bir de. Kim olduğunu bilmiyorum, ünlü birisiymiş. Öğrenci bir gün sınava gidecekmiş. Bunu da bana hastanede ziyaretimize gelen bir yönetmen anlattı. Ama ‘İsmini vermeyeceğim, çok ünlü birisi.’ dedi. ‘Burhan Pazarlama’yı tanır mısın?’ diye sordum. O da ‘Tanımaz olur muyum, öğrenciydim, gemiye bindim. Okula gideceğim ve o gün sınavım var. Burhan abi de hesap makinesi satıyordu. Ona dedim ki: “Burhan abi, ne olur bana bir hesap makinesi ver. Ben sınavıma gireyim, çıkışında gelir iskeleye sana geri bırakırım.” Burhan abi de “Al oğlum, bu hesap makinesini sen bununla üniversiteyi bitir.” dedi. Ama ben parasını sana veremiyorum deyince, “Ben onun rızkını başka yerden kazanırım.” dedi bana. Bende böyle bir anısı var.’ dedi.
Üniversitede Pazarlama Dersi
Bodrum’da Yıldız Teknik Üniversitesinden mezun bir mühendis vardı. Parası yoktu, o yıl okulu bitiremeyecekti. Arkadaşlarına, ‘Ben ne yapacağım, bırakıp gidiyorum.’ demiş. Onlar da, ‘Git Karaköy’de Burhan abi var, onu bul ama dik konuşma, mülayim konuş.’ demişler. O da geldi, bana anlattı. Ben de kerrat cetveli satıyorum. Bu da bütün kırtasiyelere gidiyor. Kırtasiyeciler ne satar, satabilir mi?
‘Otuz tane satarsan bana okulu bitirtir.’ dedi. ‘Her gün yüz tane getir.’ dedim çocuğa. Her gün kerrat cetveli yaptı, getirdi. Okulunu bitirdi, sonra Bodrum’a gitti. Bodrum’un yarısı neredeyse onun; oteller falan. Sonra bir gün vapurda karşılaştık. ‘Sen beni hatırladın mı?’ diye sordu. ‘Vallahi hatırlayamadım.’ dedim. ‘Bir kerrat cetveli getirmiştim. Senin sayende ben okulu bitirdim, şimdi de Bodrum’dayım. Gel, misafirim ol.’ Ben de, ‘Misafirin olayım ama ben bedava kalamam. Herkesten on alıyorsan benden beş al, ben öyle misafirliği kabul etmem.’ dedim. Gittik, bir hafta misafir olduk, çok da güzel zaman geçirdik birlikte. Biz geldikten sonraki sene adam çok zengin oldu diye arabada vuruldu beyninden. Gider üniversitelere bedava konuşurum ama ilaç firmasından para isterim. Babamın hayrına değil. Hasta olmadan beş gün önce 800 kişiye pazarlama semineri verdim.”
Eşi, Yeşim Demircan
“Burhan aslında halkla birlikte olmaktan keyif alıyor. İşin maddi boyutu değil, o insanlarla birlikte olmaktan keyif aldığı için bu işi yapıyor. Mesela o zamanlarda ben ona ‘Gitme.’ diyordum. Ama gitmezse mutsuz oluyordu. ‘Hiç olmazsa üç günde bir de olsa gidip o havayı alayım, insanları göreyim.’ derdi. İhtiyacı olduğu için değil ama o, onun için yaşam zevkiydi.”
Burhan Demircan:
“Sene 60’tı galiba, Cemal Gürsel’in zamanı. Çarklı gemiler böyle dönerdi, kömür atmadan çalışmazdı. Yandan çarklıydı. O kömür çok berbattı. Kömür atınca İstanbul kapkara olurdu. Ama o gemilerin de koltuğu güzeldi. Oturduğun zaman çekerdi, seyahat boyu anlamazdın. Sonra bu buharlılar geldi. Paşabahçe, Dolmabahçe, Fenerbahçe, bunlar daha başkaydı. Yalova’ya giderlerdi. Bu gemilerde çok satış yaptım. İlk galeta, gazete, Hayat mecmuaları vardı, satardım. Gemi rafları vardı. Gemiye binen ilk gelişte emanetçiye eşyalarını verirdi. Birinci katta çaycı, ikinci katta meyhane, bar. Uzun yol, ya insanlar rakısını içip salatasını yerdi, Yalova’ya giderdi. Hatta ben de bilet almadığım için vapurda denize atlardım. O zamanlar biraz kral gibiydim.
Kaptanların çoğu beni severdi. Mesela geçenlerde Emin Kul’u tuttular, Vestel reklamını yaptım.
İlyas Salman’ın Sarı Mercedes sinema filminde pazarlamacı olarak oynadım. Konuşma eğitimim yoktu. Tamamen her şeyi hayattan öğrendim. Eğitim bitmez, hep devam eder. Gençler üniversite bitirse ne yazar. Hayat mektebinden mezun olamazsın.
Sene 70, ihtilalleri yapamazlardı, ben yapardım. Öğrenciler Maltepe vapurunu kaçırıp Karaköy İskelesi’ne doğru yanaştırdılar. Ben de Karaköy İskelesi’ndeyim. Silahlar, bilmem neler. Gemiyi kaçırmadan önce benim peşime düştüler. Emniyettekiler beni gördüler, ‘Burhan, ne haber?’ ‘İyi, sizden ne haber?’ ‘Böyle böyle, içinde bir şeyin var mı?’ dediler. ‘Kalemlerim var dışarda.’ dedim. Kalem de 4 ayrı renk yazıyor. ‘Mallarım var, yasak var mı?’ dedim. ‘Sana olamaz.’ dedi. İçeri girdim, krallar gibi geziyorum. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa bana vurmaya kalkar, satış yaparken çelme takıyorlar. İçeride para toplanıyor. Edebiyat Fakültesi’nde bomba patlattılar, bir de eski Kadıköy İskelesi’nden çıkarken yedi kişiyi vurdular. Çok zoruma gitmişti, tanıdığım insanlar vardı. Sözüm geçerdi, kim hile yapacak, kaçacak anlardım. Mesela gemide ilk siyah televizyonu, radyoyu ben sattım. Bugün gemide ilk arabayı ben sattım. Araba iskelede, ben vapurdan arabayı reklam yaparak gösteriyorum, ışıkları yanıyor. Benim arabam Murat 131’di. Bakıyorlar; bir kişi bakıyor, otuz kişi bakıyor, otuz birinci kişiye malı satıyorum.”
Vapurda Tekne Bile Satar
“Vapurda tekne sattım. Kendime tekne almıştım. Hafta sonu sefa yapayım dedim. Aldım ama limandan tekneyi kaldıramadım. Vaktim yoktu hiç, gezemedim. Vapurdayım, anlattım: ‘Beş buçuk metre, fiber, çok güzel bir tekne, Burhan Pazarlama’dan sıfır tekne. İsteyen parayı buradan verecek, malı limandan alacak.’ Ama tekneyi görmüyorlar. Alan adam da Bostancı’dan Maltepe’ye çıkan hafif bir yokuş var, orada kuyumcudur. Tekne Çınarcık’ta. Ben de Çınarcık-Eminönü hattında sattım bu tekneyi.”
Osman Pazarlama
“Bu işten para kazanmadım. Şimdiki Şehir Hatları müdürü benim gibi adamı 8 ay kapıda bekletti görüşmek için. Şahan Gökbakar benim hayatımı ‘Osman Pazarlama’ filminde oynadı.
Bu işten para kazanamadım. Birinin malı bozuk çıksın, hemen değiştirirdim. Artık dost da kalmadı. Benim dostum artık oğlum ve eşim.”
Bir Efsâne Daha Gitti.
Burhan Demircan, namıdiğer Burhan Pazarlama, bu söyleşiden dört gün sonra, 14 Mart 2020’de, 71 yaşında, uzun süredir mücadele ettiği kanser nedeniyle Ümraniye’de evinde hayata gözlerini yumdu. Eşinin ricasıyla ölüm ilanını sosyal medyada duyurmak bana kaldı. Kısa sade bir metinle ölümünü şöyle duyurdum:
“İstanbul vapurlarının unutulmaz kibar satıcısı Burhan Pazarlama hayatını kaybetti. Burhan Demircan’ın cenazesi bugün (14 Mart Cumartesi 2020) ikindi namazını müteakip Ataşehir Örnek Mahallesi Merkez Cami’nden kaldırılacaktır.”
Şehir Hatları’nın o zamanki yönetimi, Burhan Demircan’ın cenazesine çelenk göndermeyi unutmamıştı.