İran’da Büyük Hayal Kırıklığı: “Yardım Yolda” Denmişti, Şimdi Rejim Yerinde
İranlılar, savaş başında rejimin devrileceğine umutlanırken, Washington'un geri adım atmasıyla yıkılmış bir ülke ve sertleşebilecek rejimle karşı karşıya.
Selin Özalp ·

İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının başlamasıyla Tahran'ın bazı mahallelerinde rejime karşı kırılgan bir umut dalgası yükseldi. Yıllardır süren ekonomik zorluklar, sosyal baskılar ve uluslararası yaptırımların ardından, bazı İranlılar bu savaşın İslam Cumhuriyeti'nin sonunu getireceğine inandı.
Sosyal medyada paylaşılan videolarda, sokaklarda dans edip birbirlerini tebrik eden insanlar görülürken, Washington ve Londra gibi şehirlerdeki sürgündeki İranlılar da ülkelerinin bombalanmasını bir kurtuluş olarak niteleyerek sevinç gösterileri düzenledi.
Ancak bugün, bu ilk iyimserlik yerini derin bir hayal kırıklığına ve artan bir korkuya bırakmış durumda.
Bu duygu değişimi, savaşın ilk günlerinde duyulan coşkunun ne kadar kırılgan temellere dayandığını gösteriyor. 2022'deki Mahsa Amini protestoları gibi kitlesel hareketlerin şiddetle bastırılmasının ardından, içeriden bir değişimin imkansız olduğunu düşünen birçok kişi için dış müdahale tek çıkış yolu olarak görülüyordu.
Wall Street Journal'a konuşan Tahranlı bir sivil toplum aktivisti ve eski siyasi mahkum, savaşın ilk günlerinde gerçek bir umut doğduğunu, birçok İranlının bu saldırıları "son bir şans" olarak gördüğünü, ancak şimdi kendilerini aldatılmış hissettiklerini belirtti.
Söylem Değişikliği ve Hayal Kırıklığı
Umutların sönmesindeki temel neden, Washington ve Tel Aviv'den gelen mesajların hızla değişmesi oldu. Savaşın ilk günlerinde hem dönemin ABD Başkanı Donald Trump hem de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran halkını açıkça sokaklara çıkmaya çağırmıştı.
Trump, sosyal medya üzerinden protestoculara "YARDIM YOLDA" mesajı gönderirken, İsrail yönetimi de İranlıların "doğru zamanı beklemesi gerektiğini" ima etmişti. Bu çağrılar, rejim karşıtları arasında dış desteğin somut ve kararlı olduğu algısını güçlendirdi.
Ancak savaş ilerledikçe bu söylem belirgin şekilde yumuşadı. Trump, İran'da kısa vadede bir halk ayaklanmasının artık olası görünmediğini ifade etmeye başladı.
Benzer şekilde Netanyahu da İran halkının rejimi devirmesinin kolay olmayabileceğini kabul eden daha temkinli bir ton benimsedi. Bu geri adım, İran içindeki muhalifleri savunmasız bıraktı ve kritik bir soruyu gündeme getirdi: Bu savaş gerçekten rejimi devirmek için mi, yoksa sadece İran'ın askeri ve ekonomik kapasitesini zayıflatmak için mi başlatıldı?
Artan Baskı ve Savaşın Bedeli
Savaş ilerlerken İran yönetimi, dış tehdidi iç kontrolü pekiştirmek için bir fırsat olarak kullandı. Devlet televizyonu ve vatandaşlara gönderilen toplu SMS mesajlarıyla, her türlü protesto veya rejim karşıtı eylemin "vatana ihanet" olarak kabul edileceği ve en ağır şekilde cezalandırılacağı uyarısı yapıldı.
Devrim Muhafızları'ndan bir komutanın televizyonda güvenlik güçlerine "vur emri" verildiğini açıklaması, yönetimin kararlılığını gösterdi. İnsan hakları gruplarına göre, savaşın başlamasından bu yana en az 195 kişi casusluk veya yabancı medyaya bilgi sızdırma gibi suçlamalarla gözaltına alındı. Bazı kişilerin sadece bombalanan bölgelerin fotoğrafını çektiği için tutuklandığı bildiriliyor.
Aynı zamanda, bombardımanların sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisi de kamuoyundaki havayı değiştirdi. İnsan hakları örgütleri, savaşta şu ana kadar 1.200'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini ve altyapının ciddi hasar gördüğünü rapor ediyor. Bu durum, başlangıçta rejimin gitmesini isteyen birçok İranlıyı bile savaşın devam etmesi konusunda tereddüde düşürdü.
Tahran'da yaşayan ve hükümete karşı olduğunu söyleyen bir İngilizce öğretmeni, ülkenin "yüz yıl geriye gitmiş gibi" hissettirdiğini ve sıradan İranlıların yıkıcı bir savaşın gerekçesi haline getirildiğini ifade etti.
Tarihsel Yankılar ve Beklenmedik Sonuç
Mevcut durum, İran'ın modern tarihindeki acı tecrübeleri akla getiriyor. 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İslam Cumhuriyeti, dış düşmanla savaşı bahane ederek içerideki tüm muhalefeti acımasızca ezmiş, binlerce siyasi mahkumu yargısız infazlarla ortadan kaldırmıştı.
Bugün birçok İranlı, benzer bir senaryonun tekrarlanmasından ve rejimin savaşı bir tasfiye aracı olarak kullanmasından endişe ediyor. Tarihsel olarak dış saldırılar, otoriter rejimleri zayıflatmak yerine genellikle "bayrak etrafında toplanma" etkisi yaratarak konsolide etme eğilimindedir. Savaş, rejime hem milliyetçi duyguları harekete geçirme hem de güvenlik gerekçesiyle iç muhalefeti tamamen susturma imkanı tanır.
Nitekim rejim içinde henüz ciddi bir çatlak veya bölünme gözlenmedi. Devrim Muhafızları ve ona bağlı Basij milisleri gibi rejimin omurgasını oluşturan güvenlik kurumları, sahadaki kontrollerini sürdürüyor. Hatta İranlı Kürt muhalif gruplar bile, rejimin gücünün kırılmadığını görerek planladıkları ayaklanmayı şimdilik ertelediklerini duyurdu.
Bu nedenle bazı analistler, eğer bu savaş rejimi devirmeden sona ererse, İran yönetiminin hem hayatta kalmış hem de eskisinden daha sert ve totaliter bir modele evrilmiş olabileceği uyarısında bulunuyor. Tahran'da yaşayan bir muhalifin Wall Street Journal'a söylediği şu sözler bu korkuyu özetliyor: "
Eğer bu rejim bu savaştan sağ çıkarsa, eskisinden daha güçlü ve daha acımasız olacak."
Savaşın ilk gecelerinde sokakta dans eden İranlılar için bugün geriye şu acı soru kalmış durumda:
Yıkılan şehirler ve ağırlaşan baskı altında aynı rejimle yaşamaya devam etmek zorunda mı kalacaklar?