Korkuteli'de Maden Israrı: 17 Köyün Suyu Tehlikede
Korkuteli'de iptal edilen maden ocağı projesi yeniden gündemde. 17 köyün su kaynağını tehdit eden proje tepki çekiyor.
Selin Özalp ·

17 Köyün Su Kaynağını Tehdit Eden Maden Projesi
Antalya'nın Korkuteli ilçesine bağlı Dereköy Mahallesi, bölgenin ekolojik geleceğini yakından ilgilendiren bir madencilik faaliyetiyle yeniden gündeme oturdu. Dört yıl önce yoğun kamuoyu tepkisi sonucu rafa kaldırılan kömür ocağı projesinin, bu kez daha küçük bir alanda hayata geçirilme girişimi, hem bölge halkını hem de çevre savunucularını harekete geçirdi. Projenin en büyük endişe kaynağı, 17 köyün içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayan hayati su havzası üzerinde yer almasıdır.
Dereköy ve çevresi, sadece bir yerleşim yeri olmanın ötesinde, verimli toprakları ve zengin su kaynaklarıyla Antalya'nın tarımsal üretiminde önemli bir rol oynamaktadır. Bölgede yaşayan üreticiler, yaş meyve ve sebze üretimiyle ülke ihracatına ciddi katkı sağlıyor. Planlanan Korkuteli maden ocağı projesinin, bu hassas tarım arazilerine ve su kaynaklarına geri döndürülemez zararlar vereceği savunuluyor.
İptal Edilen Proje Yeniden Gündemde: Dereköy'de Endişe
Mevcut tartışmalar, dört yıl önce yaşanan benzer bir sürecin tekrarı niteliğinde. O dönemde, Dereköy Yaylası'nda 2 bin dönümlük devasa bir alanda kömür ocağı ve santral kurulması planlanmıştı. Çiftçiler, köylüler ve çevre aktivistlerinin ortak mücadelesi sonucunda bu proje iptal edilmiş ve bölge halkı rahat bir nefes almıştı.
Ancak son gelişmeler, aynı tehdidin bu kez 200 dönümlük bir alanda, yani yaklaşık 25 futbol sahası büyüklüğünde bir alanda yeniden ortaya çıktığını gösteriyor. Beşkonaklılar Derneği Başkanı Hakan Halim Okudan, alanın küçültülmesinin tehlikeyi ortadan kaldırmadığını vurguluyor. Okudan, doğanın matematiksel hesaplarla değil, hassas bir dengeyle işlediğini ve su havzasına yapılacak en küçük bir müdahalenin bile tüm ekosistemi olumsuz etkileyeceğini belirtiyor.
Sivil Toplum ve Siyasetin Maden Ocağı Tepkisi
Projenin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte sivil toplum ve siyaset kanadından tepkiler de gecikmedi. Daha önce Beşkonak Kırkavak'taki mermer ocağı ruhsatının iptalinde kilit rol oynayan Hakan Halim Okudan, mücadelenin ön saflarında yer alıyor. Okudan, kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna uzun vadeli ve telafisi imkansız ekolojik kayıpların göze alınmasının büyük bir hata olacağını ifade ediyor.
Konu, siyasi arenaya da taşınmış durumda. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Cavit Arı, Dereköy'deki maden ocağı girişimini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıyarak yetkililerden açıklama talep etti. Bölge halkının ve sivil toplum kuruluşlarının başlattığı bu onurlu mücadelenin, sadece bir köyün değil, tüm Antalya'nın geleceğini savunma amacı taşıdığı vurgulanıyor.
Tartışmalı "ÇED Gerekli Değildir" Kararı
Endişeleri artıran bir diğer önemli gelişme ise proje için "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararı verilmiş olmasıdır. Aktivistler, bu kararın projenin çevre üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini göz ardı ettiğini savunuyor. Okudan, bu tür kritik kararların, Antalya coğrafyasının doğal yapısı düşünülmeden verilmesini "memlekete ihanet" olarak nitelendiriyor.
ÇED sürecinin işletilmemesi, projenin su kaynakları, toprak verimliliği ve yerel ekosistem üzerindeki etkilerinin bilimsel olarak detaylıca incelenmeyeceği anlamına geliyor. Bu durum, projenin şeffaflıktan uzak bir şekilde ilerletilmeye çalışıldığı yönündeki kaygıları güçlendiriyor. Hukuki süreçlerin başlatılması ve karara itiraz edilmesi bekleniyor.
Antalya'nın Kimliği: Turizm mi, Madencilik mi?
Dereköy'deki Korkuteli maden ocağı tartışması, aslında Antalya'nın gelişim vizyonuna dair temel bir soruyu gündeme getiriyor. Şehir, dünya genelinde "bacasız sanayi" olarak bilinen turizm, tarım ve doğal güzellikleriyle anılırken, yeraltı kaynaklarının çıkarılmasına yönelik faaliyetlerin bu kimlikle çeliştiği belirtiliyor.
Hakan Halim Okudan, durumu "akıl tutulması" olarak yorumluyor. Dünyanın yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiği bir dönemde; turizmiyle, tarımıyla ve lojistik imkanlarıyla öne çıkan Antalya'da bir kömür ocağının konuşulmasının dahi mantık dışı olduğunu savunuyor. Bu girişimin, bölgenin kaderini bugünün dar ekonomik hesaplarıyla belirleme çabası olduğunu ve suyun sadece toprağın değil, hayatın kendisi olduğunu hatırlatıyor.