Sıfır Atık protokolü ulaştırmada standartları hedefliyor

Sıfır Atık protokolü, ulaştırma projelerinde atık yönetimini standartlaştırmayı ve 2053 net sıfır hedefiyle uyumu güçlendirmeyi amaçlıyor.

Cuneyd Erdogan ·

Sıfır Atık protokolü ulaştırmada standartları hedefliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, ulaştırma yatırımlarında “sıfır atık” uygulamalarını ortak bir çerçeveye bağlamak için Sıfır Atık Vakfı ile işbirliği protokolü imzaladı. Bakanlık, protokolü 20 Mayıs’ta devreye aldı ve hedefi, projelerde atık yönetimini standartlaştırmak ve 2053 net sıfır emisyon hedefiyle uyumlu bir uygulama seti oluşturmak olarak tanımladı.

Protokolün odağında, ulaştırma altyapısının planlama, yapım ve işletme aşamalarında atık oluşumunu azaltmak, geri dönüşümü artırmak ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını yaygınlaştırmak var. Bakanlık, limanlar, havalimanları ve istasyonlar gibi yüksek yolcu ve yük trafiği olan noktalarda sıfır atık uygulamalarının daha geniş ölçekte uygulanmasını hedefliyor.

Bu yaklaşım, kamu yatırımlarında tedarik zinciri ve işletme süreçlerine çevresel kriterlerin daha sistematik biçimde girmesi anlamına geliyor.

Türkiye’de ulaştırma sektörü, toplam sera gazı emisyonlarının %17,6’sından sorumlu. Bu nedenle protokol, yalnızca atık yönetimi başlığıyla sınırlı kalmıyor; emisyon azaltımı hedefleriyle de ilişkilendiriliyor. Atık azaltımı, malzeme verimliliği ve geri dönüştürülmüş içerik kullanımı, özellikle büyük ölçekli altyapı projelerinde gömülü karbonu ve operasyonel çevresel yükleri düşürmeye dönük araçlar arasında yer alıyor.

Bakanlık, kurumsal karbon ayak izi hesaplamasını yapan ilk bakanlık olduğunu da hatırlatıyor. Bu tür hesaplamalar, kurumun kendi faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonları izleme ve raporlama kapasitesini artırdığı için, yeni protokolün ölçüm ve izleme tarafında bir zemin oluşturabilir. Protokolün sahaya yansıması, uygulama standartlarının nasıl tanımlanacağına, denetim mekanizmalarına ve tesis bazında performans göstergelerinin kurulmasına bağlı olacak.

Mevcut çevresel girişimler içinde Marmaray Projesi öne çıkıyor; proje ile 2013’ten bu yana 62 milyon ton karbon emisyonunun engellendiği bilgisi paylaşılıyor. Havacılık tarafında ise Türkiye, 52 havalimanıyla Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin Karbon Akreditasyonu Programı’nda ABD’den sonra ikinci sırada yer alıyor. Bakanlık, yeni protokolün bu tür program ve uygulamaları destekleyerek sürdürülebilir ulaşım bilincini artıracağını ve döngüsel ekonomi yaklaşımını güçlendireceğini belirtiyor.

Politika düzeyinde bakıldığında protokol, ulaştırma altyapısında çevresel performansı “proje bazlı iyi uygulama” seviyesinden “kurumsal standart” seviyesine taşımayı amaçlıyor. Bu çerçeve, kamu projelerinde malzeme seçimi, atık ayrıştırma altyapısı, işletme süreçleri ve raporlama disiplininin daha görünür hale gelmesine yol açabilir.

Uygulamanın etkisi, liman-havalimanı-istasyon gibi düğüm noktalarında operasyonel süreçlerin yeniden tasarlanması ve tedarikçilerden geri dönüştürülmüş içerik gibi kriterlerin daha sık talep edilmesi üzerinden şekillenebilir.

Olası Etkiler

Ülke Etkisi: Protokol, 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu olarak kamu altyapı projelerinde çevresel standartların kapsamını genişletebilir. Uygulama, raporlama ve denetim gereksinimleri üzerinden kamu kurumlarında ölçümleme kapasitesini ve düzenleyici çerçeveyi etkileyebilir.

Sektör Etkisi: Liman, havalimanı ve istasyon işletmecileri ile altyapı yüklenicileri, atık ayrıştırma, geri dönüşüm altyapısı ve geri dönüştürülmüş malzeme tedariki gibi alanlarda süreçlerini güncellemek zorunda kalabilir. Tedarik zincirinde çevresel kriterlerin sözleşmelere girmesi, malzeme ve hizmet sağlayıcıları arasında rekabet dinamiklerini değiştirebilir.

Piyasa Etkisi: Standartlaşma, çevresel uyum yatırımlarını ve ilgili ekipman-hizmet talebini artırarak belirli alt sektörlerde nakit akışı ve yatırım planlarını etkileyebilir. Emisyon ve atık performansının daha görünür hale gelmesi, proje finansmanı ve sigorta koşullarında çevresel risk fiyatlaması kanalıyla yansımalar yaratabilir.

More stories