Yunan Lobisi Devrede: Kongre Türkiye'ye F-35 Satışını Engelleyebilir mi?
Yasalar satışı kâğıt üzerinde yasaklıyor. Ama Washington'ın gerçek işleyişi bambaşka.*
Serdar Cebe ·

Serdar CEBE
ATLAS360 - Temmuz 2026'da NATO zirvesinde Başkan Donald Trump'ın Türkiye'ye F-35 satışını yeniden değerlendirebileceğini ima etmesiyle birlikte, Kongre'deki Yunan asıllı üyeler harekete geçti. Açıklamalar birbirini izledi; mektuplar yazıldı, basın toplantıları düzenlendi. Mesaj netti: "Bizi dinleyin, bu satışı biz engelleriz."
Peki gerçekten engelleyebilirler mi?
Hukuki metinler, tarihsel emsaller ve güç dengesi bir arada değerlendirildiğinde cevap şu: Kısmen evet — ama söyledikleri kadar kolay değil.
Kimler Konuşuyor, Ne Söylüyorlar?
Kongre'deki Hellenic Caucus (Yunan Grubu) olarak bilinen yapının öncü isimleri bu tartışmanın merkezinde:
Nicole Malliotakis (Cumhuriyetçi, New York), Gus Bilirakis (Cumhuriyetçi, Florida), Mike Haridopolos ve Jimmy Patronis, 29 Haziran 2026'da ortak bir açıklama yaparak Türkiye'yi "Doğu Akdeniz'de istikrarsızlaştırıcı bir güç" olarak nitelendirdi. F-35 konusundaki tutumları tek cümleyle özetlenebilir: *"Türkiye S-400'lerden kurtulmadan bu iş olmaz. Ve biz bunu engelleriz."
Demokrat Dina Titus (Nevada) ise daha da ileri giderek H.J. Res. 200 adıyla bir Ret Kararı taslağı sundu — Türkiye'nin KAAN savaş uçağı için alacağı 700 milyon dolarlık General Electric motorunu engellemek amacıyla.
Hukuki Çerçeve: Yasalar Gerçekten Ne Diyor?
Bu tartışmayı anlamak için üç temel yasal düzenlemeyi bilmek gerekiyor:
1. CAATSA (2017): Rusya'nın silah sistemlerini satın alan ülkelere yaptırım uygulayan bu yasa, Türkiye'nin S-400'leri almasının ardından Ankara'ya doğrudan uygulandı. Türkiye Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) bu kapsamda 2020'de yaptırım listesine girdi.
2. NDAA 2020: F-35'lerin Türkiye'ye transferini açıkça yasaklayan hükmü içeriyor. Yasaya göre Türkiye S-400'leri elinde bulundurduğu sürece bu uçaklar satılamaz.
3. Silah İhracat Kontrol Yasası (AECA): Büyük silah satışlarında Kongre'ye bildirim zorunluluğu getiriyor ve Kongre'nin itiraz mekanizmasını tanımlıyor.
Yani yasalar açık: S-400 Türkiye'deyken F-35 satışı hukuka aykırı.
Çapraz Sorgulama: "Biz Engelleriz" İddiası Ne Kadar Güçlü?
İşte burada tablo karmaşıklaşıyor.
Kongre'nin elindeki temel silah, Ortak Ret Kararı (Joint Resolution of Disapproval). Teoride güçlü görünüyor: Her iki meclis de kabul ederse satış durur. Ama pratikte tarihsel bir gerçek var.
Bu mekanizma, ABD tarihinde hiçbir zaman bir silah satışını durdurmayı başaramamıştır.
Neden? Çünkü cumhurbaşkanı böyle bir kararı veto edebilir. Vetoyu aşmak için her iki mecliste de üçte iki çoğunluk gerekiyor. Trump'ın kendi partisinin Kongre'de çoğunluğu elinde tuttuğu bu dönemde, iki partili bir vetonun aşılması neredeyse imkânsız.
Üstelik başkanlara bir koz daha var: "Olağanüstü hal" ilan ederek AECA'nın bildirim sürecini tamamen devre dışı bırakabilirler.
Peki CAATSA ve NDAA hükümleri ne olacak? Bunlar daha sağlam bir zemin oluşturuyor. Çünkü burada yürütme organının tek başına hareket etme yetkisi çok daha kısıtlı. Trump yaptırımları kaldırmak istese bile bunu doğrudan yapamaz — Kongre'nin onayına ihtiyaç var ya da Türkiye'nin S-400'lerden fiilen vazgeçtiğini teyit etmesi lazım.
Bu noktada Yunan asıllı kongre üyelerinin argümanı hukuki olarak doğru ama siyasi olarak abartılı.
Beyaz Saray'ın sinyallerine rağmen Amerikan Dışişleri Bakanlığı tutumunu korumaya devam ediyor: Türkiye, F-35 için gerekli yasal kriterleri henüz karşılamıyor. Ankara'nın S-400 meselesi çözülmeden resmi bir satış süreci başlatılamaz.
Bu, yürütme içindeki anlaşmazlığın açık bir göstergesi. Trump konuyu "müzakere masasına" taşımak isterken Dışişleri ve Savunma Bakanlığı bürokratik direncini sürdürüyor.
Lobi Savaşının Arka Planı
Washington'da bu tartışmanın bir de görünmez boyutu var: Türk ve Yunan lobilerinin çarpışması.
Türk-Amerikan örgütleri, Türkiye'nin NATO'daki stratejik önemini ve bölgesel güvenlik katkısını ön plana çıkararak F-35 programına dönüşü savunuyor. Yunan lobi grupları ise S-400 argümanını Doğu Akdeniz'deki daha geniş bir Türkiye karşıtı çerçeveye oturtmaya çalışıyor.
Dina Titus'un daha önceki bir açıklamasında söylediği söz bu gerginliği çok iyi özetliyor: "Türkiye Kongre'de son derece agresif bir lobi yürütüyor."
Yunanistan ve İsrail de Sahnede
Kongre koridorlarındaki muhalefeti besleyen tek güç Hellenic Caucus değil. Yunanistan ve İsrail hükümetleri de doğrudan Washington'a baskı yapıyor. İki ülkenin ortak argümanı şu: Türkiye'nin F-35 alması, Ege ve Doğu Akdeniz'deki güç dengesini köklü biçimde bozar.
Bu baskı özellikle Yunanistan-İsrail arasında imzalanan "Akhilleus'un Kalkanı" savunma anlaşmasının hemen ardından daha da anlam kazanıyor: Riyad-Atina-Tel Aviv ekseninin şekillenmekte olduğu bir dönemde Ankara'ya F-35 vermek, ABD'nin bölgesel denklemi açısından ciddi bir soru işareti taşıyor.
Hellenic Caucus üyelerinin söyledikleri tamamen yanlış değil ama tam da doğru değil. En güçlü kozu, kendi sözleri değil zaten var olan federal yasa: CAATSA ve NDAA. Kongre'nin gerçek gücü yeni bir şey yapmasında değil, mevcut yasayı korumakta yatıyor.
Ve Ankara bu gerçeği herkesten iyi biliyor.