F-35’ten S-400’e: Kongre’deki değişim Türkiye’yi nasıl etkiler?
ABD seçimleri sonrası Kongre'deki olası değişim, Türkiye-ABD ilişkilerini etkileyebilir. F-35 ve S-400 gibi kritik dosyalarda Kongre belirleyici olacak.
Serdar Cebe ·

Yazar: Serdar Cebe
Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin en zor kamuoyu tablosuyla karşı karşıya.
Quinnipiac Üniversitesi’nin 24–27 Eylül tarihleri arasında 1.032 kayıtlı seçmenle yaptığı ulusal ankete göre Trump’ın başkanlık performansını onaylayanların oranı yüzde 34’e geriledi. Seçmenlerin yüzde 61’i ise Trump’ın görevini yürütme biçimini onaylamıyor.
Yüzde 61, Quinnipiac’ın Trump için bugüne kadar ölçtüğü en yüksek onaylamama oranına eşit. Aynı seviye son olarak 18 Ocak 2021’de, Kongre baskınının hemen ardından yapılan ankette görülmüştü. Son anketin hata payı artı-eksi 3,8 puan.
Asıl dikkat çekici tablo ise başlıklara tek tek bakıldığında ortaya çıkıyor.
Trump’ın ekonomiyi yönetme biçimini yalnızca yüzde 31 onaylıyor; yüzde 65 onaylamıyor. Bu, Quinnipiac’ın Trump’ın iki başkanlık döneminde ekonomi konusunda kaydettiği en düşük onay oranı.
İran konusunda rakamlar daha da aşağıda: yüzde 28 onay, yüzde 66 onaylamama. Quinnipiac’a göre yüzde 28’lik oran, temmuz sonunda kaydedilen tarihi dip seviyeye eşit.
Trump Kongre’yi kaybederse Türkiye ilişkileri ne olur?
Kasım seçimlerinin Türkiye açısından ayrı bir önemi daha var.
Eğer Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kaybederse, Donald Trump Beyaz Saray’da kalmaya devam edecek ancak Türkiye politikasını yürütürken çok daha güçlü bir Kongre denetimiyle karşılaşacak.
Bu, Washington-Ankara ilişkilerinin otomatik olarak kötüleşeceği anlamına gelmiyor. Başkan dış politikanın yürütülmesinde geniş yetkilere sahip. NATO, Suriye, İran, Karadeniz güvenliği ve doğrudan Erdoğan-Trump diplomasisi büyük ölçüde Beyaz Saray üzerinden yürümeye devam edebilir.
Ancak savunma ilişkilerinde tablo farklı. Türkiye’nin önündeki en kritik dosya F-35.
Trump, temmuz ayında Ankara ziyaretinde Türkiye’nin yeniden F-35 almasına açık olduğunu söyledi. Aynı ziyaret sırasında Türkiye’ye S-400 alımı nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılacağını da açıkladı. Ancak Başkan’ın siyasi iradesi tek başına F-35’lerin Türkiye’ye teslim edilmesine yetmiyor.
Çünkü Kongre’nin daha önce çıkardığı yasa hala önemli bir engel oluşturuyor.
2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nın 1245’inci maddesi, Türkiye Rus yapımı S-400 sistemine sahip olduğu sürece Pentagon’un Türkiye’ye F-35 transfer etmesini yasaklıyor. Ağustos 2026 tarihli Kongre Araştırma Servisi raporuna göre Dışişleri Bakanlığı da temmuz ayında Kongre’ye Türkiye’nin F-35 transferi için gerekli yasal şartları henüz yerine getirmediğini bildirdi.
Dolayısıyla Kongre’nin iki kanadında çoğunluğun değişmesi halinde S-400, F-35 dosyasının Trump ile Erdoğan arasındaki siyasi pazarlıktan çok Kongre’deki yasal sürece bağımlı hale gelmesi mümkün.
Üstelik Türkiye konusunda Washington’da tek bir parti çizgisinden söz etmek zor.
F-35 satışına itiraz eden veya ek şartlar isteyen hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi Kongre üyeleri bulunuyor. Kongre Araştırma Servisi, 2026 boyunca bazı milletvekillerinin Türkiye’ye yönelik savunma satışlarında S-400’lerin yanı sıra İsrail, Yunanistan, Kıbrıs, Suriye, İran ve Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini de gündeme getirdiğini belirtiyor.
Savunma satışlarında Kongre’nin eli güçlenebilir
Türkiye açısından mesele sadece F-35 de değil.
KAAN savaş uçağı için gerekli Amerikan yapımı F110 motorları, olası yeni mühimmat paketleri ve gelecekteki büyük savunma satışları da Kongre’nin inceleme mekanizmasına tabi.
ABD yasalarına göre NATO ülkelerine yapılacak belirli büyüklüğün üzerindeki silah satışlarının Kongre’ye bildirilmesi gerekiyor. Kongre satışları yasayla değiştirme veya engelleme yetkisine sahip. Ayrıca Senato Dış İlişkiler ve Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler komiteleri, resmi bildirimden önce yürütülen gayriresmi inceleme sürecinde ciddi siyasi ağırlık taşıyor.
Bu nedenle komite başkanlıklarının değişmesi Ankara açısından Washington’daki güç dengesini de değiştirebilir.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’nin savunma dosyasında bundan sonra sadece “Trump ne istiyor?” sorusu yeterli olmayabilir.
“Kongre neye izin verecek?” sorusu en az onun kadar önemli hale gelebilir.
Suriye, İsrail ve insan hakları dosyaları yeniden öne çıkabilir
Kongre’de çoğunluğun değişmesi durumunda Türkiye’ye ilişkin oturumların ve yönetimden istenecek belgelerin sayısında da artış yaşanabilir.
Temsilciler Meclisi ve Senato komiteleri yönetim yetkililerini ifadeye çağırabilir, belge talep edebilir ve Türkiye politikasının uygulanmasına ilişkin daha sık denetim toplantıları düzenleyebilir.
Burada gündeme gelebilecek başlıkların sınırı oldukça geniş:
Suriye’de ABD’nin Kürt gruplarla ilişkisi, Türkiye-İsrail gerilimi, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Rusya ile ilişkiler, İran savaşı, savunma sanayii işbirliği ve Türkiye’de hukuk devleti ile basın özgürlüğüne ilişkin tartışmalar Kongre’de yeniden daha görünür hale gelebilir.
Bu mekanizmanın siyasi ağırlığını küçümsememek gerekiyor. Demokratlar, Kongre’nin iki kanadından yalnızca birinin kontrolünü kazanmaları halinde bile Trump yönetiminin bazı dış ilişkileri ve ticari bağlantıları konusunda soruşturmalar açmayı planladıklarını şimdiden açıkladılar. Kongre çoğunluğu, özellikle Temsilciler Meclisi’nde, komitelerin belge isteme ve celp yetkisini belirliyor.
Ankara İçin Yeni Washington Denklemi
Böyle bir Kongre tablosunda Türkiye açısından ortaya çıkabilecek denklem oldukça farklı olabilir.
Bir tarafta Erdoğan ile doğrudan ilişki kurmaya ve savunma işbirliğini genişletmeye açık bir Trump yönetimi; diğer tarafta özellikle silah satışları, S-400 ve bölgesel politikalar konusunda daha fazla şart ve denetim isteyen bir Kongre.
Bu durum Türkiye-ABD ilişkilerini koparmak zorunda değil.
NATO, İran savaşı, Suriye, Karadeniz, Rusya ve Orta Doğu’nun yeni güvenlik dengeleri nedeniyle Ankara Washington için stratejik önemini koruyor. Kongre Araştırma Servisi de Türkiye’yi ABD açısından NATO güvenliği, Orta Doğu dengesi ve Rusya-Çin rekabeti gibi birbirine bağlı dosyaların merkezindeki ülkelerden biri olarak değerlendiriyor.
Ancak 3 Kasım’dan sonra Kongre’nin iki kanadında da çoğunluk değişirse, Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel diplomasi Washington’daki bütün kapıları açmaya yetmeyebilir.
Özellikle F-35 ve S-400 dosyalarında Ankara’nın karşısında tek bir muhatap değil, Beyaz Saray ile Kongre arasında iki ayrı siyasi merkez bulunabilir.
Burada özellikle “Demokratlar gelirse Türkiye-ABD ilişkileri bozulur” gibi fazla düz bir sonuca gitmedim. Daha güçlü haber açısı şu: Trump–Erdoğan hattı çalışmaya devam edebilir ama F-35, CAATSA/S-400 ve yeni savunma satışlarında Kongre yeniden belirleyici bir aktöre dönüşebilir. Üstelik F-35 meselesindeki engelin önemli bölümü zaten başkanlık kararı değil, mevcut ABD yasası.
Savaş 38 Günde Bitmedi
Rakamların arkasındaki en büyük başlıklardan biri İran.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırılarla birlikte Washington, Operation Epic Fury adı verilen geniş çaplı askeri harekâta girişti.
Burada önemli bir ayrım var.
ABD yönetiminin “Operation Epic Fury” olarak tanımladığı yoğun ana muharebe safhası 38 gün sürdü. Pentagon ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, bu sürede İran’ın füze, drone, deniz ve savunma sanayisi kapasitesinin ağır şekilde vurulduğunu açıkladı. Beyaz Saray da başlangıçta operasyonun dört ila altı hafta sürmesinin planlandığını bildirmişti.
Ancak 38 günlük büyük operasyonun bitmesi savaşın bittiği anlamına gelmiyor.
Yedi ay sonra ABD ile İran arasındaki çatışma hala sürüyor. Eylül sonunda İran, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan son önerisine Washington’dan resmi yanıt aldığını açıkladı. Trump ise İran’ın daha önce sunduğu şartları kabul etmemişti.
Bölgede Amerikan askeri varlığı da yüksek seviyesini korudu. Temmuz ayında ABD’li yetkililer yaklaşık 50 bin Amerikan askerinin Orta Doğu’da bulunduğunu açıklıyordu. Pentagon kaynaklarına dayanan daha sonraki raporlar da operasyon için 50 binden fazla askerin bölgeye konuşlandırıldığını belirtiyor.
Pentagon’un Faturası: 38 Milyar Dolar
Savaşın Washington açısından yalnızca askeri değil, ciddi bir mali boyutu da var.
Kongre Bütçe Ofisi’nin 15 Eylül’de yayımladığı hesaplamaya göre İran’la yürütülen çatışmanın 1 Ağustos itibarıyla Pentagon’a doğrudan maliyeti yaklaşık 38 milyar dolar.
Bu rakama kullanılan mühimmatın yenilenmesi, kaybedilen ekipman, artan uçuş saatleri, lojistik operasyonlar ve yükselen yakıt giderleri dahil.
CBO özellikle bir uyarıda bulunuyor: Bu rakam savaşın Amerikan ekonomisine toplam maliyeti değil. Kurum, enerji fiyatları ve daha uzun vadeli ekonomik etkilerin farklı yöntemlerle hesaplandığını ve doğrudan bu 38 milyar dolara eklenemeyeceğini belirtiyor.
Hürmüz Tamamen Kapalı Değil, Ama Petrol Akışı Hâlâ Sorunlu
Savaşın ekonomik etkisinin en görünür olduğu yerlerden biri Hürmüz Boğazı.
Ancak burada da tablo siyah-beyaz değil.
Boğazdaki petrol sevkiyatı savaşın bazı dönemlerinde çok sert düştü. Eylül ayında ise ihracatın bir bölümü yeniden toparlandı. Buna rağmen Reuters’ın görüştüğü analistler Körfez’den yapılan ihracatın hâlâ savaş öncesindeki normal işleyişine dönmediğini belirtiyor.
Petrol fiyatları da bunun faturasını taşıyor.
Brent petrol eylül ayında yeniden 100 doların üzerine çıktı. Trump’ın İran’ın son barış önerisini reddetmesinin ardından Brent 105,28 dolardan kapanırken, çeyrek boyunca petrol fiyatlarında 67 dolar ile 107 dolar arasında sert dalgalanmalar yaşandı
Bu gelişme Amerikan seçmeni açısından İran savaşını dış politika başlığı olmaktan çıkarıp doğrudan benzin pompasına, elektrik faturasına ve market alışverişine bağlayan bir mesele haline getiriyor.
Market Raflarında Başka Bir Tablo Var
Trump ise ekonomik tabloyu çok farklı anlatıyor.
Başkan son günlerde yaptığı açıklamalarda market fiyatlarının Biden dönemine göre “çok düştüğünü” ve neredeyse bütün fiyatların aşağı geldiğini söyledi.
Resmi veriler bu genellemeyi desteklemiyor.
ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun ağustos verilerine göre evde tüketilen gıda fiyatları, yani temel market alışverişi kalemi, bir yıl öncesine göre yüzde 2,2 daha yüksek.
Toplam gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 2,7.
Daha uzun bir zaman aralığına bakıldığında fark daha net.
CNN’in federal tüketici fiyat verileri üzerinden yaptığı hesaplamaya göre Ocak 2025’te Trump göreve döndüğünden Ağustos 2026’ya kadar ortalama market fiyatları yaklaşık yüzde 3,4 arttı.
Bazı ürünlerde, özellikle yumurtada ciddi fiyat düşüşleri yaşandı. Ancak tahıl ve fırın ürünleri, et, meyve-sebze, alkolsüz içecekler ve diğer birçok market kategorisinde fiyatlar Ocak 2025 seviyesinin üzerinde.
FactCheck.org da aynı noktaya dikkat çekiyor. Kuruluşun eylül ayındaki incelemesine göre bazı ürün fiyatlarında gerileme olsa da genel market fiyatları Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana düşmüş değil.
Trump da 30 Eylül’de yaptığı bir konuşmada ekonomik sicilini seçmene anlatma konusunda “çok kötü bir iş” çıkardığını söyledi. Ancak kendi değerlendirmesinde sorunu ekonominin performansında değil, yönetimin bunu kamuoyuna anlatamamasında gördüğünü
Savaşa Destek de Sorunlu
İran savaşı konusunda kamuoyu araştırmaları aylardır Washington için rahatsız edici rakamlar üretiyor.
Ancak burada tarih önemli.
Ipsos’un 13–15 Mart 2026’da, savaşın ilk haftalarında yaptığı araştırmada Amerikalıların yüzde 58’i İran’a yönelik Amerikan askeri saldırılarını onaylamadığını, yüzde 38’i ise desteklediğini söylemişti. Dolayısıyla yüzde 58 rakamını bugünün doğrudan savaş karşıtlığı oranı gibi kullanmak doğru değil; bu, mart ayında ölçülmüş bir sonuç.
Eylül sonundaki Quinnipiac araştırması ise güncel tabloyu başka biçimde ortaya koyuyor: Trump’ın İran meselesini yönetmesini seçmenlerin yüzde 28’i onaylıyor, yüzde 66’sı onaylamıyor. Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 72’si Trump’ın İran politikasını desteklerken Demokratlarda bu oran yalnızca yüzde 3. Bağımsızlarda ise onay yüzde 19, onaylamama yüzde 75.
Yani İran savaşı konusunda yalnızca partiler arasında değil, özellikle bağımsız seçmenlerle Beyaz Saray arasında belirgin bir mesafe var.
3 Kasım’a Giderken Rakamlar Neden Önemli?
ABD, 3 Kasım’da ara seçimlere
Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı ve Senato’daki 35 sandalye seçimde
Quinnipiac’ın aynı araştırmasında seçmenlere “Seçim bugün yapılsa Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü hangi partinin kazanmasını istersiniz?” sorusu da
Demokrat Parti yüzde 51, Cumhuriyetçi Parti yüzde 39 aldı. Bağımsız seçmenlerde ise Demokratları tercih edenlerin oranı yüzde 54, Cumhuriyetçileri tercih edenlerin oranı yüzde 30 olarak
Bu rakamlar seçim sonucunun ne olacağını tek başına söylemez. Ulusal anketler, tek tek seçim bölgelerindeki yarışları, aday kalitesini, katılım oranını veya eyalet bazındaki Senato dengelerini doğrudan
Ama Beyaz Saray açısından sorun başka
Trump’ın genel onayı yüzde 34. Ekonomide yüzde 31. İran konusunda yüzde
Ve sandığa 3 Kasım’da gidilecek.