Cihat Yaycı Atlas360'a anlattı: Silahlı Meis pozu neyi gizliyor?

Miçotakis’in Meis Adası’ndaki provokasyonunu ve Adalar Denizi'ndeki gerilimi, Müstafi Amiral Cihat Yaycı, Atlas360 için tüm detaylarıyla değerlendirdi.

Selin Ateş ·

Cihat Yaycı Atlas360'a anlattı: Silahlı Meis pozu neyi gizliyor?

Selin Ateş

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, 1947 Paris Barış Antlaşması’na göre askerden arındırılmış olması gereken burnumuzun dibindeki Meis Adası’na gidip yanına silahlı askerleri dizerek kameralara gülümsediğinde, aslında sıradan bir gövde gösterisi yapmıyordu. Gözlerimizin içine baka baka verilen bu poz, uluslararası hukukun ve antlaşmaların nasıl açıkça çiğnendiğinin resmi bir belgesiydi.

Peki, Atina yönetimi kendi hukuksuzluğunu "Avrupa Birliği sınırı" kılıfına saklayarak neyi hedefliyor? Burnumuzun dibindeki bu adaların silahlandırılması karşısında Ankara diplomasi masasında ve sahada hangi adımları atmalı?

Konunun hukuki, askeri ve stratejik boyutunu Müstafi Amiral Cihat Yaycı, Atlas360 için oldukça çarpıcı ifadelerle değerlendirdi. Müstafi Amiral Yaycı’nın ezber bozan tespitleri ve Ankara’ya sunduğu acil eylem planı, bölgedeki krizin seyrini değiştirecek netlikte.

"Statü Bozulmadı, Yunanistan’ın İhlali Belgelendi"

Müstafi Amiral Yaycı’ya göre Meis’teki tablo, basit bir "silahlanma" krizinin çok ötesinde. Antlaşmalara göre adanın statüsü yalnızca silahsız değil, çok daha kapsamlı bir tanım olan "gayri askeri" statüde olmak zorunda. Adaya asker çıkarmak, karakol kurmak veya savaş gemisi göndermek, egemenlik devrinin en temel şartını kökten sarsmak anlamına geliyor.

Yaycı bu noktada kamuoyundaki yaygın bir algıyı da düzeltiyor: "Toplumda 'gayri askeri statü fiilen ortadan kalktı' gibi bir algı var. Hayır, statü hukuken sapasağlam yerinde durmaktadır. Ortadan kalkan tek şey, Yunanistan'ın bu kurallara uyduğu iddiasıdır. Hiçbir devlet kendi ihlaliyle antlaşma yükümlülüğünü ortadan kaldıramaz, ihlalinden hak elde edemez."

Buradan çıkan sonuç aslında Ankara'nın elindeki en büyük koz: Yunanistan egemenlik devrinin temel şartını ihlal ettiği için artık sadece adadaki silahlar değil, Meis'in kime ait olduğu da hukuken tartışmaya açılmış durumda. Müstafi Amiral Yaycı denklemi şöyle özetliyor: "Ya Yunanistan gayri askeri statüye döndürülecek ya da egemenlik devrinin hükmü ortadan kalkacaktır!"

Avrupa Birliği Sınırı Diye Bir Tapu Senedi Yok

Atina son dönemde Adalar Denizi’ni ısrarla "Avrupa Birliği’nin savunma hattı" olarak pazarlamaya çalışıyor. Yaycı, bu stratejiyi "Türk-Yunan meselesini, Türkiye-AB meselesine dönüştürme kurnazlığı" olarak tanımlıyor. Temel amaç, AB ülkelerini Türkiye'nin karşısına dizmek ve Avrupa fonlarıyla silahlanmak.

Ancak uluslararası hukukta "AB sınırı" diye egemenlik kazandıran bağımsız bir kavram bulunmuyor. "Avrupa Birliği bir devlet değildir," diyen Yaycı, ekliyor: "Bir adanın AB üyesi bir ülke tarafından fiilen kontrol edilmesi, o ada üzerindeki egemenlik sorununu çözmez. 'Burası AB sınırıdır' söylemi tapu senedi değil, sadece bir siyasi propagandadır. AB, Yunanistan’a devredilmemiş ada ve kayalıkları Yunan toprağı haline getiremez."

Tehdit Somutlaşırsa Türkiye Saldırıyı Beklemez

Peki Türkiye, burnunun dibindeki bu açık tehdit karşısında BM Şartı’nın 51. maddesinden doğan "önleyici meşru müdafaa" hakkını kullanabilir mi?

Müstafi Amiral Yaycı burada ince bir hukuki çizgi çekiyor. Sadece silahlandırma eylemi kendiliğinden bir kuvvet kullanma hakkı doğurmuyor. Ancak tehdit yakın, kaçınılmaz ve somut bir hale gelirse, Türkiye'nin oturup saldırıya uğramayı bekleme zorunluluğu da yok.

Yunanistan'a uluslararası arenada mağdur rolü oynama fırsatı verilmemesi gerektiğini belirten Yaycı, Ankara'nın derhal şu resmi kaydı düşmesi gerektiğini vurguluyor: "Gayri askeri statüdeki adalarda bulunan her asker, silah, askeri tesis ve savaş gemisi Türkiye’nin güvenliğine doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Türkiye, meşru müdafaa dahil bütün haklarını saklı tutmaktadır."

Büyük Devlet Refleksi: Ankara İçin 7 Adımlık Acil Reçete

Müstafi Amiral Yaycı'ya göre "büyük devlet refleksi" hamasetle bağırmak değil; hukuki kaydı sağlam düşmek, sahada bulunmak ve söylediğini tavizsiz uygulamaktır. Bu doğrultuda Ankara'nın hem sahada hem de masada atması gereken 7 acil adım var:

  • 1. Nota ve Süre: Yunanistan’a resmi nota verilerek, gayri askeri statüdeki bütün adalardan asker ve silahların çekilmesi için net bir süre tanınmalı.
  • 2. Sürekli Kayıt: Yunanistan’ın bütün ihlalleri uydu görüntüleri ve radar kayıtlarıyla belgelenip BM ve NATO nezdinde sürekli raporlanmalı.
  • 3. Egemenlik Resti: Statü şartına uyulmadığı için adaların hukuki statüsünün tartışmaya açılacağı dünyaya resmen ilan edilmeli.
  • 4. Karaada ve Fener Adası Vurgusu: Yunanistan'a hiçbir antlaşmayla devredilmeyen bu iki adanın Türk adası olduğu açıkça ilan edilmeli, buradaki Yunan askeri varlığına resmen itiraz edilmeli.
  • 5. Sahada Güçlü Varlık: Türk Deniz ve Hava Kuvvetleri bölgede sürekli, görünür ve caydırıcı devriyeler atmalı; erken uyarı sistemleri kesintisiz işletilmeli.
  • 6. Yetki İlanları: Navtex ve Notam duyurularıyla bölgedeki haklarımız sürekli sıcak tutulmalı, araştırma ve tatbikatlar hukuk içinde aksatılmadan sürdürülmeli.
  • 7. Sahte Normalleşmeye Son: Atina gayri askeri statüye dönmeden hiçbir "normalleşme" fotoğrafı verilmemeli, antlaşmaları çiğneyen taraf ödüllendirilmemeli.

Türkiye'nin savaş veya toprak peşinde olmadığını, sadece imzalanan antlaşmalara uyulmasını talep ettiğini belirten Müstafi Amiral Cihat Yaycı, sözlerini bölgedeki tüm aktörlerin ciddiye alması gereken bir uyarıyla bitiriyor:

"Türkiye’nin iyi niyetini zayıflık zannedenler şunu çok iyi bilmelidir: Türkiye ile şaka olmaz! Antlaşmaya ya uyarsınız ya da o antlaşmanın size sağladığı hakları kaybedersiniz."

More stories