74 Yıllık Bir İstanbul Hikâyesi: Paşabahçe ve Orhan Pamuk
74 yaşındaki Paşabahçe Vapuru hâlâ İstanbul'un sularında
Atlas Newsdesk ·

Adil Bali
1952 yılında İtalya’nın Taronto şehrinden İstanbul'a gelen Paşabahçe artık 74 yaşında .
Ve Orhan Pamuk'un yıllar önce “benim gemim” dediği vapur, hurdaya çıkarılmaktan son anda İstanbulluların isteği ve çabasıyla emekliye ayrılmış bir hatıra olarak değil, yeniden deniz ulaşımının içinde varlığını sürdürüyor.
Üstelik Paşabahçe'nin İstanbul'daki yeni hayatı yalnızca seferlerle sınırlı değil. Tarihi vapur, gündüzleri yolcu taşırken, akşamları da kültür ve sosyal yaşamın bir parçası olarak kullanılmaya başlandı. Vapur Kafe ile Büyükada'da gecenin ilerleyen saatlerine kadar İstanbullulara ve Adalılara hizmet veren Paşabahçe, böylece bir ulaşım aracının ötesinde yaşayan bir buluşma mekânına da dönüşüyor.
Bunun en güzel örneklerinden biri de 18–20 Eylül 2026 tarihleri arasında düzenlenen 4. Adalar'da Caz Festivali .
Üç gün boyunca Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada'ya yayılan festivalin duraklarından biri de Paşabahçe Vapuru. Vapurda 18 Eylül'de Bora Çeliker Trio, 19 Eylül'de Threebop, 20 Eylül'de ise Recursis sahne alacak. Böylece 74 yaşındaki Paşabahçe, bu kez yolcularını yalnızca bir adadan diğerine taşımakla kalmayacak; akşam saatlerinde müziğe ve kültürel yaşama da ev sahipliği yapacak. Bu durum, Paşabahçe'nin İstanbul'daki yeni işlevini de gösteriyor: gündüzleri vapur, akşamları kafe ve etkinlik alanı.
Şehir Hatları'nın deniz ulaşımında yeniden hizmet veren tarihi vapuru, artık yalnızca geçmişin bir parçası değil; İstanbul'un bugünkü kültür hayatının da içinde.
Orhan Pamuk:
“İstanbul’a aynı yıl geldik. Benim yaşımda. Benim gemim.”
Orhan Pamuk'un çocukluğunda düdüğünü duyduğu, bacasını uzaktan tanıdığı ve “benim gemim” dediği Paşabahçe, bugün başka bir kuşağın İstanbul hatıralarına da eşlik ediyor.
Orhan Pamuk el yazısıyla yıllar önce yazdığı notlarını “ Uzak Dağlar ve Hatıralar” kitabında yayınladı.
O notlarda yıllar önce Paşabahçe Vapuru için şu not bulunuyor:
“Paşabahçe benim hayatım gibi bir şey. İstanbul’a aynı yıl geldik. Benim yaşımda. Benim gemim. Onu şehrin tüm gemilerinden bir bakışta ayırabilirim. Kardeşleri Fenerbahçe ve Dolmabahçe’den, bacasının onlara göre daha yassı olmasıyla ayrıdır. Adaya tam yol giderken çıkardığı bir makine gürültüsü vardır. Hemen onu tanırım. Denizlerin, tüm toprakların, dünyanın derinliklerinden geliyormuş gibi gelir benim kulağıma. 1957 yılında bir akşamüstü Heybeliada ile Burgaz arasında ilerlerken düdüğü benim için derin derin çalmıştı. Ondan sonra benim gemim oldu. Onunla her karşılaştığımda uğurlu işaretiyle karşılaşmış gibi mutlu oldum. Hayat, dünya Paşabahçe ile karşılaştığım için yolundaydı, biliyordum.”
“ Uzak Dağlar ve Hatıralar” kitabında bacasının yassılığından ayırdığı Paşabahçe’yi kendi uğurlu gemisi olarak benimsediğini, vapuru gördüğünde iç dünyasının nasıl değiştiğini ise şu cümlesiyle anlatır:
“Şehirde günlük hayatımın içinde dalgın dalgın yürürken, denizi gören bir yokuşun aralığından ya da bir pencereden onu her görüşümde uğurlu rakamıyla karşılaşmış biri gibi içtenlikle sevinme alışkanlığımı hiç kaybetmedim.” cümlesi, bugün 74 yaşındaki Paşabahçe’yi İstanbul sularında gördüğümüzde daha da anlamlı hale geliyor.
1952'de İstanbul'a iki yolcu geldi.
Biri Orhan Pamuk .
Diğeri Paşabahçe .
Biri İstanbul'u yazdı, çizdi ve hatırladı.
Diğeri İstanbul'u denizden taşıdı.
Aradan 74 yıl geçmesine rağmen ikisi de İstanbul'un hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Belki bugün bir İstanbullu, Adalar yolunda ya da Boğaz'ın herhangi bir noktasında Paşabahçe'yi görüp aynı duyguyu yaşayabilir.
Belki bir çocuk, yıllar sonra o vapurun bacasını diğerlerinden ayırmayı öğrenebilir.
Ve belki bir akşam, Paşabahçe'nin güvertesinde caz dinlerken bu kez başka bir İstanbul hatırası birikebilir.
Çünkü bazı vapurlar yalnızca yolcu taşımaz.
Bazı vapurlar İstanbul'un hatıralarını taşır.