Atlas360
Ekonomi

Türkiye’de 8,4 milyon konutun zorunlu deprem sigortası yok

Türkiye'de 8,4 milyon konutun zorunlu deprem sigortası bulunmuyor; İstanbul'da ise yaklaşık 1,6 milyon konut sigortasız kalarak olası afetler için finansal…

Cuneyd Erdogan
Türkiye’de 8,4 milyon konutun zorunlu deprem sigortası yok

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Eylül itibarıyla 8 milyon 404 bin konutun DASK kapsamında olmadığını açıkladı; açık, afet sonrası finansman yükünü büyütüyor. Şimşek’in TBMM’de milletvekillerinin soru önergelerine verdiği yanıtta paylaştığı verilere göre, yaklaşık 11,7 milyon konut Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunuyor. Bu poliçelerin sağladığı toplam teminat 12,71 trilyon lira, toplanan prim tutarı ise 23 milyar 943 milyon liranın üzerinde.

Veriler, sigorta kapsamındaki konut sayısı ile sigortasız konut stoku arasındaki farkın hane halkı bilançoları ve kamu maliyesi açısından izlenmesi gereken bir risk alanı olduğunu gösteriyor. DASK kapsamı, afet sonrasında konut sahiplerinin doğrudan finansal kayıplarını sınırlamayı hedefleyen zorunlu sigorta mekanizması olarak konut piyasasında temel koruma araçlarından biri kabul ediliyor. Sigortasız konut sayısının 8 milyon 404 bin düzeyinde kalması, hasar finansmanının daha büyük bölümünün hane halkı tasarrufları, kredi kanalları veya kamu desteği üzerinden karşılanması ihtimalini artırıyor.

Türkiye genelindeki yaklaşık 11,7 milyon sigortalı konut, 12,71 trilyon liralık teminatla konut varlıklarının bir bölümünü güvence altına alıyor. Ancak açıklanan sigortasız stok, teminat havuzunun dışında kalan geniş bir konut kesimi bulunduğunu ortaya koyuyor. Toplanan prim tutarının 23 milyar 943 milyon lirayı aşması, sistemin ölçeğini gösterirken teminat ile prim büyüklüğü arasındaki fark, afet sigortacılığında risk havuzunun yaygınlık oranına duyarlı olduğunu gösteriyor.

Marmara ve Doğu önde

Bölgesel veriler sigortalılık oranlarında belirgin bir ayrışmaya işaret ediyor. DASK verilerine göre Marmara ve Doğu bölgelerinde sigortalılık oranı yüzde 64,10 ile en yüksek düzeyde bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde oran yüzde 44,70 ile açıklanan bölgeler arasında en düşük seviyede yer alıyor.

Bu fark, sigorta penetrasyonunun yalnızca deprem riski algısıyla değil, konut sahipliği yapısı, gelir düzeyi, yenileme alışkanlıkları ve yerel farkındalık gibi unsurlarla da ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Kaynak metinde bu değişkenlere ilişkin ek veri bulunmadığı için bölgesel ayrışmanın nedeni kesin biçimde yazılamıyor. Yine de yüzde 64,10 ile yüzde 44,70 arasındaki açıklık, sigorta sektörünün büyüme alanının bölgelere göre farklılaştığını gösteriyor.

İstanbul’da 1,6 milyon konut açıkta İstanbul verileri, sigorta açığının büyükşehir ölçeğinde nasıl bir finansal risk yarattığını daha görünür kılıyor. Şimşek’in paylaştığı verilere göre kentte 4 milyon 153 bin konut bulunuyor; bunların 2 milyon 555 bin 229’u DASK kapsamında. İstanbul’daki sigortalılık oranı yüzde 61,50 seviyesinde hesaplanırken, yaklaşık 1,6 milyon konutun zorunlu deprem sigortası bulunmuyor. Marmara Bölgesi’nde ise 6 milyon 840 bin konutun 4 milyon 384 bin 520’si Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında yer alıyor. Bölgenin yüzde 64,10’luk oranla üst sıralarda bulunması, toplam konut stokunun büyüklüğü nedeniyle mutlak sigortasız konut sayısını ortadan kaldırmıyor. İstanbul’daki yaklaşık 1,6 milyonluk açık, afet sonrası yeniden inşa, kredi geri ödeme kapasitesi ve konut teminatlı finansman açısından bankalar ve kamu kurumları tarafından izlenecek bir başlık olarak öne çıkıyor. Sigorta açığı finansman kanalına taşınıyor Zorunlu deprem sigortası kapsamı, sigorta şirketleri, reasürans kapasitesi ve kamu destek mekanizmaları arasında paylaşılan riskin büyüklüğünü etkiliyor. Sigortalılık oranı yükseldiğinde afet sonrası hasarın daha büyük bölümü poliçe teminatları üzerinden yönetilebilirken, düşük oranlar finansman yükünü hane halkı ve kamu bütçesi tarafına kaydırabilir. Bu nedenle açıklanan veriler, sigorta sektörünün prim üretimi kadar risk yaygınlaştırma kapasitesi açısından da önem taşıyor.

Konut piyasası açısından sigorta açığı, varlık değerinin korunması ve afet sonrası nakit akışı üzerinde doğrudan etki yaratabilecek bir unsur. Bankalar için ise ipotekli kredilerde teminat kalitesi ve borçluların toparlanma kapasitesi, sigorta kapsamının yaygınlığıyla bağlantılı izlenebilir. Kaynak veriler kredi hacmi veya hasar senaryosu içermediği için bu etki yalnızca koşullu bir finansal risk kanalı olarak değerlendirilebilir.

Oranların kalıcılığı izlenecek

Önümüzdeki dönemde izlenecek ana konu, Eylül verilerindeki 8 milyon 404 bin sigortasız konut stokunun yeni poliçe üretimiyle ne ölçüde azalacağı olacak. Eğer sigortalılık oranı Marmara ve Doğu yüzde 64,10 düzeyine doğru yaygınlaşırsa, sektörün prim havuzu ve afet sonrası teminat kapasitesi genişleyebilir; Karadeniz’deki yüzde 44,70 gibi düşük oranlar kalıcı olursa, finansman yükü hane halkı ve kamu tarafında daha görünür kalır.

More stories

Son haberler