"Nerdesin Aşkım?" belgeselinin festivalden dışlanması, yönetmeni tarafından "sansürün daniskası" olarak nitelendirildi ve sanat çevrelerinde büyük tepki topladı.
İKSV, kararı "yapım kayıt tescil belgesi" eksikliğine bağlarken, film ekibi bunun seçilen filmler için sonradan tamamlanan bir prosedür olduğunu savunuyor.
Bu olay, 2015'te "Bakur" belgeselinin benzer bir gerekçeyle programdan çıkarılmasıyla yaşanan krizi hatırlatarak otosansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Atlas AI
43. İstanbul Film Festivali yaklaşırken, “Nerdesin Aşkım?” belgeselinin festival programında yer almaması kültür-sanat alanında yeni bir sansür ve kurumsal özerklik tartışması başlattı. Film ekibi, kararın içerikle ilgili olduğunu savunuyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ise gerekçe olarak filmin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınması gereken “yapım kayıt tescil belgesi”ne sahip olmadığını ve festival programının henüz kesinleşmediğini açıkladı.
Tartışmanın odağında, belgenin pratikte nasıl işlediği var. Film ekibi ve destekçileri, yapım kayıt tescil belgesinin çoğu zaman bir filmin festivale seçilmesinden sonra tamamlanan bir prosedür olarak yürüdüğünü söylüyor. Bu nedenle İKSV’nin gerekçesinin teknik değil, risk yönetimi amaçlı bir tercih olduğu iddiası gündeme geliyor. Yönetmen Evrensel de karara sert tepki vererek bunun açık bir sansür uygulaması olduğunu dile getirdi.
Gelişme, İstanbul Film Festivali’nin 2015’te yaşadığı “Bakur” krizini yeniden hatırlattı. Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’nun “Bakur” belgeseli, aynı kayıt tescil belgesi gerekçesiyle gösterime saatler kala programdan çıkarılmıştı. O dönem yaşanan müdahale, festivalin kurumsal güvenilirliği ve bağımsızlığı üzerinde tartışma yaratmış; 20’den fazla yönetmen filmlerini festivalden çekmiş ve yarışma jürileri topluca istifa etmişti.
Bugünkü tartışma da benzer bir kırılmanın tekrar edip etmeyeceği sorusunu gündeme taşıyor.
” belgeseli, İstanbul’da yaşayan bir trans seks işçisi ile non-binary bir drag queen’in hayatına odaklanıyor. Film daha önce 33. Ankara Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü aldı ve 27. Boston Türk Film Festivali’nde gösterildi. Bu geçmiş, kararın yalnızca idari bir eksiklikten kaynaklanmadığı yönündeki iddiaları güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor.
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği gibi sivil toplum aktörleri de kararı eleştirerek, LGBTİ+ anlatılarının kamusal alandan dışlanmasına dönük daha geniş bir eğilimin parçası olabileceğini savundu.
İKSV’nin nihai programı nasıl açıklayacağı ve filmin son anda programa alınıp alınmayacağı belirsizliğini koruyor. Tartışma, tek bir filmin gösterimiyle sınırlı kalmıyor; kültür kurumlarının siyasi ve idari baskılar karşısında nasıl pozisyon aldığı, festival yönetimlerinin hukuki uyum ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi nasıl kurduğu ve olası “otosansür” mekanizmalarının kurumsal yönetişimi nasıl etkilediği başlıklarını da yeniden gündeme getiriyor.
Önümüzdeki günlerde sinemacıların ve sektör paydaşlarının vereceği tepkiler, festivalin itibar yönetimi ve Türkiye’de kültürel üretim alanının hareket alanı açısından belirleyici olabilir.
Ülke Etkisi: Tartışma, kültür kurumlarının idari gereklilikler ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu yeniden gündeme taşıyabilir. Kültür politikalarında belgelendirme süreçlerinin fiili uygulaması ve denetim kapasitesi daha görünür hale gelebilir.
Sektör Etkisi: Festival programlama kararlarında hukuki uyum riskinin daha belirleyici hale gelmesi, bağımsız yapımların gösterim kanallarını ve finansman erişimini etkileyebilir. Sektörde, belgelendirme takvimi ve içerik hassasiyetleri nedeniyle seçki süreçlerinde daha temkinli davranışlar görülebilir.
Piyasa Etkisi: Kültür-sanat alanındaki yönetişim tartışmaları, sponsorluk ve bağış gelirleri üzerinden kurumların itibar riskini ve finansman maliyetini etkileyebilir. Etkinlik ekonomisi ve yaratıcı endüstrilerde belirsizlik algısı, yatırım ve ortaklık kararlarını risk kanalıyla etkileyebilir.


