İstanbul Finans Merkezi Dubai sermayesini hedefliyor
İstanbul Finans Merkezi, Dubai’deki sermayeyi çekmek için vergi teşviklerini öne çıkarıyor; ancak İFM’de özel ofislerin %60’ı boş.
Cuneyd Erdogan ·

Türkiye, bölgesel çatışmaların tetiklediği “güvenli liman” arayışını fırsata çevirmek için Dubai merkezli uluslararası sermayeyi İstanbul’a yönlendirmeye çalışıyor. Hedef, yalnızca finans değil; turizm, gayrimenkul ve şirket yatırımları gibi birden fazla kanalda İstanbul’un bölgesel iş merkezi rolünü güçlendirmek. Sürecin odağında İstanbul Finans Merkezi (İFM) var ve kamu, bu platformu hem yatırım çekme hem de Türkiye’nin hizmet ihracatını büyütme aracı olarak konumluyor.
İFM yönetimi, son dönemde artan risk algısı ve sermayenin yer değiştirme eğilimi nedeniyle 40’tan fazla kritik görüşme yapıldığını bildiriyor. Bu temaslar, İstanbul’un finansal altyapısı, şirketlerin operasyonlarını taşıma maliyeti, vergi avantajları ve bölgesel erişim gibi başlıklarda yoğunlaşıyor. Hükümet, İstanbul’un coğrafi konumunu ve mevcut iş ekosistemini öne çıkararak, Dubai’deki fonlar ve çok uluslu şirketlerin bölgesel merkez kararlarında İstanbul’u seçenek haline getirmeyi amaçlıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, yabancı şirketleri çekmek ve Türkiye’yi bölgesel bir iş merkezi olarak konumlandırmak için İFM’deki teşviklerin ülke geneline yayılması üzerinde çalışıyor. Mevcut çerçevede, finansal hizmet ihracatından elde edilen gelirlerde yüzde 75 kurumlar vergisi indirimi ve belirli çalışan maaşlarında yüzde 80’e varan gelir vergisi indirimleri yer alıyor.
Bu yaklaşım, yalnızca bina ve ofis doluluğunu artırmayı değil; finansal hizmet üretimini, nitelikli istihdamı ve şirketlerin Türkiye’de kalıcı operasyon kurmasını hedefliyor.
Buna karşın, İFM’nin açılışından üç yıl sonra özel sektör ilgisi beklenen hızda ilerlemiyor. İFM’deki özel ofislerin yüzde 60’ı boş ve bu tablo, teşviklerin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Uzmanlar, İstanbul’un küresel ölçekte finans merkezi olabilmesi için hukukun üstünlüğü, öngörülebilir düzenleme ortamı ve istikrarlı bir makroekonomik çerçevenin belirleyici olduğunu vurguluyor.
Küresel finans merkezleri rekabetinde vergi avantajları genellikle “ilk temas”ı kolaylaştırıyor, ancak şirketler uzun vadeli kararlarını hukuk güvenliği, sözleşme icrası, düzenleyici tutarlılık ve sermaye hareketlerinin öngörülebilirliği gibi unsurlara göre veriyor. İstanbul’un hedeflediği sermaye akışı, bankacılık ve varlık yönetimi kadar, bölgesel merkez kurma, hazine yönetimi, fintech ve profesyonel hizmetler gibi alanlarda da ölçeklenebilir bir ekosistem gerektiriyor.
Bu nedenle İFM’nin doluluk oranı, yalnızca gayrimenkul performansı değil; Türkiye’nin kurumsal güvenilirliği ve yatırım ortamı algısı için de izlenen bir gösterge haline geliyor.
Olası Etkiler
Ülke Etkisi: Teşviklerin İFM dışına yayılması, vergi tabanı ve bütçe dengesi tartışmalarını düzenleme tasarımı üzerinden etkileyebilir. Yabancı şirket çekme hedefi, hukuk ve düzenleyici çerçeveye dair güven göstergelerini daha görünür hale getirebilir.
Sektör Etkisi: Finansal hizmet ihracatına verilen vergi avantajı, bankacılık, varlık yönetimi ve profesyonel hizmetlerde Türkiye merkezli operasyon kurma maliyetini düşürebilir. Gayrimenkul tarafında İFM doluluğu, ofis piyasasında fiyatlama ve yeni arz kararlarını etkileyebilir.
Piyasa Etkisi: Yabancı sermaye girişine dair beklentiler, ülke risk primi ve döviz likiditesi kanalıyla varlık fiyatlamasına yansıyabilir. Teşviklerin kapsamı ve sürekliliği, şirket değerlemelerinde vergi sonrası kârlılık varsayımlarını etkileyebilir.