İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin kapatılması, Türkiye'de eğitim özerkliği ve devlet müdahalesi konusunda önemli bir dönüm noktasıdır.
Öğrenciler ve akademisyenler kararı protesto ederken, eğitim hakkının gasp edildiğini ve geleceklerinin tehlikeye atıldığını belirtiyor.
Üniversitenin geçmişi, kayyım yönetimi ve finansal zorluklar, kapatma kararının alınmasında etkili olmuş olabilir.

Atlas AI
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla faaliyet izni kaldırılan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin eğitimine son verildi. Kararın ardından üniversitenin Santralİstanbul Kampüsü'nde öğrenciler ve akademisyenler toplandı. Güvenlik güçlerinin kampüs çevresinde konuşlandırılması dikkat çekerken, katılımcılar alınan kararı sloganlarla protesto etti.
Kapatma Kararının Arka Planı
Türkiye'nin dördüncü vakıf üniversitesi olarak 2000 yılında kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi, daha önce TMSF'nin el koyduğu Can Holding bünyesindeydi. Üniversite yönetimi, Eylül 2025'ten bu yana kayyım tarafından yürütülüyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan son karar, üniversitenin tüm akademik ve idari faaliyetlerini resmen sonlandırdı.
Bu ani karar, üniversite öğrencileri, akademisyenler ve personeli üzerinde büyük bir belirsizlik yarattı. Eğitim hakkının ve akademik özgürlüğün kısıtlandığı yorumları yapıldı. Kayyım atama süreciyle başlayan ve kapatma kararıyla devam eden bu gelişmeler, eğitim camiasında endişeye neden oldu.
Kampüste Tepki ve Dayanışma
Kapatma kararının duyurulmasının ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyeleri, Santralİstanbul Kampüsü'nde bir araya gelerek tepkilerini dile getirdi. Bu protestoya, Galatasaray, Sabancı ve Koç gibi diğer üniversitelerden öğrenciler de gelerek destek verdi. Katılımcılar, atılan sloganlarla alınan karara karşı çıktıklarını ve eğitim hakkının gasbedildiğini vurguladılar.
Özellikle “Bilgi’de TOMA’nın ne işi var?” sloganı, kampüs güvenliğine yönelik alınan olağanüstü tedbirlerin protestocular tarafından yersiz ve düşmanca olarak algılandığını gösterdi. Öğrenciler, kampüsten uzaklaştırmaya ve geleceklerini belirsizliğe sürüklemeye yönelik bu kararı tanımadıklarını belirtti.
Protestolar sırasında kampüs içine çevik kuvvet polisleri ve Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) konuşlandırıldı. Elinde ‘kayyım gidecek, biz kalacağız’ pankartları taşıyan öğrenciler, rektörlük binası önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Bu gösteriyle, üniversitenin kapatılması kararını ve bunun yarattığı iş kaybını şiddetle kınadılar.
Eğitim Hakkı ve Gelecek Kaygısı
Öğrenciler, yaptıkları açıklamada, kararın eğitim hakkını hedef aldığını ve birçok akademisyen, idari personel ile işçinin de işsiz kaldığını belirtti. Bir gecede feshedilen sözleşmelerle pek çok kişinin mağdur edildiği ifade edildi. Üniversitenin ranta değil, eğitime odaklanması gerektiği vurgulandı.
Durumun sosyal medyada duyurulmasının ardından öğrenciler, “Okulumuzun kapısına kilit vurmanıza izin vermeyeceğiz” diyerek kararın geri alınması çağrısında bulundu. Üniversitenin bir an önce yeniden faaliyete geçmesi ve kampüsün, sözün öğrencilerde olması gerektiği dile getirildi. Bu süreç, Türkiye'deki vakıf üniversitelerinin özerkliği ve yönetişim modelleri hakkında da tartışmaları alevlendirdi.


