Fon krizinde SPK'ya sert eleştiri: 1.5 yıl geç kalındı

Fon krizi, 617 bini aşkın yatırımcıyı etkileyen tasfiye süreciyle SPK denetimi, TEFAS kuralları ve Türkiye'nin kredi görünümünü gündeme taşıdı.

Atlas Newsdesk ·

Fon krizinde SPK'ya sert eleştiri: 1.5 yıl geç kalındı

Fon krizi, 617 bini aşkın yatırımcıyı etkileyen tasfiye süreciyle SPK denetimini ve portföy yönetimi risklerini merkeze taşıdı.

617 bin yatırımcı eşiği

Dünya Kredi Derecelendirme (World Rating) Başkanı Orhan Ökmen, fon piyasasındaki sorunun SPK'nın daha erken düzenleme yapması halinde daha dar kalabileceğini savundu. Ökmen'e göre kurulun 1,5–2 yıl önce adım atma imkanı vardı; gecikme, sorunun büyüklüğünü artırdı.

Ökmen'in verdiği sayılara göre Türkiye'de 42 trilyon TL mevduata karşılık 15 trilyon TL fon bulunuyor. Fonların mevduata oranı 2012'de %3 düzeyindeyken bugün %35'e çıkmış durumda; bu artış, fon piyasasındaki bozulmanın finansal güven açısından neden takip edildiğini gösteriyor.

Ökmen, TEFAS'ta işlem kısıtı getirilen yedi portföy yönetim şirketinin tabloyu tam göstermediğini belirterek "7 değil daha fazla sorunlu şirket var" dedi. Türkiye'de yaklaşık 93 portföy yönetim şirketi ve 2 bini aşkın fon bulunduğunu, fonların yaklaşık yüzde 85'inin TEFAS'ta işlem gördüğünü aktardı.

Tasfiye edilen şirketlerin toplam fonların yüzde 8'ine denk geldiğini söyleyen Ökmen, bu fonların değerini 1,1 trilyon TL olarak verdi. Aynı değerlendirmede yaklaşık 952 milyar TL'lik tasfiye büyüklüğünden ve 617 bini aşkın yatırımcının gelirlerinde düşüş riskinden söz etti.

Ökmen'in anlatımında temel iddia, bazı fonlarda hisse seçimlerinin risk ilkeleriyle uyumlu yapılmadığı ve fiyatların yapay şekilde yükseltildiği yönünde. Bu iddialar, doğrudan adı geçen şirketler için bağımsız bir tespit olarak değil, Ökmen'in değerlendirmesi olarak okunmalı.

OVP hedefleri güven sınavında

Ökmen, fon krizini Türkiye'nin sermaye piyasalarında büyüme hedefi açısından bir darbe olarak niteledi. Ona göre 600 bini aşan yatırımcının yeniden sermaye piyasasına dönmesi zaman alacak ve SPK'nın güveni destekleyecek ek önlemler açıklaması gerekecek.

Yeni Orta Vadeli Program'a ilişkin değerlendirmesinde Ökmen, programların yalnızca hedef seti değil, hedeflere hangi araçlarla ulaşılacağını gösteren takvim olması gerektiğini söyledi. Enflasyon ve büyüme varsayımlarının sık revize edilmesinin yatırımcı nezdinde öngörülebilirliği zayıflattığını savundu.

Ökmen, enflasyon hedefinin yüzde 28,4'e revize edildiği bir zeminde sıkı para politikası ile dezenflasyonun birlikte yürütülmeye çalışıldığını belirtti. Aylık fiyat artışlarında katılık sürerse ücretlerin fiyatların gerisinde kalacağını, bunun da hane halkını zorunlu tasarrufa iteceğini söyledi.

Şirketlerde nakit sınavı

Reel sektör için ana baskı başlıkları iş gücü, enerji ve hammadde maliyetleri olarak sıralandı. Ökmen'e göre yüksek faiz ortamında borçla büyüme zorlaşacak; nakit akışı zayıf ve ucuz krediye bağımlı firmalarda birleşme, satış veya iflas süreçleri daha sık görülebilecek.

World Rating'in Türkiye değerlendirmesinde uzun vadeli yabancı para kredi notu yatırım yapılabilir seviyenin altında yer alıyor. Ökmen, transfer ve konvertibilite riskleri için en düşük notu BB- olarak belirlediklerini; yüksek enflasyon, TL'deki istikrarsızlık ve politika müdahalesi geçmişinin not üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi.

Kurumsal güven başlığı da değerlendirmede merkezi yer tuttu. Ökmen, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, Merkez Bankası, TÜİK, BDDK ve SPK gibi kurumların siyasi müdahaleden uzak çalışmasının TL'yi koruma kapasitesini artıracağını savundu.

Fon tasfiyesinde üç yol

Eğer tasfiye süreci düzenli ilerler ve yatırımcı ödemelerinde yeni bir aksama yaşanmazsa, küresel ölçekte Türkiye varlıklarına ayrılan risk bütçeleri üzerindeki etki sınırlı kalabilir. Bu senaryoda SPK'nın denetim kapasitesi güçlenir, portföy yönetim şirketleri de likidite ve yoğunlaşma kurallarını daha sıkı uygulamak zorunda kalır.

Eğer tasfiye hisse satışlarını hızlandırır ve yatırımcı çıkışları derinleşirse, etki daha çok yerel sermaye piyasaları üzerinden hissedilir. Bu durumda hane halkı fonlardan mevduata veya dövize kayabilir; sorunlu portföy yönetim şirketleri küçülürken sektör genelinde komisyon gelirleri ve yeni fon kuruluşları baskılanabilir.

Üçüncü yol, SPK'nın ek kurallar, daha görünür denetim ve yatırımcı tazmini tartışmalarıyla güven kaybını sınırlamasına bağlı. Bu koşul sağlanırsa makro etki kredi kanalı üzerinden dar kalır; sağlanamazsa Türkiye'nin sermaye piyasalarını derinleştirme hedefi daha yüksek risk primiyle karşılaşır.

Kaynak: Nefes Gazetesi

More stories