Ankara–Erivan Hattında Yumuşama Arayışı
Türkiye–Ermenistan hattında diplomatik temaslar yeniden hız kazanırken, Karabağ sonrası değişen bölgesel dengeler ve Erivan’ın daha pragmatik dış politika …
Selin Özalp ·

Yaprak AKKAYA (Winsconsin/ABD)
Son dönemde Türkiye ile Ermenistan arasında yürütülen temaslar yeniden hız kazandı. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi ve bölgesel iletişimin artırılması yönündeki açıklamaları, iki ülke arasında daha düzenli bir diplomatik sürecin oluştuğuna işaret ediyor. 7 Haziran’da yapılması planlanan Ermenistan genel seçimleri yaklaşırken, iç siyasette dış politika tartışmalarının daha görünür hâle gelmesi de bu sürecin arka planını oluşturuyor. Sınırların açılması ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gibi başlıklar gündemde yer alırken, süreç hem diplomatik temaslar hem de kamuoyu tartışmaları üzerinden yakından takip ediliyor.
Bu süreçte yalnızca diplomatik görüşmeler değil, sembolik ve politik adımlar da gündeme geldi. Ermenistan hükümetinin pasaportlarında yer alan ulusal damgalar ve görsel unsurlar üzerinde yaptığı değişiklikler kapsamında Ağrı Dağı’nın pasaport tasarımından çıkarılması dikkat çeken adımlardan biri oldu. Aynı dönemde bazı resmi iletişimlerde ve devlet söylemlerinde daha nötr bir dilin tercih edilmesi, Erivan’ın dış politika söyleminde daha pragmatik bir çizgiye yöneldiği şeklinde değerlendirildi. Bu tür adımlar, doğrudan Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesiyle bağlantılı olmasa da kamuoyunda sürece paralel gelişmeler olarak tartışıldı.
Ancak Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme arayışını anlamak için yalnızca son açıklamalara bakmak yeterli değil. Sürecin arkasında, özellikle Karabağ sonrası dönemde yaşanan gelişmeler bulunuyor.
Karabağ sonrası değişen tablo
2020’de Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı ve 2023’te Azerbaycan’ın bölgede kontrolü tamamen sağlaması, Güney Kafkasya’daki dengeleri önemli ölçüde değiştirdi. Uzun yıllar boyunca Ermenistan açısından hem siyasi hem psikolojik açıdan merkezi önemde olan Karabağ meselesi, Erivan’ın bölgesel pozisyonunu doğrudan etkiledi.
Bu süreçten sonra Ermenistan’da yalnızca güvenlik politikaları değil, dış politika anlayışı da tartışılmaya başlandı. Çünkü savaş, Erivan yönetiminin yıllardır dayandığı bazı güvenlik varsayımlarını zayıflattı. Özellikle Rusya’nın süreçte beklenen düzeyde destek vermediği yönündeki eleştiriler, Ermenistan içinde daha yüksek sesle dile getirilmeye başladı.
Rusya’ya mesafe, Batı’ya yakınlaşma arayışı
Ermenistan uzun yıllar boyunca güvenlik açısından büyük ölçüde Rusya’ya bağımlı bir politika izledi. Rus askeri varlığı ve Moskova ile kurulan yakın ilişkiler, Erivan açısından temel güvenlik unsurlarından biri olarak görülüyordu. Ancak Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın bölgedeki etkisinin tartışılmaya başlanması ve Karabağ sürecinde yaşanan hayal kırıklıkları, Ermenistan’da yeni arayışları hızlandırdı.
Paşinyan yönetimi son dönemde Avrupa Birliği ve Batı ile ilişkileri geliştirmeye daha fazla önem veriyor. Bu durum, Moskova ile Erivan arasında zaman zaman gerilimlere de yol açıyor. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi arayışı da bu daha geniş dış politika değişiminin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Çünkü Ermenistan açısından Türkiye ile sınırların açılması yalnızca diplomatik bir mesele değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak görülüyor.
Türkiye ile normalleşme neden önemli?
Türkiye ile Ermenistan arasında kara sınırı 1993 yılından bu yana kapalı. Bu durum özellikle Ermenistan açısından ekonomik izolasyonu artıran unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Sınırların açılması ihtimali ise ticaret, ulaşım ve bölgesel bağlantılar açısından yeni fırsatlar yaratabilir.
Ankara açısından süreç yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı değil. Türkiye, normalleşme sürecini büyük ölçüde Azerbaycan ile koordineli biçimde yürütüyor. Bu nedenle Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceği, Bakü-Erivan hattındaki gelişmelerden doğrudan etkilenmeye devam ediyor.
Son dönemde yapılan görüşmelerde taraflar zaman zaman daha olumlu mesajlar verse de süreç hâlâ oldukça kırılgan. Özellikle tarihsel hafıza, sınır meseleleri ve bölgesel rekabet gibi başlıklar iki ülke arasında hâlâ hassas konular olmaya devam ediyor.
Semboller neden yeniden tartışılıyor?
Ağrı Dağı, Ermeni kültüründe Ararat adıyla, yalnızca bir coğrafi oluşum değil aynı zamanda güçlü bir tarihsel ve kültürel sembol olarak görülüyor. Nuh’un Gemisi anlatısıyla ilişkilendirilmesi, dağın “köken” ve “başlangıç” fikriyle bağ kurulmasına yol açıyor.
Tarihsel hafızada ise Ararat, Ermeni kimliğinin eski yerleşim alanları ve geçmiş devlet anlatılarıyla ilişkilendirilen bir referans noktası. Bu nedenle sadece bugünkü sınırları değil, geçmişe dair kolektif hafızayı da temsil ediyor.
1915 sonrası diaspora sürecinde bu sembol daha da güçlendi; Ararat, fiziksel olarak ulaşılamayan bir coğrafyayla bağ kurmanın görsel ve kültürel bir yolu haline geldi ve birçok kültürel temsilde yer aldı.
Bugün Ağrı Dağı’nın Türkiye sınırları içinde olması, sembolik anlam ile siyasi sınır arasındaki farkı daha görünür hale getiriyor. Bu da Türkiye–Ermenistan normalleşme süreci tartışılırken, sembollerin yeniden gündeme gelmesine neden oluyor.
Yeni bir dönem mümkün mü?
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde son dönemde daha yumuşak bir dilin öne çıktığı görülüyor. Ancak bu durum, tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Sürecin ilerleyebilmesi için yalnızca Ankara ve Erivan arasındaki ilişkiler değil, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmeleri ve bölgedeki daha geniş güç dengeleri de belirleyici olacak.
Yine de son dönemdeki gelişmeler, Güney Kafkasya’da uzun yıllardır süren sert siyasi atmosferin ardından tarafların daha pragmatik bir çizgi aramaya başladığını gösteriyor. Bu arayışın kalıcı bir normalleşmeye dönüşüp dönüşmeyeceği ise önümüzdeki dönemde yapılacak diplomatik temaslarla daha net anlaşılacak.