17 Yaşındaki Kayla'nın gözünden sokaklar

Genç fotoğrafçı Dizdaroğlu, çocukluktan bugüne uzanan üretme tutkusunu Atlas360.news anlattı.

Selin Ateş ·

17 Yaşındaki Kayla'nın gözünden sokaklar

Selin ATEŞ

17 yaşındaki Kayla Dizdaroğlu, kamerasını yüzeysel görüntülere değil, insanın en sahici hikayelerine doğrultan genç bir isim. Günümüz sokak fotoğrafçılığındaki anlamsız ve yapay kareleri reddederek, kadrajında yalnızca mütevazı ve gerçek hikâyesi olan insanlara yer veriyor. Amacı; insanın insana "insan olmayı" öğütlemesini sağlamak.

Fotoğraf yolculuğu, üretken çocukluğuna ve kendisiyle yaşıt o eski aile kamerasına uzanıyor. Önceleri iç dünyasını zenginleştiren bir hobi olan bu tutku, çevresindeki detayları derinlemesine algılamasıyla bu yıl profesyonel bir hedefe dönüştü. Anı tamamen kendi perspektifiyle, en doğal haliyle yakalıyor.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız ve sizin için 'fotoğrafçılık' ne ifade ediyor?

Adım Kayla Dizdaroğlu, kendimi bildim bileli fotoğraf çekiyorum. Şu an kullandığım kamera benimle yaşıt, ailemin kamerasıydı; küçükken cazip geldi ve çekmeye başladım. Veya çocukluğum hep bir şeyler üretmek üzerineydi; resim çizmek, kıyafet tasarlamak, kille şekiller yapmak gibiydi. Küçüklüğümden beri çeksem de bunu profesyonel veya gerçek bir iş gibi yapmak istemem bu yıl başladı. Fotoğrafçılığa olan ilgim, fazla farkındalığımla başladı. Durmaksızın etraftaki küçük detayları görmem, bakış açımın olayları çok fazla algılaması ve önüme gelen küçük, büyük manevi olayları iç dünyamda çok zenginleştirmem sayesinde bağdaştı diyebilirim. Benim için fotoğrafçılık, gerçekten düz ve yüzeysel çekimlerden çok uzak bir kavram oldu. Hikâyesi ve hayata dair önemi olan şeyleri ele almayı seviyorum. İnsanların gerçekten insan olduğu anları seviyorum; o yüzden kadrajımda mütevazı ve hikâyesi olan insanları tutuyorum. O insanların başkalarına insan olmayı öğütlemesini sağlamak, insandan insana gerçek şeyler hissettirmek...

Fotoğraf için ilham aldığınız sanatçılar var mı?

Büyük usta Ara Güler'i örnek alıyorum ama kimseden ilham alıp benzetmeye çalışmıyorum. Her şey tamamen kendi perspektifime, gözüme dayalı gelişiyor. Yapay ve ilhamla üretmiyorum; doğal ve anlık oluyor.

Fotoğraf çekerken unutamadığınız bir hikâye paylaşır mısınız?

Genelde hepsi beynime kazınıyor, sanki hepsi bana bir şey öğretiyor ama unutamadığım anlar, o an yardım edemediğim insanlar oluyor. Şu an o güçte olmadığım için veya o anda eyleme geçemediğim için geçip giden büyük şeyler oluyor. Örneğin, sokakta darbuka çalan iki kardeş çocuğu çekiyordum; önlerinden bisikletli bir çocuk geçiyor, küçük kardeşin içi gidiyor, kafasını büküyor, abisi de kolunu omzuna atıp onu teselli ediyor. Ben ise o sırada turu takip ediyordum. Onlar ters yöne ayrıldı ve ben durumu yönetemedim; çocuğun yanına gidemedim, teselli edemedim, daha kötüsü ona bisiklet alamadım.

Aynı şekilde turda olduğum sırada, tur arabası kalkışa giderken ıssız bir civarda, çadırda yaşayan ve önünde kuma çökmüş oturup oyun oynayan çocuklar vardı. Beni gördüler, kamerayla el salladım, onlar da sevindiler; ne sandılar bilmiyorum. Bana doğru koştular ama o sırada otobüs kalkışa geçmişti ve ben ülkeme dönüyordum. İnemezdim, çocuklar da bana kızıp laf edip gittiler.

Bir fotoğrafı “başarılı” kılan şey sizce nedir?

Bir fotoğrafı başarılı kılan şeyi ben söyleyemem, henüz öyle bir hakkım yok ama olmasını isterim. Bence anlamlı olan şeyler değerlidir; benim için anlamı ve derinliği olmayan her şey boş.

Son olarak sokak fotoğrafçılığı hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Sokak fotoğrafçılığı hakkındaki düşüncemde şu var ki; değeri olmayan basit insanların model veyahut çok değerli insanlarmış gibi çekilmesini doğru bulmuyorum. Benim için hiçbir anlam ifade etmiyor, hatta nefret ettiğimi söyleyebilirim. İnsanların genelde o kişileri severek takip edip benim yaptığımın gereksiz olduğu düşüncesine varmaları gibi şeyler, sokak fotoğrafçılığını günümüzde çok basitleştirmiş demektir.

More stories

Son haberler