Yunan yetkili Kathimerini'ye konuştu: Türkiye her gün Bayraktar İHA'larıyla gözetleme yapmaya başladı
Yunanistan basını, Türk Bayraktar insansız hava araçlarının son haftalarda Kuzeydoğu Ege üzerinde günlük devriye uçuşları gerçekleştirdiğini iddia etti.
Atlas Newsdesk ·

Bayraktar İHA uçuşları, Yunanistan’daki yetkililere göre 16 Ağustos’taki iki deniz parkı kararının ardından Kuzeydoğu Ege’de yoğunlaştı.
Adı açıklanmayan bir Yunan hükümet yetkilisine dayandırılan bilgilere göre uçuşlar, Türkiye’nin ulusal deniz parkı ilan ettiği alanların üzerinde her gün kayda geçti. Aynı değerlendirme, hareketliliğin özellikle Semadirek, Limni ve Dedeağaç çevresinde izlendiğini belirtiyor.
İki park kararı
Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan iki kararnameyle 16 Ağustos’ta iki ulusal deniz parkı ilan etti. Kararlardan ilki Muğla’daki Fethiye ile Antalya’daki Kaş arasında kalan sahayı, Yunanistan’ın Kastellorizo olarak adlandırdığı Meis çevresindeki deniz alanını da kapsayacak biçimde tanımlıyor.
İkinci park, Tekirdağ ve Çanakkale kıyılarına yakın deniz bölgesinde yer alıyor. Coğrafi olarak bu alan Semadirek ile Limni arasında uzanıyor ve Yunan tarafının son haftalarda yoğunlaşma gördüğünü söylediği Kuzeydoğu Ege hattıyla çakışıyor.
Yunanistan’daki değerlendirmelerde uçuşların, deniz parkı kararlarının hemen ardından başlaması nedeniyle söz konusu ilanlarla bağlantılı olabileceği ifade ediliyor. Bu nedensellik Türk makamlarınca doğrulanmış değil; mevcut anlatım Yunanistan kaynaklı kayıt ve değerlendirmelere dayanıyor.
Çanakkale çıkışlı rota
Yunan makamlarının topladığı verilere atfedilen bilgilere göre Bayraktar tipi İHA’lar, Çanakkale bölgesini ve Çanakkale Boğazı çevresini çıkış noktası olarak kullanıyor. Uçuşların Semadirek ve Dedeağaç yakınlarında yaklaşık 17 bin feet irtifaya ulaştığı bildiriliyor.
Aynı kaynaklar, Bayraktarların bu hatta gözetleme görevi yürütüyor gibi göründüğünü aktarıyor. Yunan tarafına göre İHA’lar bölgeden geçen ticari uçaklara yönelik taciz oluşturmadı ve Yunan hava sahası içinde sistematik uçuş yapmadı.
Bu ayrım, olayın askeri gerilim düzeyini sınıflandırmak açısından önemli. Ticari hava trafiğine müdahale iddiasının bulunmaması, mevcut tabloyu daha çok keşif ve izleme faaliyeti olarak çerçeveliyor; hava sahası ihlali iddiaları ise ayrı bir operasyonel risk başlığı oluşturuyor.
17 Ağustos kayıtları
Yunanistan Hava Kuvvetleri kayıtlarına dayandırılan iddiaya göre 17 Ağustos’ta, deniz parkı kararlarından 24 saat sonra, bir CN-235 deniz karakol uçağı ve üç İHA Yunanistan hava sahasını art arda ihlal etti. Bu iddia tek taraflı kayıtlara dayanıyor ve kaynak metinde Türkiye’nin karşı açıklamasına yer verilmiyor.
Birkaç gün sonra, 25 Ağustos Salı günü, dört Bayraktar İHA ve bir CN-235 uçağının ulusal hava sahası içinde uçtuğu öne sürüldü. Yunan tarafındaki yetkili kaynak, ihlal tespit edilen durumlarda Bayraktarların Yunan F-16 savaş uçakları tarafından önlendiğini belirtti.
Hava sahası ihlali iddiaları, Ege’de uzun süredir askeri temas riskinin en hassas başlıklarından biri. İnsansız sistemlerin devreye girmesi, pilot riski taşımayan ancak radar, önleme ve angajman prosedürlerini daha sık çalıştıran yeni bir temas zemini yaratıyor.
Evros bağlantısı tartışılıyor
Yunanistan’daki diğer kaynaklar, İHA hareketliliğinin yalnızca deniz parklarıyla açıklanamayabileceğini değerlendiriyor. Bu kaynaklara göre Evros bölgesindeki gelişmeler ve Yunanistan’ın sınır çitini, Türkiye’nin kendi toprağı saydığı araziler üzerinde genişletmesi ihtimali de gündemde tutuluyor.
Bu ikinci olasılık, meseleyi deniz yetki alanları tartışmasının ötesine taşıyor. Eğer uçuşların odağı Evros hattındaki sınır düzenlemelerine kayarsa, konu Ege deniz sahasından kara sınırı güvenliğine uzanan daha geniş bir gerilim dosyasına dönüşebilir.
Önümüzdeki süreçte üç koşullu yol öne çıkıyor. Eğer uçuşlar gözetleme düzeyinde kalır ve ticari trafikle temas oluşmazsa, küresel makro etki sınırlı kalır; Bayraktar platformunun operasyonel görünürlüğü artar; savunma İHA sektörü ise düşük yoğunluklu izleme görevleri üzerinden gündemde kalır.
Eğer hava sahası ihlali iddiaları ve F-16 önlemeleri sıklaşırsa, ana risk yanlış hesaplama olur. Bu durumda NATO içi siyasi kanal daha fazla çalışır, Türkiye’nin İHA kapasitesi daha yakından izlenir ve Ege’de savunma havacılığı faaliyetleri daha görünür hale gelir.
Eğer deniz parkı kararları diplomatik görüşmelere taşınırsa, gerilim askeri temas yerine hukuki ve siyasi müzakere hattına kayabilir. Bu yol, küresel ölçekte sınırlı ama bölgesel güvenlik açısından izlenmesi gereken bir risk primi yaratır; açık soru, uçuşların ağustos ortasından sonraki günlük ritmini sürdürüp sürdürmeyeceğidir.