Ev içi şiddet çağrıları Mart'ta 247'ye çıktı

Ev içi şiddet çağrıları Mart 2026’da 247’ye çıktı; TKDF verileri psikolojik ve fiziksel şiddetin payını ve ev içi ihbarları öne çıkarıyor.

Cuneyd Erdogan ·

Ev içi şiddet çağrıları Mart'ta 247'ye çıktı

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na Mart 2026’da gelen başvuruların arttığını ve toplam çağrı sayısının 247’ye ulaştığını bildirdi. Kurumun paylaştığı dağılıma göre başvurularda en sık bildirilen şiddet türü psikolojik şiddet oldu. Fiziksel şiddet ikinci sırada yer aldı ve sosyal şiddet başlıkları da kayda geçti.

TKDF verileri, Mart ayında açılan 62 yeni şiddet vakasının 38’inin doğrudan ev içi şiddet ihbarı olduğunu gösteriyor. Bu ihbarların önemli bir kısmında fail, mağdurun resmi nikahlı eşi olarak kaydedildi. Federasyon, 27 vakanın kadınların resmi nikahlı eşleri tarafından uygulanan şiddeti içerdiğini açıkladı.

Şiddet türlerine bakıldığında psikolojik şiddet yüzde 44,5 ile ilk sırada yer aldı. Fiziksel şiddet yüzde 42,86 ile ikinci sıraya yerleşti. Sosyal şiddet vakaları yüzde 12 seviyesine çıktı ve başvuruların bir bölümünde şiddetin birden fazla biçimde aynı anda yaşandığına işaret eden kayıtlar oluştu.

TKDF Başkanı Canan Güllü, psikolojik şiddetteki artışı şiddetin biçim değiştirerek derinleşmesi olarak değerlendirdi. Federasyonun açıklamasında şiddetin ağırlıkla ev içinde sürdüğü ve faillerin çoğunlukla erkekler olduğu vurgulandı. Kurum, kadınların güvenliğinin sağlanmasını temel öncelik olarak tanımladı.

Güllü ayrıca İstanbul Sözleşmesi’ni, kadınların yaşam hakkını korumaya dönük bir çerçeve ve devletlere yükümlülükler getiren bir referans metin olarak konumladı. Açıklamada, sözleşmenin yokluğunun uygulama ve koordinasyon açısından boşluk yarattığı görüşü yer aldı. Bu değerlendirme, şiddetle mücadelede kurumsal kapasite, izleme mekanizmaları ve kamu politikası sürekliliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Politika ve risk yönetimi açısından veriler, iki ayrı kanaldan önem taşıyor. Birincisi, acil yardım hatlarına gelen çağrıların hacmi ve içeriği, sahadaki riskin ve hizmet talebinin erken göstergesi olarak izleniyor. İkincisi, resmi nikahlı eş kaynaklı vakaların ağırlığı, koruma tedbirleri, uzaklaştırma kararları, kolluk müdahalesi ve sosyal hizmet kapasitesi gibi alanlarda koordinasyon ihtiyacını öne çıkarıyor.

Mart 2026 verileri tek başına ülke geneline genellenebilir bir resim sunmasa da, TKDF’nin düzenli raporlaması eğilim takibi için bir veri seti oluşturuyor. Kurumun paylaştığı oranlar, psikolojik şiddetin görünürlüğünün arttığını ve başvuru kanallarının bu tür şiddeti daha fazla kayda geçirdiğini gösteriyor.

Bu tablo, adli süreçler, sosyal destek hizmetleri ve iş gücü piyasasında kadınların güvenliği gibi başlıklarda kamu kurumları ve özel sektör için uyum ve risk yönetimi gündemini etkileyebilecek nitelikte.

Olası Etkiler

Ülke Etkisi: Acil yardım hattı verileri, kamu kurumlarının koruma tedbirleri ve sosyal hizmet kapasitesi üzerindeki talep baskısını izlemek için bir sinyal üretebilir. İstanbul Sözleşmesi tartışması, şiddetle mücadelede mevzuat, uygulama standardı ve kurumlar arası koordinasyon başlıklarını yeniden gündeme taşıyabilir.

Sektör Etkisi: Sağlık, hukuk, güvenlik ve sosyal hizmet ekosisteminde vaka yönetimi, yönlendirme ve veri paylaşımı süreçleri daha fazla önem kazanabilir. İşverenler açısından çalışan güvenliği, izin politikaları ve destek mekanizmaları gibi İK uygulamaları daha görünür bir uyum alanı haline gelebilir.

Piyasa Etkisi: Sosyal risk göstergelerindeki artış, kamu harcamaları ve yerel yönetim bütçelerinde hizmet talebi kanalıyla baskı yaratabilir. ESG ve itibar riski çerçeveleri, şirketlerin toplumsal risklere yanıt kapasitesini yatırımcı iletişiminde daha belirgin bir başlık haline getirebilir.

More stories