Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle yargılanan Tuba Ulu için ceza talebi

Tuba Ulu davasında savcı ceza istedi; komedyen, Kanuni Sultan Süleyman esprisi nedeniyle yöneltilen suçlamayı reddederek beraat talep etti.

Atlas Newsdesk ·

Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle yargılanan Tuba Ulu için ceza talebi

Tuba Ulu davasında savcı ceza istedi; komedyen, Kanuni Sultan Süleyman esprisine ilişkin suçlamayı reddederek beraat talep etti.

İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, mizah ile ceza hukuku arasındaki sınırın yeniden tartışıldığı bir oturum oldu. Ulu, hakkında açılan davada ikinci kez hâkim karşısına çıktı.

Dosyanın merkezinde, Ulu’nun bir gösterisinde Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı espri bulunuyor. Komedyen hakkında önce soruşturma başlatıldı, ardından "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla dava açıldı.

Mahkeme salonunda iki talep

Ulu, savunmasında önceki duruşmadaki açıklamalarını koruduğunu söyledi. Komedyen, Türkiye’nin farklı şehirlerinde sahne aldığını ve gösterilerinde izleyiciyle temas kurduğunu belirtti.

Sanık sandalyesindeki temel savunma, esprinin hakaret ya da aşağılama amacı taşımadığı yönündeydi. Ulu, sözlerinin herhangi bir kişinin değerlerine saldırı hedefiyle söylenmediğini ifade ederek "Beraatimi talep ediyorum." dedi.

Savunma ifade özgürlüğüne yaslandı

Duruşmayı aktaran Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’ne göre Ulu’nun avukatları, ifade özgürlüğünün her zaman rahatlatıcı ya da herkes için kabul edilebilir sözleri korumakla sınırlı olmadığını savundu. Müdafiler, rahatsızlık yaratabilecek ifadelerin de demokratik hukuk düzeninde korunması gerektiği görüşünü mahkemeye sundu.

Avukatların ikinci hattı, suç kastı iddiasına yönelikti. Savunma, Ulu’nun sözlerinin toplumsal grupları karşı karşıya getirme amacı taşımadığını, bu nedenle isnat edilen suçun unsurlarının oluşmadığını ileri sürdü.

Bu yaklaşım, ceza davalarında sık görülen iki soruyu öne çıkarıyor: Sözün içeriği tek başına yeterli mi, yoksa failin amacı ve bağlam da belirleyici mi? Ulu’nun avukatları, mahkemenin gösteri bağlamını ve mizahın abartı, ironi ve hicivle kurduğu dili dikkate almasını istedi.

Savcılık kamu düzenini işaret etti

Savcı ise ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını belirterek cezalandırma talebinde bulundu. Mütalaada, yasalar ve AİHS bakımından söz özgürlüğünün belirli sınırlarla kullanılabileceği görüşü dile getirildi.

İddia makamı, Ulu’nun gösterisinde geçen "fuck buddy" ve "kadın nikâhı bastırdı" sözlerini ayrı bir zeminde değerlendirdi. Savcı, bu ifadelerin kadının kişisel özelliklerinden bağımsız biçimde kadın bedeni üzerinden cinsel nitelikte bir aşağılama içerdiğini savundu.

Mütalaaya göre söz konusu anlatım kamu düzenini bozucu nitelikteydi. Bu nedenle savcı, mahkemeden Ulu’nun üzerine atılı suçtan cezalandırılmasını talep etti.

Davanın bundan sonraki seyrinde mahkemenin, savcının cezalandırma talebi ile savunmanın beraat istemi arasında hukuki bir değerlendirme yapması bekleniyor. Karar, sahne sanatlarında hiciv sınırı, tarihsel figürlere yönelik mizah ve kamu düzeni gerekçesiyle yapılan ceza yargılamaları açısından yakından izlenecek.

Mahkeme beraat yönünde karar verirse dosya ifade özgürlüğü lehine bir örnek olarak okunabilir; mahkûmiyet halinde ise sahne performanslarında kullanılan cinsel ve tarihsel göndermelerin hukuki riski daha görünür hale gelir. Her iki durumda da açık soru, mizahın sert dili ile ceza hukukunun korumak istediği toplumsal düzen arasındaki çizginin nasıl çizileceği olacak.

Bu davanın nihai kararı, Türkiye’de mizahın sınırları ve ifade özgürlüğünün kapsamı açısından kritik bir içtihat oluşturabilir. Mahkemenin savcılık mütalaası doğrultusunda bir mahkûmiyet kararı vermesi durumunda, sahne sanatlarında kullanılan hiciv ve argo ifadelerin "kamu düzenini bozma" gerekçesiyle daha sık yargı konusu yapılması ve sanatçılar üzerinde bir otosansür baskısı oluşması beklenebilir.

Öte yandan, beraat kararı çıkması halinde, tarihsel figürlere yönelik eleştirel mizahın ve performans sanatlarındaki provokatif dilin demokratik hoşgörü sınırları içerisinde değerlendirildiğine dair güçlü bir mesaj verilecektir. Özellikle "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasının bu tür vakalarda geniş yorumlanması, hukuk güvenliği ve sanatsal yaratıcılık arasındaki dengeyi hassas bir noktaya taşıyabilir.

Benzer davalardaki tarihsel örüntüler, toplumsal hassasiyetler ile evrensel hukuk normları arasındaki çatışmanın bir süre daha yargı koridorlarında devam edeceğine işaret etmektedir. Nihayetinde bu süreç, Türkiye’nin kültürel çoğulculuk ve ifade hürriyeti konusundaki uluslararası standartlara uyumunu test eden sembolik bir dönemeç olma potansiyeli taşımaktadır.

Mevcut konjonktürde, yargının vereceği hüküm sadece bir komedyenin geleceğini değil, aynı zamanda dijital ve fiziksel sahnelerdeki eleştirel seslerin hukuki koruma zırhının kalınlığını da belirleyecektir.

More stories