İsrail Hapishanelerine Yönelik Taciz İddiaları

Filistinli eski tutuklular ve insan hakları örgütleri, İsrail gözaltı sisteminde cinsel şiddet ve kötü muamele iddialarını gündeme taşırken, İsrail makamları…

Cuneyd Erdogan ·

İsrail Hapishanelerine Yönelik Taciz İddiaları

Filistinli eski tutuklular, İsrail hapishane görevlileri, askerler, sorgucular ve yerleşimciler tarafından cinsel şiddete maruz kaldıklarını anlatıyor. New York Times yazarı Nicholas Kristof’un Batı Şeria’dan aktardığı haber, erkeklerin, kadınların ve çocukların kötü muamele gördüklerine dair tanıklıkları bir araya getiriyor. İsrail makamları bu suçlamaların sistematik olduğu iddiasını reddediyor ve şikayetlerin yetkili kurumlarca incelendiğini savunuyor. Ancak anlatımların sayısı ve hak örgütlerinin raporları, meselenin tekil olayların ötesine geçtiği yönünde ciddi sorular doğuruyor.

7 Ekim Sonrası Gözaltılar

İddiaların ağırlığı, 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğündeki saldırıların ardından İsrail’in Filistinlilere yönelik gözaltı uygulamalarını genişletmesiyle arttı. Kaynak metne göre, yalnızca Batı Şeria’da 7 Ekim sonrasında yaklaşık 20 bin kişi gözaltına alındı ve Mayıs 2026 itibarıyla 9 binden fazla Filistinli hâlâ tutuluyordu. Birçok kişinin resmi suçlama olmadan, idari gözaltı sistemi altında hapsedildiği belirtiliyor. Kızılhaç ve avukat erişiminin sınırlanması ise içeride neler yaşandığını bağımsız biçimde doğrulamayı zorlaştırıyor.

BM Raporu Tartışmayı Sertleştiriyor

Kristof’un yazısı, Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütlerinin daha önce dile getirdiği cinsel şiddet iddialarıyla aynı hatta duruyor. BM raporunda, Filistinlilere yönelik cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kötü muamelenin parçası haline geldiği değerlendirmesi yer alıyor. Euro-Med Human Rights Monitor da İsrail’in cinsel şiddeti daha geniş bir devlet politikası içinde kullandığını savunuyor. İsrail ise bu tür raporları taraflı ve temelsiz olarak niteliyor.

İddialar yalnızca yetişkin erkek tutuklularla sınırlı değil. Kaynak metinde gazeteciler, kadın tutuklular, çocuklar ve kırsal bölgelerde yaşayan Filistinlilerin anlatımlarına yer veriliyor. Save the Children’ın aktardığı bir ankette, İsrail gözaltısında bulunmuş 12-17 yaş arası çocukların yarıdan fazlasının cinsel şiddete tanık olduğunu veya maruz kaldığını söylediği belirtiliyor. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin görüştüğü serbest bırakılmış Filistinli gazeteciler arasında da cinsel şiddet ve başka kötü muamele iddiaları bulunuyor.

Sde Teiman Dosyası

İsrail’in hesap verebilirlik kapasitesi açısından en dikkat çekici örneklerden biri Sde Teiman gözaltı tesisi oldu. Kaynak metne göre, 2024’te bir Gazzeli tutuklunun ağır şekilde yaralanmasının ardından dokuz yedek asker gözaltına alındı. Ancak sağcı siyasetçilerin ve göstericilerin sert tepkisinin ardından dosya zayıfladı; son suçlamalar Mart 2026’da düşürüldü ve askerlerin göreve dönüşüne izin verildi. Başbakan Binyamin Netanyahu, suçlamaların düşmesini “kan iftirasının” sonu olarak nitelendirdi.

Cezasızlık İddiası Derinleşiyor

İsrailli ve Filistinli insan hakları savunucuları, temel sorunun yalnızca şiddet iddiaları değil, bu iddiaların çoğu zaman sonuçsuz kalması olduğunu söylüyor. Public Committee Against Torture in Israel yöneticisi Sari Bashi, Filistinli tutuklulara yönelik cinsel istismarın olağanlaştığını ve yetkililerin bunu durdurmadığını savunuyor. Bashi’nin örgütünün yüzlerce şikayet sunduğu, ancak bunların hiçbirinin suçlamaya dönüşmediği aktarılıyor. Bu tablo, mağdurlar açısından adalet arayışını daha da zorlaştırıyor.

Konu Washington açısından da hassas. ABD, İsrail’in en güçlü askeri ve diplomatik destekçisi olduğu için, İsrail güvenlik sistemine yönelik ağır suçlamalar Amerikan dış politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Kristof’un yazısı, ABD’nin İsrail’e sağladığı desteğin bu iddialar karşısında sorgulanması gerektiğini savunuyor. Bu nedenle mesele yalnızca İsrail içindeki hukuki süreçlerle sınırlı kalmıyor; silah satışları, diplomatik koruma ve insan hakları koşulları da tartışmanın parçası haline geliyor.

Sessizlik Riski Büyütüyor

En büyük belirsizlik, iddiaların ne kadarının bağımsız biçimde soruşturulabileceği. Birçok eski tutuklu, serbest bırakıldıktan sonra konuşmamaları yönünde tehdit aldığını, aile baskısından veya toplumsal damgalanmadan korktuğunu anlatıyor. Bu sessizlik, özellikle cinsel şiddet vakalarında kanıt toplamayı ve failleri belirlemeyi daha güç hale getiriyor. Denetim, şeffaf soruşturma ve güvenilir yargı süreçleri sağlanmazsa, bu iddialar İsrail’in uluslararası konumunu daha fazla zorlayacak ve ABD dahil müttefikleri üzerinde daha büyük siyasi baskı yaratacaktır.

More stories