İran'ın yeni savaş stratejisi: Hedef askeri zafer değil, ABD'yi uzun vadede yıpratmak
Reuters analizine göre İran, ticaret yolları ve enerji altyapısını baskı aracı olarak kullanarak ABD üzerindeki maliyeti artırmayı hedefliyor.
Atlas Newsdesk ·

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş beşinci ayını geride bırakırken taraflar görüşmelere rağmen uzlaşmaya varamadı. Reuters'ın analizine göre Tahran, kesin bir askeri zafer arayışından çok, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden gerilimi kontrollü biçimde artırarak Washington'u uzun vadede yıpratmayı amaçlıyor.
Reuters'a konuşan yetkililer ve analistler, İran'ın ticaret yolları, deniz geçişleri ve enerji altyapısını baskı unsuru olarak kullanarak ABD'nin maliyetini yükseltmeye çalıştığını belirtiyor.
Hürmüz Boğazı pazarlığın merkezinde
Analize göre İran'ın temel hedefi, ABD ve müttefiklerini Hürmüz Boğazı konusunda Tahran'ın taleplerini kabul etmenin, krizi yönetmeye çalışmaktan daha düşük maliyetli olduğuna ikna etmek.
Tahran yönetimi, Washington'un Hürmüz'de İran'a daha geniş bir rol tanımaması halinde çatışmanın Körfez'in ötesine yayılabileceği mesajını verirken, kritik deniz geçitleri ile enerji altyapısını risk altına sokarak müzakerelerde pazarlık gücünü artırmayı hedefliyor.
Washington Institute'tan Michael Knights, İran'ın gerilimi sürekli yeni alanlara taşıdığına dikkat çekerek, "Her hafta yeni bir coğrafya, yeni bir silah ya da yeni bir hedef ortaya koyuyorlar. İran'ın en büyük avantajı ABD veya İsrail'e zarar verebilmesi değil; bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye maliyet yükleyebilmesi" değerlendirmesinde bulundu.
Tehdit alanı genişliyor
Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı öne çıkaran İran'ın, artık hiçbir stratejik deniz geçidinin dokunulmaz olmadığını göstermeye çalıştığı belirtiliyor.
Kızıldeniz ve Suudi Arabistan'ın enerji altyapısına yönelik tehditlerin de küresel ticaretin korunmasının maliyetini artırmayı ve Washington'un bu baskıya ne kadar dayanabileceğini test etmeyi amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olduğu ifade ediliyor.
Bir Körfez kaynağına göre İran Devrim Muhafızları komutanları, ABD Başkanı Donald Trump'ın kasımdaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu'da uzun süreli yeni bir çatışmaya girmek istemediğini değerlendiriyor.
Müzakerelerde baskı kurma hedefi
Reuters'a konuşan üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin geçmişte sergilenen esnekliğin yalnızca Washington'un baskısını artırdığı sonucuna vardığını belirterek, anlamlı müzakereler başlamadan önce İran'ın pazarlık gücünü sahada oluşturması gerektiğine karar verdiğini söyledi.
Trump, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla planlanan bir saldırıyı iptal ettiğini ve İran'la görüşmeler yapılacağını açıklamıştı. Ancak Tahran, ABD ile planlanmış herhangi bir müzakerenin bulunmadığını duyurdu.
Washington Institute'tan Michael Singh ise İran'ın inisiyatifi elinde tuttuğunu düşündüğünü, bunun nedenlerinden birinin Trump yönetiminin askeri olarak ne kadar ileri gideceğine ilişkin belirsizlik olduğunu ifade etti.
Hürmüz üzerindeki anlaşmazlık
Taraflar arasındaki temel anlaşmazlık Hürmüz Boğazı'nın gelecekte nasıl yönetileceği konusunda yaşanıyor.
Bölgesel kaynaklara göre Umman, Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini içeren bir yönetim modeli önerirken, İran boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli alma hakkı talep ediyor. Washington ise Hürmüz'ün uluslararası statüsünün korunmasını ve ücretsiz bir deniz yolu olarak kalmasını savunuyor.
İran'ın "dayanıklılık" stratejisi
Analize göre İran'ın stratejisi, bölge ülkeleri ile Batılı devletlerin önceliklerini de değiştirmiş durumda.
Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan deniz güvenliği girişimi, İran'la doğrudan çatışmadan kaçınarak ticari gemilerin korunması, istihbarat paylaşımı ve deniz yollarının güvenliğine odaklanıyor.
Michael Knights, bu yaklaşımı Avrupa'nın Kızıldeniz'deki Aspides misyonuna benzetirken, İran'ın doğrudan askeri üstünlük sağlayamasa da hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna iterek önemli ekonomik ve askeri maliyetler oluşturabildiğini belirtiyor.
Analistlere göre Tahran, ekonomik baskıya ABD öncülüğündeki koalisyonun küresel ticarette yaşanacak sürekli aksamalara dayanabileceğinden daha uzun süre direnebileceğine inanıyor.
Dış İlişkiler Konseyi'nden Ray Takeyh ise İran'ın olası müzakerelerde şartları belirlemek istediğini belirterek, "Müzakereler olursa şartları belirlemek isteyecekler. Her iki taraf da gerilime gerilimle karşılık veriyor" değerlendirmesinde bulundu.
Analize göre tarafların geri adım atmaya istekli görünmemesi, pazarlık gücünü artırmaya yönelik bu stratejinin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.