İran’ın Bitmeyen Füze Sırrı
İran'ın füze kapasitesi kontrollü ve stratejik kullanılıyor; yoğun saldırılar yerini daha az ama isabetli atışlara bıraktı.
Cuneyd Erdogan ·

Ortadoğu’da son aylarda yaşanan çatışmaların en çarpıcı görüntüsü, İran’dan fırlatılan ve bölgenin farklı noktalarını hedef alan füzeler oldu. Günler, haftalar geçti; saldırılar azaldı ama tamamen durmadı. Bu da kamuoyunda basit ama kritik bir soruyu gündeme getirdi: İran’ın füzeleri nasıl hâlâ bitmedi?
Bu sorunun cevabı, yüzeyde göründüğünden daha karmaşık. Çünkü mesele sadece “kaç füze var” değil; İran’ın yıllardır kurduğu askeri doktrin, üretim altyapısı ve savaş stratejisi bu tabloyu belirliyor.
İran bir “füze devleti” olarak inşa edildi
İran, özellikle 2000’li yıllardan itibaren klasik hava gücüne yatırım yapmak yerine farklı bir yol seçti. Modern savaş uçakları edinmekte zorlanan ve ambargolarla karşı karşıya kalan Tahran yönetimi, kaynaklarını büyük ölçüde füze teknolojilerine yönlendirdi.
Bugün gelinen noktada İran, Ortadoğu’nun en büyük balistik füze envanterlerinden birine sahip. Binlerce füze; kısa, orta ve uzun menzilli sistemler; buna ek olarak cruise füzeleri ve geniş bir insansız hava aracı filosu…
Bu, birkaç haftalık bir savaşta tükenebilecek bir kapasite değil. İran’ın stratejisi zaten baştan “kısa savaş” üzerine değil, uzun vadeli caydırıcılık üzerine kuruldu.
Yer altındaki görünmeyen güç
İran’ın en kritik avantajlarından biri, füze altyapısının büyük ölçüde yer altına taşınmış olması. “Füze şehirleri” olarak bilinen bu tesisler, dağların içine oyulmuş depolama ve fırlatma alanlarından oluşuyor.
Buna ek olarak üretim de tek bir merkezde yapılmıyor. Dağınık ve modüler bir üretim ağı söz konusu. Bu da şu anlama geliyor: İsrail veya ABD hedefleri vurabiliyor, ciddi hasar verebiliyor ama sistemi tamamen felç etmek son derece zor.
Son saldırılarda İran’ın kapasitesinin ciddi darbe aldığı açık. Ancak sistemin tamamının çökmediği de aynı derecede net.
Sayı azaldı, etkinlik arttı
Savaşın ilk günlerinde İran’ın çok daha yoğun füze atışları yaptığı görüldü. Ancak bu saldırıların önemli bir kısmı hava savunma sistemleri tarafından engellendi.
Bugün ise tablo farklı. İran daha az füze fırlatıyor ama daha seçici davranıyor. Hedefleme daha dikkatli yapılıyor, zamanlama daha hesaplı. Bu da isabet oranının göreceli olarak artmasına yol açıyor.
Bu değişim bir zayıflık değil, aksine bir adaptasyon. İran, hava savunma sistemlerini “boğmak” yerine onları aşmaya çalışıyor.
Sürdürülebilir savaş mantığı
İran’ın en önemli hamlelerinden biri de tempo yönetimi. Eğer elindeki tüm füzeleri kısa sürede kullanırsa, birkaç hafta içinde caydırıcılığını kaybeder. Ancak saldırıları zamana yaydığında, karşı taraf üzerinde sürekli bir baskı kurabiliyor.
Bu nedenle İran, bilinçli olarak daha düşük yoğunluklu ama uzun süreli bir saldırı modeline geçti. Bu, klasik anlamda bir “yıpratma savaşı” stratejisi.
En gelişmiş sistemler hâlâ sahada değil
Dikkat çeken bir diğer unsur ise İran’ın en gelişmiş füze sistemlerini henüz tam kapasiteyle kullanmıyor olması. Hipersonik olduğu iddia edilen bazı sistemler ya hiç sahaya sürülmedi ya da çok sınırlı kullanıldı. Belki de yoktular.
Sadece füze değil, çok katmanlı tehdit
İran’ın kapasitesi yalnızca balistik füzelerle sınırlı değil. Ucuz ve seri üretilebilen drone’lar, cruise füzeleri ve bölgedeki vekil güçler (Hizbullah, Husiler vb.) bu yapının önemli parçaları.
Bu da şu anlama geliyor: İran’ın füze stokları azalsa bile saldırı kapasitesi tamamen ortadan kalkmıyor.
Karşı tarafın da sınırları var
Genellikle göz ardı edilen bir gerçek de şu: Savunma tarafının da sınırsız kaynağı yok. İsrail ve ABD’nin kullandığı hava savunma sistemleri son derece pahalı. Interceptor füzelerin her biri milyonlarca dolar değerinde.
Uzun süreli bir çatışmada bu sistemlerin de hem maliyet hem stok açısından zorlanması kaçınılmaz. Bu nedenle savaş, tek taraflı bir tükenme değil; karşılıklı bir dayanıklılık testi.
“Bitmiyor” değil, “kontrollü kullanılıyor”
Ortaya çıkan tabloyu doğru okumak önemli. İran’ın füze kapasitesi ciddi şekilde yıpranmış durumda. İlk günlere kıyasla saldırı sayısı dramatik biçimde azalmış durumda.
Ancak bu, sistemin çöktüğü anlamına gelmiyor.
İran bugün artık yüzlerce füze fırlatan bir aktör değil. Onun yerine daha az sayıda, daha seçici ve daha stratejik saldırılar yapan bir profile evrildi.
Dolayısıyla doğru ifade şu:
İran’ın füzeleri bitmiyor değil; İran füzelerini bitirmemeyi biliyor.
Bu da çatışmanın kısa vadede sona ermeyeceğinin en net göstergelerinden biri.