Ankara'da kritik NATO Zirvesi
NATO Ankara Zirvesi, Türkiye’nin savunma dosyaları, Ukrayna desteği ve ABD ile pazarlıklarını aynı masaya taşıyor.
Atlas Newsdesk ·

NATO Ankara Zirvesi öncesi Türkiye, savunma harcamaları, Ukrayna desteği ve F-35 dosyasında yoğun diplomasi yürütüyor.
7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak toplantı, ittifakın güvenlik yükünü nasıl paylaşacağına dair tartışmaları Türkiye’nin ev sahipliğinde öne çıkaracak. Verilen bilgilere göre zirveye 32 üye ülkenin liderleri ile çok sayıda ortak ülke temsilcisinin katılması bekleniyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ankara ziyareti, toplantı öncesi diplomasi trafiğinin en görünür adımı oldu. Zirveyi izlemek için 2.500’ü aşkın yerli ve yabancı gazetecinin akreditasyon yaptığı belirtiliyor.
Ankara masasında üç savunma başlığı
Zirvenin ana dosyaları savunma harcamalarının artırılması, üretim kapasitesinin güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi olacak. İttifak içinde Avrupa’nın güvenlik maliyetinden daha fazla pay üstlenmesi gerektiği yönündeki arayışın da görüşmelere yön vermesi bekleniyor.
Bu başlıklar Türkiye açısından yalnızca diplomatik değil, sanayi ve tedarik zinciri boyutu olan konular. Ankara, savunma sanayisindeki üretim kapasitesini ve bölgesel krizlerdeki temas kanallarını ittifak içindeki ağırlığını artıran unsurlar olarak kullanıyor.
Türkiye’nin NATO ile ilişkisi 1952’deki üyelikten bu yana dönem dönem krizlerle sınandı. Son yıllarda S-400 alımı, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik süreçleri ve F-35 programından çıkarılma kararı, Ankara’nın ittifak içindeki konumunu tartışmalı hale getiren ana dosyalar oldu.
F-35 ve KAAN pazarlığı büyüyor
Zirvenin en hassas başlıklarından biri Türkiye’nin F-35 programına yeniden dönüş ihtimali. Aynı dosyada, KAAN savaş uçağı için talep edilen F110 motorları da Ankara-Washington savunma görüşmelerinin merkezinde yer alıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın uluslararası basına yaptığı değerlendirmelerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki kişisel ilişkinin NATO içindeki bazı gerilimleri azaltabileceği vurgulandı. Bu çerçevede savunma iş birliği ve bölgesel güvenlik dosyalarında yeni adımların tartışılabileceği değerlendiriliyor.
Trump yönetiminden gelen açıklamaların Ankara’nın taleplerine yönelik seçeneklerin incelendiğine işaret ettiği aktarılıyor. Ancak ABD Kongresi’ndeki bazı isimlerin itirazları, F-35 ve motor dosyalarının yalnızca iki lider arasındaki siyasi temaslarla çözülemeyeceğini gösteriyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Washington’a yaptığı çağrı da tartışmayı bölgesel güvenlik boyutuna taşıdı. Netanyahu, Türkiye’ye F-35 savaş uçakları ve gelişmiş jet motorları verilmemesi gerektiğini savundu.
İttifakta güvenlik ve hukuk gerilimi
Ankara’daki toplantı Türkiye’nin stratejik önemini öne çıkarırken, demokrasi ve hukuk devleti tartışmalarını tamamen geride bırakmıyor. Bazı Batılı analizlerde Türkiye’nin güvenlik rolünün arttığı, buna karşılık iç siyasete ilişkin eleştirilerin ittifak içi gündemde yer tuttuğu değerlendiriliyor.
Bu ikili tablo, Türkiye için fırsat ve sınırlamayı aynı anda üretiyor. Güvenlik ihtiyacı Ankara’nın elini güçlendirirken, hukuk devleti tartışmaları özellikle savunma teknolojisi transferi gibi Kongre denetimine açık alanlarda siyasi maliyet yaratabiliyor.
Eğer zirvede savunma harcamaları ve üretim kapasitesi konusunda daha net bir yol haritası çıkarsa, küresel güvenlik harcamalarında Avrupa merkezli talep artışı görülebilir. Bu durumda Türkiye savunma sanayisi ihracatı ve ortak üretim projeleri için daha geniş alan bulabilir; sektör genelinde mühimmat, hava savunma ve motor teknolojilerine talep artar.
Eğer F-35 ve F110 motorları dosyası Kongre engeline takılırsa, Ankara’nın yerli platformlara ve alternatif tedarik kanallarına ağırlık vermesi beklenir. Bu senaryoda NATO içi savunma entegrasyonu sınırlı kalabilir; Türkiye merkezli sektör için ise yerli motor, aviyonik ve bakım kabiliyetleri daha kritik hale gelir.
Eğer liderler düzeyindeki temaslar savunma iş birliğinde somut bir açılım üretirse, Türkiye-ABD hattında güvenlik gündemi yeniden ana kanal haline gelebilir. Bunun küresel etkisi, Ukrayna savaşı ve bölgesel krizlerde NATO’nun daha uyumlu hareket etme kapasitesi üzerinden ölçülecek.