Alman mahkemesi Türkiye’ye sınır dışı yasağını sürdürdü
Alman mahkemesi, Türkiye’ye sınır dışı yasağını kaldıran işlemi iptal etti; işkence riski ve adil yargılanma için somut kanıt aradı.
Atlas Newsdesk ·

Almanya’da bir idare mahkemesi, Türkiye’ye geri gönderme engelini kaldıran idari kararı iptal etti ve dosyada sınır dışı yasağının devamına hükmetti. Mahkeme, Türkiye’deki güncel siyasi gelişmelerin ve reform sürecinin işkence ve insanlık dışı muamele riskini “esaslı ve kalıcı” biçimde ortadan kaldırdığına dair dosyada yeterli kanıt görmedi. Karar, geri göndermeme ilkesinin somut risk ve kanıt standardı üzerinden nasıl uygulandığını yeniden teyit etti.
Dosyaya bakan Gelsenkirchen İdare Mahkemesi, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin (BAMF) daha önce verdiği “sınır dışı yasağını kaldırma” işlemini bozdu. Mahkeme, özellikle terörle bağlantılı suçlamalarla karşı karşıya kalan kişiler açısından adil yargılanma standartlarının güvence altında olduğunun ikna edici biçimde gösterilmediğini kayda geçirdi. Bu tespit, ülke düzeyindeki reform beyanlarıyla tek tek dosyalardaki risk eşiği arasındaki farkı görünür kıldı.
Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesine atıf yaptı ve işkence riski bulunan durumlarda sınır dışı yasağının mutlak nitelik taşıdığını vurguladı. Bu çerçevede mahkeme, genel ülke koşulları tartışmasını bireysel dosya verilerinden ayrı değerlendirmedi. Karar, Almanya’daki iltica ve geri gönderme rejiminde riskin “genel değerlendirme” ile değil, somut olgularla kurulması gerektiğini öne çıkardı.
Davacı 74 yaşında ve ağır sağlık sorunları yaşıyor. Mahkeme, başvurucunun bireysel kırılganlıklarını Türkiye’deki hukuk devleti standartlarına dair çekincelerle birlikte ele aldı. Bu yaklaşım, geri gönderme kararlarında yalnızca ülke raporlarının değil, kişinin sağlık durumu ve korunma ihtiyacının da belirleyici olabildiğini gösterdi.
Karar sonrasında BAMF, mahkeme başkanının değerlendirmelerini dikkate alarak sınır dışı yasağını kaldırma kararını geri çekti. Böylece aynı dosyada idari aşamadaki değerlendirme ile yargısal denetimin farklı sonuçlara gidebildiği ortaya çıktı. Kurumsal açıdan bu durum, BAMF’nin ülke risk değerlendirmesi, delil standardı ve gerekçe kurma pratiklerinde mahkeme içtihadını daha yakından izlemesini gerektirebilir.
Gelsenkirchen İdare Mahkemesi
Dosya, “güvenli ülke” ve “güvenli geri dönüş” tartışmalarının pratikte nasıl sınandığını da gösteriyor. Mahkeme, reformların varlığını tek başına yeterli saymadı; uygulama, süreklilik ve hassas gruplar üzerindeki etki için somut kanıt aradı. Bu tür davalarda mahkemeler genellikle ülke raporları, uluslararası insan hakları standartları ve bireysel koruma ihtiyaçlarını birlikte tartıyor; sonuç, her dosyada farklı kanıt setleriyle şekilleniyor.
Mahkeme, reform sürecinin “başlangıç aşamasında” kaldığı ve işkence ile kötü muamele riskinin kalıcı biçimde ortadan kalktığına dair yeterli temel oluşmadığı sonucuna vardı. Karar, Türkiye’ye geri gönderme dosyalarında risk eşiğinin nasıl kurulduğunu ve idarenin hangi tür kanıtlarla ikna edilmesi gerektiğini fiilen tarif eden bir örnek oluşturdu. Kurumsal risk yönetimi açısından, bu yaklaşım benzer dosyalarda daha ayrıntılı bireysel risk analizini ve gerekçeli karar standardını öne çıkarıyor.