ABD Ortadoğu stratejisi: Türkiye-İsrail ekseni

ABD Ortadoğu stratejisi, Türkiye-İsrail işbirliğini merkeze alıyor; Barrack, Antalya’da yeni yaklaşımı ve NATO boyutunu anlattı.

Cuneyd Erdogan ·

ABD Ortadoğu stratejisi: Türkiye-İsrail ekseni

ABD’nin Ortadoğu’ya dönük yeni çerçevesi, Türkiye ve İsrail’i aynı güvenlik ve siyasi mimarinin merkezine koyan bir işbirliği hattı üzerinden tarif edildi. ABD Büyükelçisi Tom Barrack, 20 Nisan 2026’da Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşmada, Washington’un bölgede uzun süredir öne çıkardığı “demokrasi inşası” yaklaşımından farklı bir yönelim anlattı.

Barrack, Ortadoğu’da demokrasilerin “başarısız olduğunu” söyledi ve bunun yerine “meşruti monarşi” ya da “merhametli monarşi” gibi bir yönetim modeli önerdi.

Barrack’ın mesajı, ABD’nin bölgesel yük paylaşımı ve ortaklara daha fazla sorumluluk verme çizgisiyle birlikte okundu. Konuşmada, ABD’nin odağını Batı Yarımküre’ye kaydırma hedefiyle uyumlu biçimde, Ortadoğu’da daha çok “ortaklar üzerinden” sonuç alma arayışı vurgulandı. Bu yaklaşım, ABD’nin sahadaki doğrudan angajmanını azaltma eğilimiyle, bölgesel aktörlerin koordinasyonunu artırma hedefini aynı anda taşıyabilir.

Büyükelçi, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin son 16 ayda “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Bu ilerlemeyi Trump ile Erdoğan arasındaki ilişkiye bağladı ve ABD’nin bölgedeki hedeflerine ulaşmasında Türkiye-İsrail işbirliğini kritik bir kaldıraç olarak tanımladı. Bu çerçeve, iki ülke arasındaki normalleşme adımlarının yalnızca ikili gündemle sınırlı görülmediğini, ABD’nin daha geniş bölgesel tasarımının parçası olarak ele alındığını gösteriyor.

Barrack’ın kullandığı “Osmanlı İmparatorluğu 2.0” ve “İsrail 2.0” ifadeleri, ABD’nin “Büyük Türkiye” ve “Büyük İsrail”in Hazar’dan Akdeniz’e ve Körfez’e uzanan hatta ABD adına işbirliği yapmasını amaçlayan bir tasavvur sunduğunu ortaya koydu. Bu söylem, bölgesel nüfuz alanlarını yeniden tanımlayan bir dil içerdiği için, Ankara ve Tel Aviv’in komşu ülkelerle ilişkileri, sınır ötesi güvenlik başlıkları ve enerji/ulaşım koridorları gibi konularda daha fazla jeopolitik hassasiyet yaratabilir.

Açıklamalar, NATO’nun Adana’daki yeni Kolordu Karargahı’nın Akdeniz ve Ortadoğu’daki rolüyle birlikte değerlendirildi. Bu bağlam, ABD’nin bölgedeki güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme arayışının NATO planlaması ve komuta-kontrol düzenekleriyle eş zamanlı ilerleyebileceğine işaret ediyor.

Sonuç olarak Barrack’ın konuşması, ABD’nin Ortadoğu’da yönetim modeli tartışmasını yeniden çerçevelediğini, Türkiye-İsrail hattını operasyonel bir işbirliği zemini olarak gördüğünü ve NATO altyapısını bu hedefle uyumlu konumlandırdığını gösteren bir sinyal seti sundu.

Bu tablo, bölge ülkeleri açısından iki ayrı risk kanalını öne çıkarıyor: Birincisi, yönetim modeli tartışmasının iç siyaset ve meşruiyet tartışmalarını tetikleme ihtimali; ikincisi, güvenlik mimarisindeki yeniden düzenlemenin askeri planlama, üs/karargah işlevleri ve ittifak içi öncelikler üzerinden yeni gerilim alanları üretmesi.

Türkiye ve İsrail’in işbirliği kapasitesi, bu stratejinin uygulanabilirliğinde belirleyici olurken, söylemin bölgesel algısı da diplomatik maliyetleri ve manevra alanını etkileyebilir.

Olası Etkiler

Ülke Etkisi: Türkiye açısından bu çerçeve, dış politika önceliklerini NATO planlaması ve bölgesel ortaklıklar üzerinden yeniden tartışmaya açabilir. İsrail’le işbirliği vurgusu, iç siyaset ve bölge ülkeleriyle diplomatik denge üzerinde etkili olabilir.

Sektör Etkisi: Savunma ve güvenlik sektöründe, komuta-kontrol, lojistik ve ortak tatbikat/entegrasyon başlıkları daha görünür hale gelebilir. Enerji ve ulaştırma koridorları gibi alanlarda da bölgesel koordinasyon ihtiyacı artabilir.

Piyasa Etkisi: Jeopolitik risk algısı, ülke risk primi ve savunma harcamaları beklentileri üzerinden fiyatlamalara yansıyabilir. NATO altyapısı ve bölgesel güvenlik mimarisi tartışmaları, ilgili sektörlerde sözleşme ve yatırım akışlarını etkileyebilir.

More stories