ABD Kongresi'nde Türkiye karşıtı mektup imzaya açıldı
F-35 satışı, Mike Lawler’ın Trump’a gönderilecek Türkiye karşıtı mektubu imzaya açmasıyla NATO Zirvesi öncesi yeniden gerilim başlığı oldu.
Atlas Newsdesk ·

F-35 satışı, NATO Zirvesi öncesi Washington’da Türkiye dosyasını yeniden Kongre gündemine taşıdı. Mike Lawler’ın mektubu Trump’a baskı kurmayı hedefliyor.
ABD Kongresi üyesi Mike Lawler, Başkan Donald Trump’a iletilmesi planlanan ve Türkiye’ye F-35 verilmesine karşı çıkan bir mektubu imzaya sundu. Metinde Ankara’nın S-400 tutumu, Kıbrıs’taki askeri varlığı ve İran ile temasları gerekçe gösterilerek Türkiye’nin güvenilir ortak niteliğini yitirdiği savunuldu.
Bu adım, ittifak diplomasisinin yoğunlaştığı NATO Zirvesi öncesinde geldiği için yalnızca bir silah satışı tartışması olarak kalmıyor. Kongre’de destek bulması halinde mektup, Beyaz Saray’ın Türkiye ile savunma başlıklarını ele alma biçimine siyasi maliyet ekleyebilir.
Lawler mektubu imzaya sundu
Mektubun merkezinde, Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarına yeniden erişip erişemeyeceği sorusu bulunuyor. Lawler’ın girişimi, yönetimin olası bir satışa yönelmesi halinde Kongre kanadında itiraz zemini oluşturmayı amaçlıyor.
Metinde kullanılan gerekçeler üç ayrı dosyada toplanıyor: S-400 sistemi, Kıbrıs’taki Türk varlığı ve Ankara’nın İran ile ilişkileri. Bu başlıkların aynı mektupta bir araya getirilmesi, itirazın teknik bir tedarik değerlendirmesinden çok daha geniş bir güvenlik ve dış politika çerçevesiyle kurulduğunu gösteriyor.
Kaynak metinde mektubun kaç imzaya ulaştığı, Kongre’de hangi komitelerde karşılık bulduğu veya Beyaz Saray’ın resmi yanıt verip vermediği belirtilmiyor. Bu nedenle girişimin yasama sürecindeki ağırlığı henüz ölçülebilir bir siyasi sonuç olarak değil, Başkan Trump’a dönük örgütlenen bir baskı hamlesi olarak okunmalı.
S-400 ve Kıbrıs dosyaları
Türkiye’nin S-400 pozisyonu, Washington’da uzun süredir savunma sanayii ilişkilerinin en sert anlaşmazlık noktalarından biri. Lawler’ın mektubunda bu dosyanın öne çıkarılması, F-35 tartışmasının yalnızca yeni bir satış kararına değil, ittifak içi güven algısına bağlandığını gösteriyor.
Kıbrıs başlığı da metinde ayrı bir gerekçe olarak yer alıyor. Bu vurgu, Türkiye’ye yönelik itirazın Doğu Akdeniz güvenliğiyle ilişkilendirildiğini ve NATO içindeki ikili ihtilafların silah tedariki kararlarına taşınabildiğini ortaya koyuyor.
İran ile ilişkiler ise mektubun üçüncü dayanağı. Washington açısından bu dosya, Türkiye’nin bölgesel angajmanlarının ABD güvenlik öncelikleriyle ne kadar uyumlu olduğu sorusunu F-35 kararının içine çekiyor.
NATO öncesi siyasi eşik
NATO Zirvesi öncesi zamanlama, girişimin etkisini artıran ana unsur. Liderler düzeyinde savunma, ittifak yük paylaşımı ve bölgesel güvenlik başlıkları masaya gelirken Kongre’den gelen böyle bir çağrı, Trump yönetiminin Ankara ile pazarlık alanını daraltabilir.
Türkiye açısından doğrudan risk, F-35 dosyasının yeniden yalnızca teknik ve askeri ihtiyaçlarla değil, Kongre’deki güvenilirlik tartışmasıyla ele alınmasıdır. Mektup geniş destek toplarsa Ankara’nın Washington’daki savunma gündemi daha sert siyasi koşullara bağlanabilir.
Savunma sanayii için ikinci etki, müttefik ülkelerle yapılan büyük ölçekli platform anlaşmalarında siyasi onayın ne kadar belirleyici olduğunun yeniden görülmesidir. F-35 gibi yüksek hassasiyetli sistemlerde, alıcı ülkenin dış politika çizgisi tedarik kararının ayrılmaz parçası haline gelebilir.
Küresel düzeyde bu dosya, NATO içi uyum tartışmalarının savunma ticaretini ve güvenlik mimarisini nasıl etkileyebileceğine dair yeni bir örnek sunuyor. Eğer mektup Kongre’de sınırlı kalırsa, etkisi Trump yönetimine verilen siyasi mesajla sınırlanabilir; Türkiye dosyasında diplomatik manevra alanı korunur.
Eğer girişim daha geniş destek bulursa, Beyaz Saray F-35 satışı konusunda daha temkinli ilerleyebilir ve Ankara ile savunma pazarlıklarında ek güvence arayabilir. Bu senaryoda Türkiye için sonuç gecikme veya yeni koşullar olurken, sektör açısından Kongre onayı hassas ülkelerle yapılan anlaşmalarda daha görünür bir risk kalemine dönüşür.
İzlenecek açık sorular üç başlıkta toplanıyor: mektubun kaç imzaya ulaşacağı, Trump yönetiminin konuya yanıt verip vermeyeceği ve NATO Zirvesi’nde Türkiye dosyasının hangi tonla ele alınacağı. Bu yanıtlar, F-35 tartışmasının geçici bir Kongre çıkışı mı yoksa daha kalıcı bir politika baskısı mı olacağını belirleyecek.