Trump’ın İran açmazı: İki seçenek, ikisi de riskli
Cuneyd Erdogan ·

Washington’da karar anı yaklaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran politikası, haftalardır süren askeri tırmanışın ardından artık sadeleşmiş bir ikileme sıkışmış durumda: ya savaşı büyütmek ya da “kazandım” diyerek geri çekilmek. Sorun şu ki, iki seçenek de gerçek bir çözüm sunmuyor.
Mart ayı boyunca ABD ve İsrail’in İran hedeflerine yönelik operasyonları giderek yoğunlaştı. Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri unsurlar, İran’ın enerji altyapısı ve kritik lojistik noktalar hedef alındı. Buna karşılık Tahran, yalnızca İsrail’e değil, Körfez’deki enerji tesislerine yönelik saldırılarla karşılık verdi.
Krizin etkisi kısa sürede bölgesel sınırları aştı. Katar’daki LNG tesislerine yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı’nda artan risk, küresel enerji piyasalarında sert dalgalanmalara yol açtı. Petrol fiyatları yükselirken, tedarik güvenliği yeniden tartışma konusu haline geldi. Bu tablo, başlangıçta sınırlı bir askeri müdahale olarak tasarlanan sürecin kontrolden çıktığını gösteriyor.
Beklenen hızlı zafer gelmedi
Trump yönetiminin önceki dış politika hamlelerinde benimsediği model belliydi: kısa süreli, yüksek etkili askeri müdahale ve ardından siyasi zafer ilanı.
Ancak İran dosyası bu modele uymuyor.
Ne sahada hızlı bir çözülme yaşandı ne de Tahran geri adım attı. Aksine, çatışma genişledi, risk dağıldı ve maliyet arttı. ABD’nin bölgedeki müttefikleri de bu süreçte temkinli davrandı; bazıları operasyona açık destek vermekten kaçındı.
Bu da Washington’ın hareket alanını daraltan önemli bir faktör oldu.
İki seçenek
Beyaz Saray’daki değerlendirmeler artık iki ana senaryoya indirgenmiş durumda.
Birinci seçenek: Tırmandırmak. ABD askeri baskıyı artırabilir, İran’ın enerji ve askeri kapasitesini daha doğrudan hedef alabilir. Bu yol, kısa vadede güç projeksiyonu sağlar; ancak çatışmanın daha geniş bir savaşa dönüşme riskini de beraberinde getirir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın fiilen çatışma alanına dönüşmesi, küresel ekonomi açısından ağır sonuçlar doğurabilir.
İkinci seçenek: Çıkış üretmek. Trump, sınırlı askeri kazanımları öne çıkararak bir “zafer” çerçevesi oluşturabilir ve diplomatik kanalları devreye sokarak gerilimi düşürmeyi deneyebilir. Son günlerde planlanan bazı operasyonların ertelenmesi ve arka kapı diplomasi sinyalleri bu ihtimalin masada olduğunu gösteriyor.
Hangisi daha olası?
Trump’ın siyasi refleksleri, genellikle sert güç kullanımına yöneliyor. Ancak mevcut tablo, bu seçeneğin maliyetini ciddi biçimde artırmış durumda.
Enerji piyasalarındaki kırılganlık, müttefik desteğinin sınırlı kalması ve İran’ın beklenenden daha dirençli bir tablo çizmesi, tırmandırma seçeneğini daha riskli hale getiriyor.
Bu nedenle, eksik de olsa bir “başarı hikâyesi” ile geri çekilme ihtimali giderek daha rasyonel görünüyor.
Uzayan savaş riski
Asıl endişe ise üçüncü, daha örtük senaryo: ne tam tırmanma ne de net bir çıkış.
Bu durum, ABD’yi uzun süreli, düşük yoğunluklu ama maliyetli bir çatışmanın içine çekebilir. Washington’ın son yirmi yılda kaçınmaya çalıştığı “bitmeyen savaş” döngüsü yeniden gündeme gelebilir.
Trump’ın önündeki karar bu yüzden yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi bir tercih.
Ve bu tercihin sonucu, sadece İran’ı değil, küresel enerji dengelerini ve ABD’nin uluslararası konumunu da şekillendirecek.