
Atlas AI
Yaprak Akkaya (Winsconsin/ABD)
Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak NATO zirvesi, ittifakın son yıllarda değişen güvenlik ortamına nasıl uyum sağlamaya çalıştığının konuşulacağı önemli toplantılardan biri olacak. Uzun süre boyunca NATO’nun eski etkisini kaybettiği ve üyeler arasında ortak hareket etmenin zorlaştığı yönünde tartışmalar vardı. Ancak Ukrayna savaşı, Avrupa’daki güvenlik kaygılarının artması ve Ortadoğu’daki krizler nedeniyle NATO son yıllarda yeniden daha aktif bir yapı hâline geldi.
Türkiye de bu süreçte ittifak içinde yeniden daha önemli ülkelerden biri olarak öne çıkmaya başladı.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra NATO’nun rolü uzun süre tartışıldı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ittifakın kuruluşundaki temel tehdit ortadan kalkmıştı. Özellikle Afganistan ve Irak savaşlarından sonra NATO üyeleri arasında savunma harcamaları, dış politika öncelikleri ve askeri müdahaleler konusunda ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı.
ABD uzun süre Avrupa ülkelerini savunmaya yeterince bütçe ayırmamakla eleştirirken, Avrupa tarafında ise Washington’un NATO’yu kendi dış politika hedefleri doğrultusunda kullandığı yönünde tartışmalar yaşandı.
NATO'nun Dönüşümü ve Ukrayna Savaşı
Bu dönemde NATO’ya yönelik temel eleştiri, ittifakın ortak bir strateji üretmekte zorlanmasıydı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2019 yılında NATO için kullandığı “beyin ölümü gerçekleşti” ifadesi de bu tartışmaların en dikkat çeken örneklerinden biri oldu.
Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları Avrupa’daki güvenlik tartışmalarını önemli ölçüde değiştirdi. Uzun yıllar boyunca Avrupa’da büyük çaplı bir savaş ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu. Ukrayna savaşı ise devletler arası çatışmaların hâlâ ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu yeniden gösterdi. Bunun ardından NATO’nun doğu kanadındaki askeri varlığı artırıldı. Baltık ülkeleri ve Polonya’daki NATO faaliyetleri genişletildi.
Finlandiya ve İsveç gibi uzun yıllar tarafsız kalan ülkeler NATO üyeliğine yöneldi. Birçok Avrupa ülkesi de savunma bütçelerini yeniden yükseltmeye başladı.
Son dönemde yalnızca Ukrayna savaşı değil, Ortadoğu’daki gelişmeler de NATO’nun yeniden daha görünür hâle gelmesinde etkili oldu. Gazze savaşı, İsrail-İran gerilimi, Kızıldeniz’de ticaret gemilerine yönelik saldırılar ve enerji güvenliği tartışmaları, güvenlik konularını yeniden ön plana çıkardı. Özellikle enerji taşımacılığı ve deniz yollarının güvenliği gibi konular NATO üyeleri açısından daha fazla önem kazandı.
Türkiye'nin NATO İçindeki Rolü
Türkiye’nin NATO içindeki konumu da bu süreçte yeniden dikkat çekmeye başladı. Bunun en önemli nedenlerinden biri Türkiye’nin bulunduğu coğrafi konum. Türkiye son yıllarda gerilimlerin yoğunlaştığı bölgelerin kesişim noktasında yer alıyor. Ukrayna savaşıyla birlikte Karadeniz’in önemi artarken, Türkiye’nin boğazlar üzerindeki kontrolü ve Montrö Sözleşmesi kapsamındaki rolü daha fazla gündeme geldi.
Aynı zamanda Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile tamamen kopmayan ilişkiler yürüten ülkelerden biri olmaya devam etti. Ankara’nın hem Ukrayna ile savunma iş birliklerini sürdürmesi hem de Rusya ile diplomatik temaslarını koruması, Türkiye’yi zaman zaman arabulucu rolüne yaklaştırdı. Tahıl koridoru anlaşması sürecinde Türkiye’nin üstlendiği rol bunun en önemli örneklerinden biri oldu.
Bununla birlikte Türkiye ile NATO ilişkileri son yıllarda tamamen sorunsuz ilerlemedi. Özellikle S-400 hava savunma sistemi krizi, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yönelik uzun süren çekinceleri ve ABD ile yaşanan savunma sanayii gerilimleri ittifak içinde zaman zaman tartışmalara yol açtı. Buna rağmen NATO açısından Türkiye’nin konumu önemini korumaya devam etti. Çünkü mevcut güvenlik ortamında Türkiye’nin bulunduğu bölge, ittifakın doğrudan etkilendiği kriz alanlarının merkezinde bulunuyor.
Temmuz Zirvesinin Gündemi
Temmuz ayında yapılacak zirvede Ukrayna savaşı, Avrupa güvenliği, Karadeniz’deki gelişmeler, savunma harcamaları, siber güvenlik ve enerji güvenliği gibi başlıkların tartışılması bekleniyor. NATO’nun Çin’e yönelik yaklaşımı ve savunma sanayi iş birlikleri de zirvenin önemli gündem maddeleri arasında yer alabilir.
Türkiye açısından zirve, yalnızca ev sahipliği yapılacak diplomatik bir toplantı değil; aynı zamanda Ankara’nın NATO içindeki konumunu ve güvenlik politikalarındaki önemini yeniden gösterme fırsatı olarak da değerlendiriliyor. Özellikle Karadeniz güvenliği, bölgesel krizler ve enerji hatları gibi konularda Türkiye’nin rolünün zirvede daha fazla öne çıkması bekleniyor.
Bugün NATO hâlâ üyeleri arasında görüş ayrılıkları yaşayan bir ittifak. Ancak son yıllarda yaşanan savaşlar ve krizler, örgütün tamamen işlevsiz hâle geldiği yönündeki tartışmaları büyük ölçüde zayıflattı. Özellikle Avrupa’daki güvenlik kaygılarının yeniden artmasıyla birlikte NATO, üyeleri açısından tekrar daha önemli bir yapı olarak görülmeye başladı.
Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak zirve de bu açıdan önemli olacak. Çünkü toplantı yalnızca mevcut krizlerin konuşulacağı bir platform değil; aynı zamanda NATO’nun değişen güvenlik ortamına nasıl uyum sağlamaya çalıştığını ve üyelerin bu süreçte nasıl bir ortak yol bulmaya çalıştığını gösterecek.

