Sazlıdere’de içme suyu statüsü kalktı: Yapılaşma ve su güvenliği tartışılıyor
Sazlıdere Barajı'nın içme suyu statüsü kaldırıldı, bölgede yapılaşma başladı ve bu durum su güvenliği ile ekosistem için risk oluşturuyor.
Ayla Demirhan ·

İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki Sazlıdere Barajı’nın içme suyu maksatlı kullanım statüsü 2022’de Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırıldı. Kararın ardından Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı kapsamında toplu konut inşaatları hız kazandı.
Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO), koruma alanları üzerindeki baskının arttığını ve bunun kentin su güvenliği açısından uyarı niteliğinde olduğunu belirtiyor. İSKİ verileri, barajın su toplamayı sürdürdüğünü gösterse de tartışma, havzanın gelecekte nasıl korunacağına odaklanıyor.
1996’da hizmete giren Sazlıdere Barajı, yıllık yaklaşık 55 milyon metreküp verimiyle yıllarca Avrupa Yakası’nın içme suyu ihtiyacına katkı sağladı. 2022’de içme suyu statüsünün kaldırılması, havzanın koruma rejimini fiilen zayıflattı ve yapılaşma baskısını artırdı. ÇMO’ya göre TOKİ ve Emlak Konut eliyle yürüyen projeler, barajın mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarına kadar uzanıyor. Açılan davalar ve süren yargı süreçlerine karşın sahadaki çalışmaların devam ettiği belirtiliyor.
Kuruma göre Sazlıdere yalnızca bir su deposu değil; tarım alanları, meralar ve ekolojik koridorlarla bütünleşik bir havza. Otoyol hatları ve Kanal İstanbul gibi projeler, yüzey ve yeraltı suyu rejimi üzerinde ek baskılar yaratıyor. Bu tablo, havzanın ekosistem bütünlüğünü ve kentin uzun vadeli su güvenliğini tehdit eden riskleri büyütüyor.
İSKİ’ye göre barajın doluluk oranı 5 Haziran 2026 itibarıyla yüzde 42,78 seviyesinde. ÇMO İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, havzanın hâlâ su topladığını, asıl meselenin mevcut kaynağın nasıl korunacağı olduğunu vurguluyor. ÇMO raporunda, sürecin yalnızca seviye grafiklerinden okunamayacağı; havzayı besleyen dere ağları ve geçirgen toprakların rolünün belirleyici olduğu ifade ediliyor.
İçme suyu statüsünün kaldırılmasının etkileri
Yapılaşma baskısı ve yargı süreci
ÇMO’nun 2026 İstanbul Çevre Durum Raporu, statü değişikliğinin ardından koruma alanlarında inşaat faaliyetlerinin hızlandığını ve baraj çevresindeki baskının arttığını aktarıyor. Rapora göre, açılan davalar sürerken sahadaki çalışmalar kesintisiz ilerliyor. Bu durumun, havzanın kirlenme riski ve su kalitesi üzerinde ek baskı oluşturduğu belirtiliyor.
Ekosistem ve su güvenliği riskleri
Raporda, barajların yalnızca gölden ibaret olmadığı; dereler, geçirgen topraklar, tarım alanları, meralar ve yeraltı suyu beslenme bölgelerinin sistemin ayrılmaz parçaları olduğu vurgulanıyor. Yoğun yapılaşma, yağışın toprağa sızmasını zorlaştırarak yüzey akışını artırıyor ve yeraltı suyu beslenmesini zayıflatıyor. İklim krizine bağlı yağış rejimi değişiklikleriyle birleşen bu etkenler, Sazlıdere’deki su üretkenliğini ve dayanıklılığını azaltma riski taşıyor.
Yerel kaynakların stratejik önemi
Dış kaynak bağımlılığı ve enerji maliyeti
ÇMO verilerine göre 2025’te İstanbul’a sağlanan ham suyun yalnızca yüzde 38’i barajlardan, yüzde 62’si ise regülatörler ve yeraltı suyu kuyularından temin edildi. Bu tablo, kentin Melen ve Yeşilçay başta olmak üzere dış kaynaklara bağımlılığının arttığını gösteriyor. Uzak havzalardan su taşınması yüksek enerji maliyetleri ve altyapı bağımlılığı yaratıyor.
Nüfusun önemli bölümünün Avrupa Yakası’nda yaşadığı, pek çok su kaynağının ise Anadolu Yakası veya kent dışındaki havzalarda bulunduğu dikkate alındığında, Sazlıdere gibi yerel kaynakların korunması stratejik önem taşıyor. ÇMO’ya göre İstanbul’un yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Melen Havzası’na dayanan arz yapısında, mevcut iç havzaların kaybı su güvenliği açısından ilave risk anlamına geliyor.
Bölgedeki inşaatlar, yargı süreçleri ve su teminine ilişkin güncel veriler önümüzdeki dönemde yakından izlenecek. İdari kararlar ve koruma önlemleri, Sazlıdere Havzası’nın geleceği ile İstanbul’un su güvenliği üzerindeki etkisini belirleyecek.