İstanbul deprem riski: Marmara için yüzde 48 uyarısı

İstanbul deprem riski, Marmara için paylaşılan %48 olasılıkla yeniden tartışılıyor; kurumlar yapı, altyapı ve iş sürekliliğine odaklanıyor.

Ayla Demirhan ·

İstanbul deprem riski: Marmara için yüzde 48 uyarısı

İstanbul ve Marmara için deprem risk tartışması, yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür’ün paylaştığı yüzde 48 olasılık hesabıyla yeniden gündeme geldi. Görür, Marmara Bölgesi’nde beklenen büyük depremin gerçekleşme riskini bu oranla ifade etti ve değerlendirmesini 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin yıl dönümü bağlamında yaptı. Açıklama, kamu yönetimi kapasitesi, yapı güvenliği ve afet hazırlığı başlıklarını kurumsal risk gündemine taşıdı.

Bu tür olasılık değerleri, tek başına “ne zaman” sorusuna yanıt üretmiyor; ancak planlama ve yatırım önceliklerini etkiliyor. Görür’ün işaret ettiği çerçevede kurumlar, deprem yönetimini yalnızca kriz anı müdahalesi olarak değil, kriz öncesi risk azaltım ve dayanıklılık yatırımları olarak ele almak zorunda. İstanbul gibi nüfus yoğunluğu ve ekonomik faaliyet hacmi yüksek bir metropolde yapı stoğu, altyapı sürekliliği ve kritik tesislerin güvenliği; olası bir sarsıntının ekonomik ve sosyal maliyetini belirleyen ana değişkenler arasında yer alıyor.

Kurumsal açıdan deprem riski, iş sürekliliği ve varlık koruma gündemini doğrudan etkiler. Üretim ve hizmet tesislerinde yapısal performans, personel güvenliği, tedarik zinciri kesintileri, veri merkezleri ve lojistik hatları gibi kritik varlıkların dayanıklılığıyla birlikte değerlendirilir. Bu hatlarda oluşacak kesintiler, yalnızca fiziksel hasar üzerinden değil, operasyonların durması ve sözleşmesel yükümlülüklerin aksaması üzerinden de finansal risk üretir.

Görür’ün verdiği yüzde 48’lik oran, Marmara’daki sismik hareketliliğin kritik bir eşiğe geldiği değerlendirmesiyle birlikte paylaşıldı. Ayrıca beklenen depremin büyüklüğüne ilişkin bilimsel çalışmaların sürdüğü belirtildi. Bu noktada kurumlar için temel ayrım netleşiyor: büyüklük tahmini tartışmasından bağımsız olarak, maruziyeti azaltan adımların hızlandırılması.

İstanbul özelinde risk yönetimi iki eksende ilerlemek zorunda kalıyor. İlk eksen, yapı güvenliği ve kentsel dönüşümün zamanlaması ile önceliklendirilmesi; ikinci eksen, ulaşım, enerji, su ve haberleşme gibi altyapı sistemlerinin deprem sonrası hizmet verebilirliğini koruması. Kritik altyapıda yedeklilik, alternatif güzergâhlar, acil durum iletişim kapasitesi ve hızlı hasar tespiti gibi bileşenler, kamu otoriteleri kadar özel sektörün de iş sürekliliğini belirler.

Naci Görür

Deprem riski, finansal kanallardan da ekonomiye yansır. Teminat değerleri ve kredi riski, sigorta kapsamı ve fiyatlama ile birlikte yeniden değerlendirilir; büyük çaplı bir olayda hasar-finansman ihtiyacının ölçeği, yapı stokunun dayanıklılığına bağlı olarak değişir. Bu nedenle uzmanların vurguladığı “veri temelli yaklaşım” öne çıkıyor: envanter çıkarma, riskli yapıların önceliklendirilmesi, kritik altyapıda yedeklilik ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi.

Türkiye’nin yakın dönem afet deneyimi, hazırlığın yalnızca acil müdahale kapasitesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini gösteriyor. İstanbul’da deprem yönetimi, kamu kurumları, yerel yönetimler, finans sektörü ve reel sektör arasında ortak veri, ortak standart ve denetlenebilir uygulamalar gerektiren bir yönetişim başlığı olarak öne çıkıyor.

More stories