Dış politika eleştirisi: 25 yıllık çizgi tartışması
Dış politika eleştirisi, 25 yıllık kararların ittifak yönetimi, güvenlik ve yatırım algısı kanallarından risk biriktirdiğini savunuyor.
Atlas Newsdesk ·

İYİ Parti’de uluslararası ilişkiler alanından sorumlu Ahmet Erozan, iktidarın yaklaşık 25 yıllık dış politika performansına ilişkin kapsamlı bir eleştiri metni yayımladı. Metin, son çeyrek yüzyılda alınan kararların stratejik kazanım üretmediğini; ulusal çıkar, ittifak yönetimi ve kurumsal öngörülebilirlik açısından birikimli maliyet yarattığını ileri sürüyor. Erozan, özellikle büyük güçlerle ilişkilerde sık çizgi değişimleri, karar alma süreçlerinde kişiselleşme ve bu yaklaşımın güvenlik ile ekonomi kanallarından risk biriktirmesi üzerinde duruyor.
Metin, Türkiye’nin dış politikada uzun vadeli bir kurumsal strateji yerine kısa vadeli ihtiyaçlar ve kriz yönetimi refleksiyle hareket ettiğini savunuyor. Bu çerçeveye göre, sık “U dönüşleri” pazarlık gücünü sınırlıyor ve muhatap ülkeler nezdinde öngörülebilirlik sorununu büyütüyor. Erozan’ın değerlendirmesi, dış politikanın iç siyasetteki gündem dalgalanmalarına daha açık hale gelmesinin, kurumlar arası eşgüdüm ve tutarlılık açısından ek maliyetler doğurabileceği varsayımı üzerine kurulu.
ABD hattı ve NATO bağlamı Erozan, 2002’de ABD ile yapılan temasların “Büyük Ortadoğu Projesi” ile bağlantılı bir çerçevede okunması gerektiğini savunuyor ve bu çizginin zamanla daha “teslimiyetçi” bir hatta kaydığı iddiasını gündeme taşıyor. Washington ile gerilimlere örnek olarak Rahip Brunson sürecini işaret ediyor ve bu dönemi tutarsızlık göstergesi sayıyor. Metin, kriz anlarında kullanılan dil ve yöntemin, diplomatik manevra alanını daraltabileceğini ve kurumsal maliyeti artırabileceğini ileri sürüyor. S-400 hava savunma sistemi alımı, metinde NATO içindeki konum ve ABD ile savunma iş birliği açısından sonuç üreten bir karar olarak ele alınıyor. Erozan, Brunson süreci ile S-400 başlığını birlikte değerlendirerek, kararların birbirini tetikleyen güven sorunları oluşturduğunu öne sürüyor. Bu yaklaşım, savunma tedariki ve ittifak içi uyum tartışmalarının yalnız askeri değil, aynı zamanda yatırım algısı ve finansman koşulları gibi ekonomik kanalları da etkileyebileceği fikrine dayanıyor. Rusya ilişkileri ve çoklu gerilim riski Metin, Rusya ile ilişkileri ayrı bir risk başlığı olarak ele alıyor. İddia, dönem dönem yaşanan krizler ve diplomatik protokol düzeyinde görülen aksaklıkların, Türkiye’nin bölgesel ağırlığına dair algıyı etkileyebileceği yönünde. Erozan ayrıca aynı anda birden fazla büyük aktörle gerilim yaşanmasının dış politika manevra alanını daraltabileceğini savunuyor. Meşruiyet tartışmaları ve somut dosyalar
Ahmet Erozan
Değerlendirme, seçim süreçlerine ilişkin uluslararası düzeyde dile getirildiği belirtilen “şaibe” tartışmalarını da dış politikanın bir parçası olarak ele alıyor. Bu tartışmaların Türkiye’nin demokratik imajı ve siyasi meşruiyet algısı üzerinden, dış ilişkilerde güven ve kurumlar arası temas yoğunluğu gibi alanlara dolaylı yansıyabileceği ileri sürülüyor. Metin, bu kanalın özellikle yatırım algısı ve ülke risk primi tartışmalarında görünür hale gelebileceği varsayımını taşıyor.
Somut sonuçlar bölümünde F-35 programından çıkarılma ve Akkuyu Nükleer Santrali öne çıkıyor. Erozan, F-35 sürecini savunma sanayi tedarik zinciri ile caydırıcılık planlaması açısından bir kırılma olarak okuyor; Akkuyu’yu ise uzun vadeli güvenlik ve ekonomik maliyetler, karar alma süreçlerinin şeffaflığı ve stratejik denge arayışı üzerinden tartışıyor. Genel çerçevede metin, dış politikanın daha tutarlı bir kurumsal zemine oturması gerektiği iddiasını gündeme taşırken, mevcut yaklaşımın güvenlik, ekonomi ve siyasi kredibilite alanlarında maliyet biriktirdiğini savunuyor.