İsrail seçim sürecinde artan savunma harcamaları ve borç yükü göz ardı ediliyor
İsrail'de yaklaşan seçimler öncesinde adaylar güvenlik söylemlerine odaklanırken, askeri operasyonların tetiklediği devasa bütçe açığı ve borç krizi geri planda kalıyor.
Lauren Collins ·

Seçim Gündeminde Güvenlik Önceliği
İsrail'de yaklaşan parlamento seçimleri öncesinde siyasi adaylar, ülkenin giderek büyüyen kamu borcu ve mali istikrarsızlık sorunlarını tartışmaktan kaçınıyor. Kampanya süreçlerinde ağırlıklı olarak bölgesel güvenlik ve askeri stratejiler öne çıkarılırken, uzun süreli çatışmaların yarattığı ekonomik yükün uzun vadeli etkileri yeterince ele alınmıyor.
Askeri Harcamaların Bütçeye Etkisi
İsrail Merkez Bankası verilerine göre, 2023 yılından bu yana Gazze, Lübnan, Suriye ve İran eksenli operasyonların maliyeti yaklaşık 385 milyar şekel seviyesine ulaştı. Savunma harcamalarının GSYH içindeki payı 2023'te yüzde 5,2 iken, 2024 itibarıyla yüzde 8'in üzerine çıktı. Bu durum, çatışmalar öncesinde 1,07 trilyon şekel olan toplam kamu borcunun 1,4 trilyon şekele yükselmesine neden oldu.
Ekonomik Sürdürülebilirlik Riski
Ekonomi uzmanları, mevcut mali gidişatın vergi artışları veya sivil harcamalarda kesintiye gidilmeden sürdürülebilir olmadığını belirtiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), 2026 bütçe açığının borç seviyelerini dengelemek için hala çok yüksek olduğu konusunda uyarıyor. Savunma ve siber güvenlik sektörlerinin desteğiyle yüzde 3,5'lik bir büyüme öngörülse de, bu büyümenin borç yükünü karşılamaya yetip yetmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Uzun Vadeli Borç Projeksiyonları
City St George's Üniversitesi'nden Profesör Michael Ben-Gad, borç-GSYH oranının 2023 öncesindeki yüzde 60 seviyelerinden yüzde 67-70 bandına çıktığına dikkat çekiyor. Ben-Gad, bu artışın endişe verici olduğunu ve yapısal reformlar yapılmadığı takdirde borç yükünün büyümeye devam edeceğini ifade ediyor. Geçmişteki yüksek borçlanma dönemlerine kıyasla, mevcut tablonun daha dikkatli yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Vergi Tabanındaki Daralma
Mali baskıları artıran bir diğer unsur ise yüksek gelir grubundaki bireylerin ülkeden ayrılma eğilimi olarak öne çıkıyor. Vergi dairesi kayıtlarına göre, en yüksek gelire sahip yüzde 10'luk kesimde yurt dışına göç oranı 2019'dan bu yana yüzde 80 artış gösterdi. Bu durum, borç servisinin finansmanı için kritik öneme sahip vergi tabanını daraltarak devletin gelir yaratma kapasitesini kısıtlıyor.