İran misillemesi ABD ittifaklarını yeniden tartıştırıyor
İran misillemesi, ABD güvenlik ittifaklarının caydırıcılığını ve Körfez’de üslerin risk etkisini yeniden gündeme taşıyor.
Cuneyd Erdogan ·

İran’ın, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak Körfez’de ABD üslerinin bulunduğu ülkelere uzanan misillemeleri, Washington’un güvenlik garantilerinin caydırıcılığı ve müttefikleri koruma kapasitesi konusunda yeni bir sorgulama dalgası yarattı.
Uluslararası ilişkiler uzmanları, özellikle Körfez monarşilerinin “ABD şemsiyesi” altında riskin azaldığı varsayımının zedelendiğini ve ABD üslerinin bazı başkentlerde güvenlikten çok hedef olma riskini artıran bir unsur gibi görülmeye başladığını aktarıyor.
Kaynak metinde yer alan bilgilere göre ABD-İsrail, 28 Şubat’ta İran topraklarına yönelik büyük çaplı saldırılar başlattı. İran da buna karşılık İsrail’in yanı sıra Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt gibi ülkelerde ABD üslerinin bulunduğu alanlarla bağlantılı hedeflere misilleme yaptı. Bu tablo, Körfez ülkelerinin hem ABD ile savunma işbirliğini sürdürme ihtiyacı hem de kendi topraklarının çatışma döngüsüne çekilmesi riski arasında daha zor bir denge kurmasına yol açıyor.
Quincy Enstitüsü’nden Trita Parsi, savaş sonrası dönemde ABD üslerinin “güvenlik sağlayan” rolünün tartışmaya açılacağını ve ABD’nin önceliklerinin müttefiklerin risk algısıyla her zaman örtüşmeyebileceğinin daha görünür hale geldiğini savunuyor. Parsi’ye göre Körfez ülkeleri ABD ile bağlarını kısa vadede koparamaz; hatta silah alımları artabilir.
Ancak orta vadede, bölgenin üs merkezli bir Amerikan güvenlik mimarisine tek başına dayanmak yerine, daha fazla bölgesel düzenleme ve yük paylaşımı arayışına girmesi gündeme gelebilir.
Rice Üniversitesi Baker Enstitüsü’nden Kristian Coates Ulrichsen ise bu gerilimin, zaten Gazze savaşı ve Rusya-Ukrayna savaşıyla tartışmalı hale gelen “kurallara dayalı uluslararası düzen” algısını daha da aşındırdığı yönünde bir endişe bulunduğunu belirtiyor. Ulrichsen, ABD’nin 1990’dan bu yana Körfez’de güvenlik sağlayıcı rolüyle öne çıktığını, ancak İran savaşı sonrası bölgede ABD’nin bazı çevrelerce istikrarsızlık kaynağı olarak görülebildiğini ifade ediyor.
Bu yaklaşım, yalnız Körfez’de değil, enerji arzı açısından Körfez’e bağımlı olan Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ABD ortaklarının da ittifakların maliyet-fayda dengesini yeniden değerlendirmesine zemin hazırlayabilir.
Metinde ayrıca Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerin bölgesel düzenlemelerin ilk adımlarını atabileceği değerlendirmesi yer alıyor. Bu çerçevede arabuluculuk girişimleri ve çok taraflı güvenlik diyalogları, ABD’nin rolünün tartışıldığı bir dönemde daha görünür hale gelebilir. Sonuç olarak gelişmeler, ABD’nin askeri varlığı ile müttefiklerin iç güvenlik ve siyasi kırılganlıkları arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan bir risk başlığı olarak öne çıkıyor.
Olası Etkiler
Ülke Etkisi: Gelişmeler, Körfez ülkelerinde savunma planlaması ve dış politika önceliklerini yeniden tartışmaya açabilir. ABD ile güvenlik işbirliği sürse bile, bölgesel riskin ülke içine taşınması kaygısı iç siyaset ve düzenleyici güvenlik çerçevelerini etkileyebilir.
Sektör Etkisi: Savunma sanayii ve güvenlik hizmetlerinde tedarik, üs güvenliği ve hava savunması gibi alanlara talep kayabilir. Enerji lojistiği ve sigorta tarafında, Körfez’deki tesis ve sevkiyat risk fiyatlaması şirketlerin maliyet yapısını etkileyebilir.
Piyasa Etkisi: Jeopolitik risk primi, petrol ve gaz fiyatları ile navlun ve sigorta maliyetleri üzerinden piyasalara yansıyabilir. Bölgesel para birimleri ve ülke risk primleri, güvenlik mimarisine dair belirsizlik arttıkça daha oynak hale gelebilir.