İran krizi inşaatta dengeleri bozdu: Türkiye’de maliyetler kontrolden çıkıyor

Enerji ve navlun maliyetlerindeki artış, Türkiye'de çimento, çelik ve alüminyum gibi inşaat girdilerini yükseltti.

Cuneyd Erdogan ·

İran krizi inşaatta dengeleri bozdu: Türkiye’de maliyetler kontrolden çıkıyor

Ortadoğu’da İran merkezli gerilimlerin yeniden tırmanması ve Hürmüz Boğazı çevresinde taşımacılık akışında yaşanan aksamalar, küresel enerji ve lojistik maliyetlerinde yeni bir dalgalanma yarattı. Bu gelişmeler, enerji ithalatına bağımlı Türkiye ekonomisinde özellikle inşaat sektörü üzerinden hızlı ve geniş kapsamlı bir etki oluşturuyor. Sektörde maliyet artışları yeniden hız kazanırken, proje fizibiliteleri ve yatırım kararları üzerinde belirsizlik belirleyici hale geliyor.

Mart 2026 itibarıyla enerji fiyatlarında görülen sert yükseliş, bu sürecin temel tetikleyicisi olarak öne çıkıyor. Brent petrol fiyatının bir ay içinde yaklaşık yüzde 46 artması ve Avrupa doğal gaz fiyatlarında yüzde 59’a ulaşan yükseliş, Türkiye’de üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Enerji maliyetlerinin sanayi üretimindeki ağırlığı dikkate alındığında, bu artışın çimento, demir-çelik, alüminyum ve plastik türevleri gibi temel inşaat girdilerine gecikmeli ancak güçlü şekilde yansıması bekleniyor.

Nitekim Türkiye’de 2025 yılı boyunca açıklanan üretici fiyat endeksi verileri, maliyetlerin zaten yukarı yönlü bir eğilimde olduğunu gösteriyor. Doğalgaz maliyetini temsil eden endekste yıl genelinde yüzde 31,5, elektrik maliyetinde ise yüzde 18,8 oranında artış kaydedildi. Aynı dönemde alüminyum fiyatlarında yüzde 28,2, çelikte yüzde 18,2 ve çimentoda yüzde 16,1 artış görülmesi, enerji maliyetlerindeki değişimin inşaat sektörüne hızlı şekilde yansıdığını ortaya koyuyor. Plastik ürünler ve asfalt gibi petrol türevlerinde de çift haneli artışlar dikkat çekiyor.

Enerji fiyatlarının yanı sıra, deniz taşımacılığındaki maliyet artışları da sektördeki baskıyı artıran bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin artmasıyla birlikte navlun ve sigorta maliyetlerinde yükseliş gözlenirken, teslim sürelerinde de uzamalar yaşanıyor. Baltic Dry Index’in son bir yılda yüzde 70’in üzerinde artış göstermesi, küresel taşımacılık maliyetlerindeki artışın boyutunu ortaya koyuyor. Bu gelişmeler, özellikle ithal ekipman ve yarı mamul kullanımının yoğun olduğu projelerde gecikme riskini artırıyor ve proje maliyetlerini yukarı çekiyor.

Sektör temsilcileri, mevcut ortamda en önemli sorunun maliyet artışından ziyade öngörülebilirliğin zayıflaması olduğuna dikkat çekiyor. KONUTDER Başkanı Ziya Yılmaz, sektörde sürdürülebilir bir canlanma için faizlerin gerilemesinin yanı sıra emtia fiyatlarındaki artışın yavaşlamasının da kritik olduğunu vurguluyor. Bu değerlendirme, yatırım kararlarının maliyet ve finansman dengesi üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Maliyetlerdeki oynaklık sürdükçe, geliştiricilerin yeni projelere başlama konusunda daha temkinli davrandığı görülüyor.

Finansman tarafında ise sektörün mevcut kırılgan yapısı devam ediyor. KPMG verilerine göre, inşaat sektöründe faaliyetleri sınırlayan en önemli unsur finansman sorunları olmaya devam ederken, bu faktör toplam sorunların yaklaşık yüzde 23,4’ünü oluşturuyor. Talep yetersizliği ise yüzde 11,8 ile ikinci sırada yer alıyor. Enerji ve lojistik maliyetlerindeki artış, bu tabloyu daha da ağırlaştırarak hem krediye erişimi zorlaştırıyor hem de projelerin nakit akışı yönetimini güçleştiriyor.

Türkiye’nin enerji tedarik yapısı da jeopolitik gelişmelere karşı kırılganlığı artıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Ocak 2026 verilerine göre Türkiye’nin doğal gaz ithalatının yaklaşık yüzde 35’inin İran’dan sağlanması, bölgedeki gelişmelerin Türkiye açısından yalnızca fiyatlar üzerinden değil, arz güvenliği üzerinden de risk oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, enerji maliyetlerindeki artışın sürekliliği halinde inşaat sektöründeki maliyet baskısının daha da artabileceğine işaret ediyor.

Sahada ise bu gelişmelerin en belirgin etkisi sözleşme yapılarında görülüyor. Sabit fiyatlı projelerde maliyet artışları karşısında yüklenici marjlarının hızla eridiği, bu nedenle ek ödeme talepleri ve süre uzatımı başvurularının arttığı ifade ediliyor. Kamu projelerinde uygulanan fiyat farkı mekanizmaları belirli ölçüde koruma sağlarken, özel sektör projelerinde benzer mekanizmaların sınırlı olması riskleri artırıyor.

Talep tarafında ise sınırlı bir toparlanma işareti bulunuyor. 2025 yılında konut satışlarının 1,68 milyon seviyesine ulaşması ve faiz oranlarındaki gerilemenin talebi desteklemesi, sektörde belirli bir hareketliliğe işaret ediyor. Ancak ipotekli satışların toplam içindeki payının sınırlı kalması ve maliyet artışlarının devam etmesi, bu toparlanmanın kalıcılığı konusunda soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Mevcut veriler, sektörün önümüzdeki dönemde maliyet ve talep dengesi açısından farklı senaryolarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Enerji fiyatlarında normalleşme sağlanması durumunda maliyet artışları sınırlı kalabilirken, mevcut oynaklığın devam etmesi halinde çift haneli maliyet artışları ve proje ertelemeleri daha belirgin hale gelebilir. Jeopolitik risklerin kalıcı hale gelmesi ise maliyet artışlarının hızlanmasına ve proje iptallerinin gündeme gelmesine neden olabilir.

Genel çerçevede değerlendirildiğinde, Türkiye inşaat sektörü maliyet artışlarının ötesinde bir “belirsizlik dönemi”ne girmiş durumda. Enerji, lojistik ve finansman kaynaklı risklerin aynı anda etkili olduğu bu ortamda, yatırım kararlarının ertelenmesi ve sektörün büyüme hızının yavaşlaması temel riskler arasında yer alıyor. Bu süreçte sektör oyuncularının maliyet yönetimi, sözleşme yapısı ve finansman stratejilerine daha fazla odaklanması gerektiği değerlendiriliyor.

More stories