İmamoğlu’ndan İBB davasına tepki: Hakikat ve adalet aranmıyor
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet gazetesi için kaleme aldığı yazıda Silivri’de devam eden İBB davasına ilişkin eleştirilerde bulunarak yargılamada hakikat ve adaletin aranmadığını savundu.
Atlas Newsdesk ·

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, yayımladığı yazıda Silivri’de süren yargılamaya, duruşma düzenine ve siyasi muhalefetin geleceğine ilişkin değerlendirmeler yaptı. İmamoğlu’nun metni, mahkeme salonundaki usul tartışmasını daha geniş bir demokrasi ve iktidar eleştirisiyle birleştirdi.
Silivri duruşmasında sorulmayan sorular
İmamoğlu, İBB Davası duruşmalarının gece yarısına kadar uzadığını belirterek son sanığın savunmasında kendi adını defalarca kullandığını söyledi. Ona göre mahkeme heyeti ve iddia makamı, sanığa İmamoğlu’nu tanıyıp tanımadığını, herhangi bir görüşme yapıp yapmadığını veya beyanlarını hangi belgeye dayandırdığını sormadı.
Bu bölüm, yazının yargılamaya ilişkin ana itirazını oluşturdu. İmamoğlu, hakkında konuşan bir kişiye kendisiyle hiç temas kurup kurmadığının sorulmamasını yargı süreci açısından ağır bir sorun olarak niteledi.
Avukatların sorularına doyurucu yanıt alınamadığını savunan İmamoğlu, bazı beyan sahiplerinin duruşmada ezberlenmiş ifadeler okuduğunu ileri sürdü. Savcılık aşamasındaki ifadeler için şantaj ve tehdit iddiasını da yine İmamoğlu dile getirdi; bu iddia metinde bağımsız bir belgeyle desteklenmedi.
Delil çağrısı ve savunma sınırı
İmamoğlu, hakkındaki bütün iddiaların mahkeme önüne getirilmesini, delillerin açıklanmasını ve tanıkların dinlenmesini istedi. Kendisinin de salonda bulunarak dinleme, soru sorma, yanıt verme ve itiraz etme hakkını kullanması gerektiğini belirtti.
Yazıda en sert vurgu, savunma hakkının fiilen daraltıldığı iddiasında toplandı. İmamoğlu, adının bir suç örgütü iddiasının merkezine konulmak istendiğini, buna rağmen aynı iddiaların ele alındığı salonda mümkün olduğunca az konuşmasının tercih edildiğini savundu.
İmamoğlu, bazen duruşma salonundan çıkarılmasının, bazen mahkemeye getirilmemesinin, bazen de savunmasının sınırlandırılmasının gündeme geldiğini söyledi. Bu anlatım, yargılamanın esasına ilişkin delil tartışmasından çok usul ve temsil hakkı tartışmasını öne çıkardı.
YENİ Parti için çatı mesajı
Metnin ikinci hattı, Silivri’deki yargılama eleştirisinden Türkiye’nin siyasi yönüne geçti. İmamoğlu, demokrasi, laik ve sosyal devlet vurgusunu Yassıada, Diyarbakır, Mamak, Ulucanlar ve Pınarhisar gibi tarihsel referanslarla birlikte kullandı.
İmamoğlu, hükümeti halktan uzaklaşmakla suçladı ve 86 milyon kişinin korku, kaos ve kriz ortamında yaşadığını savundu. Bu eleştiri içinde pazar alışverişi yapamayan anne, torununa harçlık veremeyen emekli, üretimde zorlanan çiftçi, gaziler ve madenciler gibi toplumsal gruplara atıf yaptı.
Yazının parti siyasetine bakan kısmında İmamoğlu, YENİ Parti’yi cumhuriyet, adalet ve demokrasi mücadelesi için güçlü bir çatı olarak tanımladı. Partinin değişim ve yenilenme iddiasıyla geniş bir iktidar yolculuğunun merkezi olabileceğini savundu.
İmamoğlu, uzlaşı, barış, refah ve adil paylaşım kavramlarını aynı siyasi hat içinde konumlandırdı. Bu çerçevede YENİ Parti’ye verdiği rol, yalnızca seçim rekabeti değil, muhalefetin ortak dilini kurma iddiası olarak sunuldu.
Üç olası siyasi hat
Süreç yargılama usulü üzerinden ilerlerse, İBB Davası’nın siyasi etkisi savunma hakkı ve delil açıklığı tartışmalarında yoğunlaşabilir. Bu durumda küresel ölçekte Türkiye’ye ilişkin hukuk devleti algısı, İmamoğlu’nun siyasi konumu ve yerel yönetimlere dönük sektör beklentileri aynı dosya üzerinden izlenir.
Eğer tartışma YENİ Parti çevresinde örgütlenme başlığına kayarsa, muhalefet içi birlik arayışı daha görünür hale gelir. Böyle bir hatta ekonomi politikası, belediye yönetimi ve yatırım ortamı üzerindeki etkiler, partinin kuracağı ittifak dili ve kadro tercihlerine bağlı olur.
Yargılamada delillerin açıklanması ve tanıkların açık biçimde dinlenmesi halinde ise davanın seyri daha çok hukuki içerik üzerinden değerlendirilebilir. Ana belirsizlik, mahkeme sürecinin savunma hakkı, kamuoyu algısı ve muhalefetin seçim stratejisi üzerinde nasıl bir denge kuracağıdır.