Hürmüz Boğazı Krizi İçin 35 Ülke Harekete Geçti
Hürmüz Boğazı krizi için 35 ülke çevrim içi zirvede seyrüsefer güvenliği, mahsur gemiler ve enerji sevkiyatının yeniden başlamasını görüştü.
Cuneyd Erdogan ·

Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin yeniden açılması için İngiltere’nin öncülüğünde yaklaşık 35 ülke ortak bir diplomatik süreç başlattı. Fransa, Almanya, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de yer aldığı grup, çevrim içi bir zirvede boğazda sıkışan gemilerin güvenliği ve enerji taşımacılığının yeniden başlaması için atılacak adımları ele aldı.
Toplantıya İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper başkanlık etti. Gündemin merkezinde iki başlık vardı: seyrüsefer özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi ve bölgede mahsur kalan yaklaşık bin gemi ile mürettebatlarının güvenliği. Katılımcılar, enerji ve emtia sevkiyatının güvenli biçimde yeniden başlaması için diplomatik ve siyasi seçenekleri masaya yatırdı.
Kriz, İran’ın 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırılarına misilleme olarak başlattığı abluka sonrası hızlandı. Bu adım, dünya petrol ve doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazda trafiği durma noktasına getirdi. Avrupa’da enerji maliyetleri üzerinden oluşan baskı ve küresel ekonomi üzerindeki etkiler, özellikle Avrupalı ülkelerin daha aktif bir rol aramasını hızlandıran ana faktörlerden biri olarak öne çıktı.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, denizcilik sektörü temsilcileriyle yapılan görüşmelerde temel sorunun sigorta maliyetlerinden çok doğrudan geçiş güvenliği olduğunu söyledi. Starmer’a göre bu zirve, boğazın yeniden açılmasına dönük uygulanabilir bir plan için atılan ilk resmi adım niteliği taşıyor. İngiliz ve Avrupalı yetkililer, bunun tek toplantıyla sınırlı kalmayacağını ve önümüzdeki günlerde yeni oturumların geleceğini belirtiyor.
Zirvenin dikkat çeken yönlerinden biri, ABD’nin toplantıya doğrudan davet edilmemesi oldu. Bu tercih, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini bu su yoluna bağımlı ülkeler sağlamalı” yaklaşımıyla uyumlu bir çerçeveye işaret ediyor. Trump, İran boğaz üzerindeki kontrolünden vazgeçmedikçe ateşkesin mümkün olmayacağını söyleyerek müttefiklerine daha fazla sorumluluk çağrısı yaptı.
İran ise geri adım atmayacağı mesajını verdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu, boğazın “düşmanlara” kapalı kalacağını ve tam kontrolün İran donanmasında olduğunu açıkladı. Bu tutum, diplomatik girişimlerin aynı anda güvenlik riskleriyle sınandığı bir zemine işaret ediyor.
Sürecin ilerleyen aşamalarında askeri planlamacıların devreye girmesi bekleniyor. Yetkililerin işaret ettiği olası çerçeve, önce su yolunun mayınlardan arındırılması, ardından tanker trafiğini korumaya dönük askeri eskort düzeneklerinin kurulması. Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi’ne bağlayan dar bir geçit olduğu için, küçük ölçekli güvenlik olayları bile navlun, rota ve teslimat süreleri üzerinden enerji ve emtia piyasalarına hızla yansıyabiliyor.
Bu nedenle koalisyonun atacağı adımlar, yalnızca deniz güvenliği değil, enerji arzı sürekliliği ve fiyatlama kanalları üzerinden daha geniş bir ekonomik risk başlığına dönüşmüş durumda.
Olası Etkiler
Ülke Etkisi: İngiltere ve Avrupa ülkeleri, enerji maliyetleri ve arz sürekliliği baskısı nedeniyle deniz güvenliği gündemini daha üst sıraya taşıyabilir. ABD’nin doğrudan yer almadığı bir format, sorumluluk paylaşımı ve karar alma mimarisini yeniden şekillendirebilir.
Sektör Etkisi: Tanker taşımacılığı, sigorta ve risk primleri kadar fiili geçiş güvenliği nedeniyle rota planlaması ve kapasite kullanımında değişiklik yaşayabilir. Mayın temizliği ve eskort gibi seçenekler, operasyonel maliyetleri ve teslimat sürelerini etkileyen yeni standartlar doğurabilir.
Piyasa Etkisi: Boğazdaki akışın kesintiye uğraması, petrol ve gaz fiyatlarını arz beklentileri üzerinden oynatabilir ve enerjiye duyarlı sektörlerde maliyet kanalıyla fiyatlamaya yansıyabilir. Navlun ve sigorta maliyetleri, emtia fiyatlarına ve enflasyon beklentilerine aktarım mekanizması oluşturabilir.