Hamidiye Su devri iddiası: İBB-Vakıflar gerilimi
Hamidiye Su devri iddiası, İBB ile Vakıflar arasında yetki ve mülkiyet tartışmasını büyütebilir; süreç resmi kararlarla netleşecek.
Cuneyd Erdogan ·

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Hamidiye Su’nun, İBB’den alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredileceği iddiası 20 Nisan 2026’da gündeme geldi. İddia, İBB Meclisi CHP Grup Sözcüsü Ali Şar’ın açıklamalarına dayandı ve yerel basında aktarıldı. Resmi bir devir kararı, tebliğ ya da kurumlar arası imzalanmış bir protokol kamuoyuna açıklanmadı.
Ali Şar, iddiayı daha önce Yerebatan Sarnıcı’nın İBB’den alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi örneğiyle ilişkilendirdi. Şar’ın aktardığına göre Yerebatan Sarnıcı, “Osmanlı vakıf su sisteminin bir parçası” olduğu gerekçesiyle Vakıflar’a bağlandı. Bu örnek, belediye yönetimindeki varlıkların hukuki statüsü ve mülkiyetinin hangi idarede kalacağı tartışmasını yeniden görünür kıldı.
Hamidiye Su, İBB’nin iştirak yapısı içinde yer alan ve şehir ölçeğinde tedarik, marka yönetimi, satış ve dağıtım faaliyetleriyle bilinen bir kamu şirketi olarak konumlanıyor. Böyle bir varlığın idari bağlılığının değişmesi, yalnızca mülkiyet tartışması değil; gelir akışı, sözleşmeler, tedarik zinciri ve denetim çerçevesi açısından da kurumsal risk başlıkları doğurabilir.
Devir iddiası, belediye iştiraklerinin yönetim yetkisi, kamu varlıklarının tahsisi ve merkezi idarenin denetim kapasitesi gibi alanlarda yeni bir yetki tartışmasına zemin hazırlıyor.
Gündeme gelen iddia, yerel yönetim ile merkezi idare arasındaki kaynak ve yetki paylaşımı gerilimini artırabilecek bir başlık olarak öne çıkıyor. İstanbul’da kültürel miras ve su altyapısı gibi alanlarda mülkiyet ve işletme yetkisi tartışmaları, geçmişte de idari kararlar ve yargı süreçleri üzerinden ilerledi. Bu nedenle Hamidiye Su’ya ilişkin olası bir adım, yalnızca şirket yönetimiyle sınırlı kalmayıp belediye varlıklarının statüsüne dair daha geniş bir çerçevede ele alınabilir.
Kısa vadede kritik konu, iddianın hukuki dayanağının ne olacağı ve hangi idari mekanizma üzerinden işletileceği. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün görev alanı, vakıf kültür varlıkları ve vakıf mallarının yönetimiyle ilişkilendiği için, olası bir devir girişimi “vakıf malı” tanımı, tahsis kararları ve işletme hakkı gibi kavramlar üzerinden tartışılabilir.
İBB açısından ise iştiraklerin mülkiyeti, belediye meclisi kararları, şirket ana sözleşmeleri ve kamu ihale/sözleşme yükümlülükleri gibi başlıklar, olası bir yetki değişiminde belirleyici olur.
Bu aşamada kamuoyu gündemindeki bilgi, bir iddia ve siyasi açıklama düzeyinde. Sürecin kurumsal etkisi, resmi kararların içeriği, kapsamı ve uygulanma takvimi netleştiğinde daha ölçülebilir hale gelecek.
Olası Etkiler
Ülke Etkisi: Gelişme, merkezi idare ile büyükşehir belediyesi arasındaki yetki paylaşımı tartışmasını yeniden gündeme taşıyabilir. Kamu varlıklarının statüsü ve tahsis kararları, idari süreçler ve olası yargı başvuruları üzerinden şekillenebilir.
Sektör Etkisi: Belediye iştiraklerinin yönetim yapısı ve denetim çerçevesi tartışması, su tedariki ve ambalajlı su pazarında kamu aktörlerinin rolünü etkileyebilir. Olası bir idari değişim, mevcut sözleşmelerin, dağıtım ağlarının ve marka yönetiminin yeniden düzenlenmesini gerektirebilir.
Piyasa Etkisi: Belirsizlik, belediye iştirakleriyle çalışan tedarikçi ve dağıtıcıların sözleşme risk algısını etkileyebilir. Kurumsal yönetim ve mülkiyet tartışmaları, yerel yönetim finansmanı ve kamu-özel sözleşmelerinde risk primleri üzerinden fiyatlamaya yansıyabilir.