Küresel borç, Mart sonunda 353 trilyon dolara ulaşarak yeni bir rekor kırdı.
ABD hükümetinin borçlanması, küresel borç artışının ana etkenlerinden biri oldu.
Yatırımcılar, ABD Hazine tahvillerinden Japon ve Avrupa devlet tahvillerine yönelme eğilimi gösteriyor.
Gelişmekte olan piyasaların borçları, Çin hariç, 36,8 trilyon dolara yükseldi.
Yaşlanan nüfus ve artan savunma harcamaları gibi yapısal faktörler, borç seviyelerini artırabilir.

Atlas AI
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından yayımlanan bir rapora göre, dünya genelindeki toplam borç miktarı Mart sonunda yaklaşık 353 trilyon dolara yükseldi. Bu rekor seviye, yatırımcıların ABD Hazine tahvillerinden farklı varlıklara yönelme eğilimi gösterdiği bir döneme denk geldi. Yıl başından bu yana Japon ve Avrupa devlet tahvillerine olan talepte belirgin bir artış gözlemleniyor.
IIF'nin üç aylık Küresel Borç İzleme raporu, ilk çeyrekte 4,4 trilyon doların üzerinde bir artışla küresel borcun yükseldiğini ortaya koydu. Bu artışın temel nedeni, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin borçlanması olarak belirtildi. Bu durum, 2025 ortasından bu yana görülen en hızlı artışı temsil ederken, üst üste beşinci çeyrekte de yükseliş yaşandı. ABD'nin borç/GSYH oranının artmaya devam edeceği öngörülüyor, bu da yatırımcıların varlık tahsis kararlarını etkiliyor.
Bölgesel Borçlanma Dinamikleri
Euro Bölgesi ve Japonya'da borç oranlarının daha ılımlı bir seyir izlemesi bekleniyor. En büyük iki ekonomi dışındaki gelişmiş piyasalarda borç seviyelerinde hafif bir düşüş yaşanırken, gelişmekte olan piyasalarda (Çin hariç) borçlar 36,8 trilyon dolara ulaşarak rekor kırdı. Bu artışta da hükümet borçlanmaları önemli rol oynadı. Genel olarak, küresel borç/GSYH oranı yaklaşık %305 seviyesinde sabit kaldı.
Gelecek Dönem Beklentileri ve Riskler
IIF, yaşlanan nüfus, artan savunma harcamaları, enerji güvenliği, siber güvenlik ve yapay zeka ile ilgili sermaye harcamaları gibi yapısal baskıların orta ve uzun vadede hükümet ve şirket borç seviyelerini artıracağını tahmin ediyor. Bu faktörler, küresel finansal istikrar üzerinde potansiyel riskler oluşturabilir.
Yatırımcıların ABD Hazine tahvillerinden uzaklaşması, küresel sermaye akışlarında önemli değişikliklere yol açabilir. Bu durum, farklı ülkelerin borçlanma maliyetlerini ve finansal piyasaların genel dengesini etkileyebilir. Özellikle gelişmekte olan piyasalar için borç sürdürülebilirliği, önümüzdeki dönemde daha kritik bir konu haline gelebilir.