Bu Yazın Fragmanı: Yaz Filmleri
Her zaman yaz mevsimini hissetmek için uzaklara gitmeye gerek kalmaz. Yoğun bir tempoda tatile çıkmaya vaktiniz yoksa, o sıcaklığı ve deniz kokusunu…
Atlas Newsdesk ·

Her zaman yaz mevsimini hissetmek için uzaklara gitmeye gerek kalmaz. Yoğun bir tempoda tatile çıkmaya vaktiniz yoksa, o sıcaklığı ve deniz kokusunu hatırlamanın en iyi yolu filmdir. İyi bir yaz filmi sadece güneşi ya da denizden ibaret değildir.. Bir yere ait olma hissini, bir yaz aşkını, bir arkadaşlığı, bazen de bir öğleden sonranın ağırlığını hatırlatıyor. Bu filmler farklı ülkelerde, farklı yıllarda geçiyor. Ama hepsinin ortak bir yanı var: film bittiğinde akılda hikayeden çok yaz mevsiminin o uçucu hissi oluyor. Plein Soleil (1960) Bazı filmler denizi arka plana koyar. Bu filmde ise deniz her yerde. Ischia ve Procida nın limanlarında güneş o kadar parlak ki bazen her şey fazla güzel görünüyor. Tekneler, beyaz duvarlar, dar sokaklar ve sürekli ufukta duran o mavi çizgi. İnsan neden bu kadar çok kişinin Akdeniz de yaşama hayali kurduğunu anlıyor. Film zaman zaman öyle bir kuruyor ki bunun iyi bir fikir olmadığını bile bile içine girmek istiyorsunuz. Ama bütün bu güzelliğin içinde hafif bir huzursuzluk da var. La Piscine (1969) Bu filmi izleyince ilk hatırlanan şey hikaye olmuyor. Hava oluyor. Filmin başında Güney Fransa ya taşınmak istiyorsunuz, sonundaysa bu fikirden tamamen vazgeçiyorsunuz. Saint-Tropez tepelerindeki taş villa, insanların birbirinden uzaklaşamadığı bir alan gibi duruyor. Havuz başında insanlar konuşuyor ama asıl mesele konuştukları şeyler değil. André Courrèges imzalı yalın beyaz elbiseler, Alain Delon un bronz teni ve o ağır sessizlik. Filmin en akılda kalan tarafı olaylar değil, sıcaklık hissi. Kimsenin açıkça söylemediği şeyler, gerilimi diyaloglardan daha görünür kılıyor. Havuzun yüzeyinde kırılan ışık bile huzursuz görünüyor. Güneş hiç eksilmiyor. Huzursuzluk da. The Talented Mr. Ripley (1999) Filmin ilk kısmı neredeyse kusursuz bir yaz tatili gibi. Positano kıyılarında denize giriliyor, müzik dinleniyor, öğle yemekleri akşamüstüne kadar uzuyor. Dickie Greenleaf in dünyası Brooks Brothers şortlar, çizgili polo yakalar ve dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bir hayat üzerine kurulu. Ripley nin Dickie ye neden bu kadar kapıldığını anlamak zor değil. Film boyunca en pahalı şey evler ya da tekneler değil, o rahatlık hissi gibi görünüyor. Ama mesele sadece para ya da ayrıcalık değil. Ripley daha çok o hayatın bir parçası olmak istiyor. Hikaye karardığında kaybedilen şey sadece insanlar olmuyor. O dünyanın cazibesi de yavaş yavaş dağılıyor. To Catch a Thief (1955) Bu film eski kartpostallar gibi. Nice ve Cannes arasındaki kıyı yolları, Grace Kelly nin uçuşan mavi şifon elbisesi ve Grande Corniche den görünen manzara bugün bile etkisini kaybetmiyor. Hitchcock burada sadece bir gerilim kurmuyor. Riviera nın neden onlarca yıldır insanları kendine çektiğini de gösteriyor. Bir süre sonra hikayeyi takip etmekten çok etrafa bakmaya başlıyorsunuz. Before Sunrise (1995) Yaz bazen deniz değildir. Bazen sadece yürümektir. Viyana nın sarı sokak lambaları altında iki insan bir gece boyunca konuşuyor. Salaş tişörtler, bele bağlanan gömlekler ve nehir kenarındaki loş kafeler filmin dünyasını oluşturuyor. Büyük şeyler olmuyor ama insan o sohbetin içinden çıkmak istemiyor. Jesse ve Celine in konuşmaları bazen çok genç, bazen fazla iddialı, bazen de şaşıderecede dürüst geliyor. Belki de filmin hala bu kadar sevilmesinin nedeni bu. Film sona erdiğinde akılda Viyana dan çok o konuşmalar kalıyor. Jaws (1975) İnsanlar bu filmi köpekbalığı yüzünden hatırlıyor. Ama filmin asıl başarısı kasabayı sevdirmesi. Martha s Vineyard ın eski ahşiskeleleri, sahil ateşleri, solmuş lacivert kanvas ceketleri ve çizgili plaj havluları sayesinde daha ilk sahnelerde o dünyanın içine giriyorsunuz. İnsan köpekbalığını beklerken kendini kasabayı severken buluyor. Tehlike ortaya çıktığında kaybedilecek bir şey olduğunu hissediyorsunuz. (500) Days of Summer (2009) Bu film yaz bittikten sonra hatırlanan bir yazı anımsatıyor. Los Angeles ın plajlarından çok parklarını, eski binalarını ve sakin sokaklarını görüyoruz. Summer ın 60 lar esintili elbiseleri ve Tom un mimarlık tutkusu filmin hafızasını oluşturuyor. İlişkide her şeyin harika gittiğini düşündüğünüz o günlerin, aslında sadece hafızanızda öyle parladığını fark ettiğiniz anlar vardır. Her şey net değil. Bazı anlar olduğundan daha güzel kalmış olabilir, bazı konuşmalar hiç yaşanmamış gibi bile durabilir. Ama zaten mesele bu. İnsan geçmişe çoğu zaman olduğu gibi değil, hatırlamak istediği gibi bakıyor. Yazı gezinmesi Önceki Dream Racers Koleksiyonu: Ralph Lauren Dünyası Genişliyor 22 Haziran 2026