Beylikova Kanada’ya mı verildi ? Trump bu ortaklığa kızacak
Erdoğan ile Kanada Başbakanı Mark Carney arasında açıklanan stratejik ortaklığın en dikkat çekici başlıklarından biri kritik mineraller.

Serdar CEBE
Anlaşmanın asıl hikayesi yerin altında
Türkiye ile Kanada arasında 22 Ekim'de açıklanan stratejik ortaklık, savunma sanayii ve enerji alanındaki işbirliğinin çok ötesine uzanıyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmesinin ardından yayımlanan resmî belgeler, iki ülkenin kritik mineraller konusunda yeni bir işbirliği süreci başlatmayı hedeflediğini ortaya koyuyor.
Bu mineraller artık yalnızca madencilik sektörünün konusu değil. Elektrikli otomobiller, enerji depolama sistemleri, gelişmiş radarlar, savunma sanayii ve yüksek teknoloji üretimi için stratejik önem taşıyor.
Dünyanın büyük ekonomileri bu kaynakların yalnızca çıkarılmasını değil, işlenmesini ve tedarik zincirlerinin kontrolünü de ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor.
Kanada ile Türkiye'nin yakınlaşmasını önemli kılan da bu küresel rekabet.
Kanada ile Türkiye neye imza attı ?
Kanada hükümetinin yayımladığı enerji işbirliği açıklamasına göre taraflar, kritik minerallerde beş temel alanda birlikte çalışma iradesi ortaya koydu.
Bunlar maden arama ve jeolojik araştırmalar, sondaj ve laboratuvar analizleri, batarya mineralleri ve teknolojileri, madencilik yatırımlarının geliştirilmesi ve iki ülkenin jeoloji kurumları arasında teknik işbirliği.
Türkiye'nin Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ile Kanada Jeoloji Araştırmaları Kurumu arasında ortak çalışma olanaklarının değerlendirilmesi de gündemde.
Ancak anlaşmanın kamuoyuna açıklanan bölümlerinde hangi maden sahalarının ortak işletileceği, yatırım miktarları, şirketle⁹rin isimleri ve teknoloji transferinin koşulları yer almıyor.
Bu nedenle ortada henüz tamamlanmış bir madencilik yatırımı değil, gelecekteki projelere zemin hazırlayan bir işbirliği çerçevesi bulunuyor.
Beylikova Kanada'ya mı verildi?
Anlaşmanın Türkiye açısından en hassas başlığı Eskişehir'in Beylikova ilçesindeki nadir toprak elementleri projesi.
Beylikova, Türkiye'nin stratejik maden kaynaklarını ekonomiye kazandırma hedefinde önemli bir yere sahip.
Nadir toprak elementleri elektrikli motorlardan radar sistemlerine, rüzgar türbinlerinden savunma teknolojilerine kadar geniş bir kullanım alanına sahip.
Ancak burada kritik bir ayrım var.
Bir ülkede nadir toprak elementi rezervinin bulunması, o ülkenin bu elementleri ileri teknoloji üretiminde kullanabilecek kapasiteye sahip olduğu anlamına gelmiyor.
Cevherin çıkarılması, ayrıştırılması, rafine edilmesi ve sanayiye uygun yüksek saflıkta ürünlere dönüştürülmesi ayrı teknoloji ve yatırım süreçleri gerektiriyor.
Kanada'nın madencilik ve mineral işleme alanındaki deneyimi bu nedenle Türkiye açısından önem taşıyabilir.
Peki Beylikova Kanada'ya mı verildi?
Hayır. Kamuoyuna açıklanan Kanada hükümeti belgelerinde Beylikova'nın Kanada'ya devredildiğine, işletme hakkının Kanadalı şirketlere bırakıldığına veya proje için bağlayıcı bir ortaklık kurulduğuna ilişkin bir hüküm bulunmuyor.
Beylikova'nın bu işbirliğinin parçası haline gelmesi ihtimal dahilinde değerlendirilebilir; ancak bunu kesinleşmiş bir anlaşma gibi sunmak doğru olmaz.
Trump neden rahatsız olabilir ?
Asıl jeopolitik soru burada başlıyor.
ABD, kritik mineraller ve özellikle nadir toprak elementleri konusunda Çin merkezli tedarik zincirlerine bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Bu nedenle Washington açısından yalnızca maden rezervlerine erişmek değil, bu kaynakların hangi ülkeler tarafından işleneceği ve hangi sanayi kuruluşlarına ulaştırılacağı da önemli.
Kanada ise büyük mineral kaynakları, madencilik şirketleri ve teknolojik kapasitesiyle bu rekabette önemli bir aktör.
Carney hükümetinin Türkiye ile kritik mineraller alanında ortaklık geliştirmesi, Ankara'nın bu alandaki uluslararası seçeneklerini çeşitlendirebilir.
Üstelik Kanada'nın ABD pazarına ticari bağımlılığını azaltma hedefi, Türkiye ile yakınlaşmanın ekonomik arka planını oluşturuyor.
Peki Trump bu gelişmeden rahatsız olur mu?
Buna ilişkin açıklanmış bir Trump tepkisi bulunmuyor.
Dahası Kanada ile Türkiye'nin kritik minerallerde işbirliği yapması, otomatik olarak ABD'nin çıkarlarına aykırı değil. ABD şirketlerinin de yararlanabileceği yeni tedarik zincirleri oluşabilir.
Ancak Washington'ın dışında gelişen yeni madencilik, işleme ve finansman ortaklıkları,
kritik mineraller üzerindeki küresel rekabet açısından yakından izlenebilecek gelişmeler arasında.
Burada belirleyici olan, çıkarılan minerallerin kime satılacağı, nerede işleneceği ve teknolojinin kimde kalacağı.
Türkiye ve Kanada üçüncü ülkelerde de maden arayabilecek
Anlaşmanın dikkat çeken bir başka boyutu, iki ülkenin yalnızca kendi topraklarındaki kaynaklarla sınırlı kalmaması.
Kanada'nın ihracat finansman kuruluşu Export Development Canada ile Türk Eximbank arasında üçüncü ülkelerdeki projelere yönelik işbirliği geliştirilmesi planlanıyor.
Bu mekanizma, Türk ve Kanadalı şirketlerin başka ülkelerde madencilik, kritik mineraller ve altyapı projelerinde birlikte çalışmasının önünü açabilir.
Ancak finansman işbirliği kararı, henüz belirli bir ülkede maden işletme hakkı kazanıldığı veya yatırım sözleşmesi imzalandığı anlamına gelmiyor.
Maden çıkarmanın çevresel bedeli
Kritik mineraller, temiz enerji ve yüksek teknoloji üretimi açısından önemli olsa da çıkarılmaları her zaman çevre dostu yöntemlerle gerçekleşmiyor.
Madencilik faaliyetleri su tüketimi, atık yönetimi, kimyasal kullanımı, toprak kirliliği ve ekosistem üzerindeki etkileri nedeniyle sıkı denetim gerektiriyor.
Türkiye'de altın madenciliği çevresinde yaşanan tartışmalar, yeni kritik mineral yatırımlarında da çevresel güvence ve kamusal denetimin önemini artırıyor.
Özellikle finansal açıdan zorlanan madencilik şirketlerinin faaliyetlerini sonlandırması veya iflas etmesi durumunda çevresel temizliğin maliyetini kimin üstleneceği baştan belirlenmeli.
Kanada ile yapılacak olası yatırımlarda da çevresel etki değerlendirmeleri, atık yönetimi, rehabilitasyon yükümlülükleri ve yerel halkın hakları açık ve denetlenebilir kurallara bağlanmalı.
Stratejik ortaklık ifadesi, bu yükümlülüklerin yerine getirileceğinin tek başına garantisi değil.
Türkiye madenin sahibi mi olacak, teknolojinin de mi ?
Türkiye açısından bu anlaşmanın en önemli sınavı, maden kaynaklarının hangi ekonomik modele dönüştürüleceği.
Birinci seçenek, cevherin çıkarılarak düşük katma değerle ihraç edilmesi.
İkinci seçenek ise ayrıştırma, rafinaj, ileri malzeme üretimi ve nihai sanayi ürünlerine kadar uzanan bir üretim zincirinin Türkiye'de kurulması.
İkinci model daha yüksek teknoloji, yetişmiş insan kaynağı ve uzun vadeli yatırım gerektiriyor. Ancak ekonomik değerin daha büyük bölümünün Türkiye'de kalmasını da mümkün kılabilir.
Bu nedenle Kanada ile yapılacak projelerde yalnızca yatırım miktarı değil, patent hakları, teknoloji transferi, yerli mühendislik kapasitesi ve işlenmiş ürünlerin ihracatı da önem taşıyor.
Beylikova'nın Kanada'ya verildiğini söylemek için bugün elde somut bir belge yok.
Trump'ın bu anlaşmaya kızdığını söylemek için de.
Ama artık yanıt bekleyen çok daha önemli bir soru var:
Türkiye, yerin altındaki stratejik servetini çıkarıp başkalarına mı satacak, yoksa o serveti işleyerek kendi teknolojisini ve sanayisini mi büyütecek?
More stories
Son haberler
- Enterprise Singapore, şirketleri Çin'deki niş alanlara yönlendiriyor
- argenx üçüncü çeyrekte VYVGART gelirini yüzde 54 artırdı
- Trump’ın damadının telefonu hacklendi, 2 milyar dolarlık gizli hesaplar ortaya çıktı
- Yunanistan ve Mısır'dan ortak adım: Libya mutabakatına karşı diplomatik hamle
- Harry Kane 73 gollük sezonun ardından ilk Ballon d'Or'unu hedefliyor
- Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Birol: Avrupa'da doğal gaz krizi sürecek
- Yahudi Kongresi Liderinden Netanyahu'ya sert çıkış: Aptallık yüzünden her şeyi kaybediyorsunuz
- Malavili yargıç 150.000 dolarlık Land Cruiser kararıyla tepki topladı

