Avrupa Birliği Yeni Araçlarda Sürücü İzleme Sistemini Zorunlu Kıldı
AB'de zorunlu olan sürücü izleme sistemi, trafik güvenliğini artırırken veri gizliliği ve denetim eksikliği nedeniyle tartışmalara yol açıyor.
Ayla Demirhan ·

Avrupa Birliği, 7 Temmuz 2026 tarihinden itibaren kıta genelinde satışa sunulacak tüm yeni araçlarda Gelişmiş Sürücü Dikkat Dağınıklığı Uyarı Sistemi (ADDW) bulunmasını zorunlu hale getirdi. Kızılötesi kameralar aracılığıyla sürücünün göz ve baş hareketlerini sürekli analiz eden bu teknoloji, dikkatin yoldan uzaklaştığı durumlarda sesli, görsel veya titreşimli uyarılar veriyor.
Sistem sürücü tarafından geçici olarak devre dışı bırakılabilse de, aracın her yeniden çalıştırılmasında otomatik olarak tekrar aktifleşiyor. Yetkililer uygulamanın trafik güvenliğini artıracağını belirtirken, elde edilen biyometrik verilerin işlenme süreçlerindeki belirsizlikler veri gizliliği konusundaki tartışmaları alevlendiriyor.
Söz konusu düzenlemeye göre, ADDW sistemi 20 kilometre/saat hızın üzerine çıkıldığında devreye girerek sürücüyü izlemeye başlıyor. Sürücünün yüksek hız seyrinde yaklaşık 3,5 saniye, düşük hızlarda ise 6 saniyeden uzun bir süre yola bakmadığı tespit edildiğinde donanım anında müdahale ediyor. Teknolojinin temel işlevi, sürüş sırasındaki dalgınlıkları saptayarak oluşabilecek tehlikeleri kazaya dönüşmeden önce engellemek olarak tanımlanıyor.
Avrupa Birliği'nin 2038 yılı için trafik güvenliği projeksiyonu
Avrupa Birliği
Kararın arkasındaki temel gerekçeyi, geniş çaplı trafik kazalarının nedenlerine ilişkin paylaşılan istatistikler oluşturuyor. Avrupa Birliği tarafından desteklenen araştırmalar, sürücü dikkatsizliğinin trafikteki kazaların yüzde 5 ila yüzde 25'lik kesiminde doğrudan etkili bir faktör olduğunu gösteriyor.
Avrupa Komisyonu, ADDW sistemini de merkeze alan yeni güvenlik paketinin uygulanmasıyla birlikte 2038 yılına kadar 25 binden fazla insanın hayatının kurtarılabileceğini öngörüyor. Bu tahminler teknolojinin yaygınlaşmasını meşrulaştırsa da, donanımın sürekli yüz takibi yapması farklı riskleri gündeme taşıyor.
Düzenleme metinleri, kameraların kapalı devre çalışmasını ve toplanan biyometrik verilerin araç içinde analiz edilerek dış sunuculara iletilmemesini şart koşuyor. Ancak, otomobil üreticilerinin bu teknik kurallara uyup uymadığını denetleyecek bağımsız bir kontrol mekanizmasının bulunmaması eleştirilerin ana noktasını oluşturuyor.
Biyometrik verilerin saklanmasında bağımsız denetim eksikliği Verilerin sistemde tam olarak hangi koşullarda tutulacağı ve analiz sürecinden sonra ne zaman imha edileceğine dair net bir çerçevenin tanımlanmamış olması kullanıcı endişelerini artırıyor. Hangi bilgilerin teknik olarak gerekli veri kapsamında değerlendirildiği konusundaki muğlaklık, kapalı devre çalışması planlanan bu sistemlerin suistimal edilebileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Mevzuatın koruyucu ilkeler getirmesine karşın, uygulama düzeyindeki resmi şeffaflık eksikliği bir sorun olarak kalmaya devam ediyor.
Avrupa Birliği
Mahremiyet endişeleri sadece teorik düzeyde kalmayıp otomotiv endüstrisinin yakın geçmişindeki veri sızıntısı vakalarıyla destekleniyor. 2024 yılı içinde, bazı büyük şirketlerin sürüş davranışlarına ait detaylı bilgileri veri komisyoncularına aktardığının ortaya çıkması risk algısını körükledi. Sektörde yaşanan bu son gelişmeler, kabin içi kamera sistemlerinin de ilerleyen süreçte benzer bir ticari araca dönüşebileceği yönündeki beklentileri haklı çıkarıyor.
Bağımsız testler ve erken kullanımda uyarı donanımı hassasiyeti
Sistemin altyapısal ve hukuki boyutunun yanı sıra, gerçek yol koşullarındaki pratik yansımaları da ayrı bir tartışma konusu yaratıyor. Mevzuat tamamen yürürlüğe girmeden önce teknolojiyi araçlarına entegre eden üreticilerin sunduğu özellikler, donanımın aşırı hassas çalıştığını gösteriyor.
Bağımsız bir otomobil platformu tarafından gerçekleştirilen testlerde, sürücünün multimedya ekranına uzanması ya da boş yolda kısa süreliğine çevreye bakması gibi sıradan hareketlerin bile risk olarak işaretlendiği kaydedildi.
Sürücülerin yeni donanım hakkındaki erken geri bildirimleri de benzer bir rahatsızlığı yansıtıyor. Kısa bir sürüşün ardından dahi sisteme entegre edilen yüksek sesli bildirimlerin mola önermesi, sürücünün yola odaklanmasını zorlaştıran bir etkene dönüşüyor. Bu durum, teknolojiyi kapatma imkanının kısıtlı olmasıyla birleşerek günlük kullanımda ciddi bir uyarı yorgunluğuna zemin hazırlıyor.
Otomotiv üreticileri 2026 yılına kadar tüm yeni modellerin üretim aşamalarını bu donanım kurallarına göre yeniden yapılandırıyor. Düzenleyici mercilerin, toplanan verilerin denetimini sağlayacak somut süreçler geliştirmesi ve sistemin sürüş dikkatini bozmayan bir standartla sunulması konusunda daha fazla adım atmak zorunda kalacağı öngörülüyor.