Yapay zeka sahte delil krizi: Sullivan & Cromwell
Yapay zeka sahte delil krizi, Sullivan & Cromwell’in mahkemeye sunduğu dosyada 30 sahte atıfı kabul etmesiyle denetim tartışmasını büyüttü.
Cuneyd Erdogan ·

ABD’de Sullivan & Cromwell, bir iflas davasında mahkemeye sunduğu dosyada yapay zeka kaynaklı sahte hukuk atıfları bulunduğunu kabul etti ve özür diledi. Olay, özellikle büyük hukuk bürolarının üretken yapay zekayı araştırma ve dilekçe hazırlama süreçlerine hızla entegre ettiği bir dönemde, doğrulama ve denetim zincirinin kurumsal risk boyutunu yeniden gündeme taşıdı.
New York Times’ın aktardığına göre büro, Manhattan’daki ABD İflas Mahkemesi Yargıcı Martin Glenn’e 18 Nisan tarihli bir mektupla bilgi verdi. Mektupta, Kamboçyalı Prince Group ile bağlantılı bir davada mahkemeye sunulan dosyada yapay zeka tarafından üretilmiş 30 ayrı sahte atıf ve emsal karar yer aldığı belirtildi. Büroyla ilgili kamuya yansıyan sonuç, mahkeme nezdinde güvenilirlik ve süreç yönetimi tartışması oldu.
Bu tür hatalar, üretken yapay zekanın “halüsinasyon” olarak bilinen, gerçekte var olmayan kaynak ve kararları uydurma riskini hukuk pratiğinin merkezine taşıyor. Hukuki metinlerde atıf zinciri, iddianın dayanağını ve mahkemenin karar setini doğrudan etkilediği için, yanlış emsal gösterimi usul ekonomisini bozabiliyor ve tarafların savunma stratejilerini hatalı zemine çekebiliyor.
Kurumsal açıdan bakıldığında, hata yalnızca bireysel avukat performansı değil; bilgi güvenliği, kalite kontrol, mesleki sorumluluk ve itibar yönetimi başlıklarını aynı anda tetikliyor.
Olay, uluslararası yargı sistemlerinde yapay zeka kullanımına dair standartların parçalı kaldığı bir döneme denk geliyor. Birçok yargı çevresi, yapay zeka ile üretilen içeriklerin beyan edilmesi, kaynakların doğrulanması ve insan denetiminin açıkça gösterilmesi gibi uygulamaları tartışıyor. Bu vakada öne çıkan nokta, büyük ölçekli bir hukuk bürosunun dahi, üretken yapay zekayı kullanan ekiplerde kaynak doğrulama adımlarını yeterince sıkı işletmediği iddiası.
Haber, Türkiye’de yakın dönemde tartışma yaratan bir örneği de hatırlattı. 10 Mart 2026’da İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında, tensip zaptında “Kamu Hukuku” bir kişi gibi gösterildi ve “Kamu oğlu” ifadesi yer aldı. İki örnek, farklı yargı alanlarında teknoloji destekli metin üretiminin hata üretme kapasitesinin, yargı süreçlerinde kayıt bütünlüğü ve metin doğruluğu açısından yeni bir denetim ihtiyacı doğurduğunu gösteriyor.
Bu gelişme, hukuk hizmeti sunan kurumların yapay zeka kullanımında “insan onayı”nı tek başına yeterli görmeyip, kaynak doğrulama, sürüm kontrolü, denetlenebilir kayıt ve sorumluluk matrisi gibi kurumsal kontrolleri güçlendirmesini gündeme getiriyor. Ayrıca mahkemeler açısından, sunulan atıfların doğrulanması için ek iş yükü ve süreç gecikmesi riski, yargı yönetimi ve dijital dönüşüm politikalarıyla birlikte ele alınması gereken bir başlık olarak öne çıkıyor.
Olası Etkiler
Ülke Etkisi: ABD’de bu olay, mahkemelerin yapay zeka ile üretilen içeriklere ilişkin beyan ve doğrulama kurallarını sıkılaştırmasını gündeme getirebilir. Türkiye’de benzer tartışmalar, yargı yazışmalarında dijital araçların denetimi ve standart metin üretimi süreçlerini etkileyebilir.
Sektör Etkisi: Hukuk büroları, yapay zeka kullanımında kaynak doğrulama, iç denetim ve mesleki sorumluluk süreçlerini yeniden tasarlamak zorunda kalabilir. Legaltech sağlayıcıları için de doğrulanabilir atıf, izlenebilirlik ve denetim kayıtları gibi özellikler rekabet unsuru haline gelebilir.
Piyasa Etkisi: Olay, profesyonel hizmetlerde yapay zeka risk yönetimi harcamalarını artırarak uyum, denetim ve siber güvenlik çözümlerine talebi etkileyebilir. Büyük hukuk bürolarına yönelik itibar ve dava riski algısı, sigorta maliyetleri ve sözleşme şartları üzerinden finansal kanallara yansıyabilir.