Akdeniz'de plastik kirliliği: ithalat baskısı artıyor
Akdeniz'de plastik kirliliği, 80 bin tonu aşan ithalat, kaçak deşarj ve 132 kata varan yoğunluk artışıyla çevre ve risk gündemini büyütüyor.
Ayla Demirhan ·

Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında plastik, mikroplastik ve nanoplastik kirliliği, artan plastik atık ithalatı ve geri dönüşüm tesislerindeki arıtma kapasitesi açığıyla birlikte kurumsal çevre riskini büyütüyor. Nisan ayında aylık plastik atık ithalatı 80 bin tonu aştı ve mevcut geri dönüşüm altyapısının kaldırabileceği yük tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Sahadan gelen bulgular, bazı tesislerden kaynaklanan kaçak deşarjların su yolları üzerinden denize taşınan plastik parçacıklarını hızla artırdığını gösteriyor.
Adana bölgesinde yapılan araştırmalar, geri dönüşüm tesisleri çevresindeki sulama kanallarında mikroplastik yoğunluğunun 132 kata kadar çıkabildiğini ortaya koydu. Aynı incelemeler, bu kanallar üzerinden saatte 5,3 milyardan fazla plastik parçacığının denize taşındığını hesapladı. Bu tablo, sadece kıyı ekosistemleri için değil, tarımsal sulama ağları ve gıda zinciri üzerinden halk sağlığı için de risk kanallarını genişletiyor.
Uzmanların işaret ettiği üç etken öne çıkıyor
Son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşan plastik atık ithalatı, açık alanlarda depolanan atıkların taşınmasını hızlandıran aşırı yağış ve tesislerden yapılan kaçak deşarjlar. Kaynak metne göre ülke, son 66 yılın en yağışlı sezonunu yaşadı; bu durum, uygun olmayan depolama alanlarında biriken atıkların akışa karışma olasılığını artırdı. Denetim kapasitesi ve yaptırım etkinliği, bu riskin yönetiminde belirleyici başlıklar arasında yer alıyor.
Kirlilik baskısı deniz ekosistemi üzerinden gıda güvenliğine taşınıyor. Araştırmalar, insan tüketimi için avlanan her üç balıktan birinde mikroplastik bulunduğunu bildiriyor. Plastiklerin çevreye saldığı kimyasal maddelerin kanserojen etkileri ile üreme ve bağışıklık sistemi üzerinde risk oluşturabileceği değerlendirmeleri, konuyu yalnızca çevre politikası olmaktan çıkarıp sağlık politikası ve tarım politikasıyla kesişen bir yönetim alanına dönüştürüyor.
Önümüzdeki dönemde dış ticaret kaynaklı atık akışlarının yönü, Türkiye’nin maruziyetini etkileyebilir. Avrupa Birliği’nin OECD dışı ülkelere plastik atık ihracatına kısıtlama getirmesi öncesinde, Türkiye’ye girişlerin Kasım ayından itibaren artabileceğine yönelik öngörüler var. Bu beklenti, kapasite planlaması, lisanslı tesislerin izlenmesi ve sınırda kontrol süreçleri açısından kamu kurumları ile sektör oyuncularının risk değerlendirmelerini güncellemesini gerektirebilir.
Risk azaltımı için sahada iki araç öne çıkıyor
Geri dönüşüm tesislerinde ileri kademe arıtma sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi ve denetimlerin kaçak deşarjları caydıracak şekilde sıklaştırılması. Bu çerçeve, çevresel performansın finansmana erişim, sigorta maliyetleri ve tedarik zinciri denetimleriyle daha fazla ilişkilendiği bir dönemde, şirketler açısından da uyum maliyetleri ve itibar riskleri kanalını güçlendiriyor.
Yönetişim ve kapasite baskısı
Plastik atık ithalatındaki artış, geri dönüşüm sektörünün ham madde tedariki ile çevresel dışsallıklar arasında bir denge sorunu yaratıyor. Arıtma kapasitesi ve kaçak deşarj kontrolü zayıf kaldığında, üretim ve ayrıştırma süreçlerinden sızıntı riski büyüyor. Bu nedenle politika tartışması, yalnızca ithalat miktarı değil, tesis standardı, izleme teknolojileri ve yaptırım uygulanabilirliği etrafında yoğunlaşıyor.