ABD’de Okuma Alarmı: PISA’da 25 Yılın Dibine Yakın
Çin, Kanada ve Estonya yoksul öğrencileri ABD’den iyi eğitiyor. Uzmana göre fark; öğretmen kalitesi, sağlık, beslenme ve güvenlik desteğinde.
Berna Kılıç ·

Amerikalı gençler okuma becerisinde geriliyor. Bu ay açıklanan PISA 2025 sonuçlarına göre ABD’li 15 yaş grubunun okuma puanları 2022'den bu yana sert düştü ve son 25 yılın en düşük seviyesine yaklaştı.
Washington merkezli National Center on Education and the Economy’den Tracey Burns, tabloyu “son derece endişe verici” olarak nitelendirdi. Burns’ün New Jersey Spotlight News’e verdiği değerlendirmeye göre, dezavantajlı öğrencileri eğitmede ABD’yi geride bırakan ülkeler arasında Çin, Kanada, Estonya, İrlanda ve Güney Kore öne çıkıyor.
14 puanlık kayıp: Yaklaşık 8 aylık geri kalış
Her üç yılda bir 15 yaşındaki öğrencilere okuma, matematik ve fen alanlarında uygulanan PISA’ya 2025'te 91 ülke ve ekonomi katıldı. ABD’nin okuma puanı 14 puan geriledi.
Burns’e göre yaklaşık 20 puan bir yıllık eğitime denk geliyor. Bu hesapla Amerikalı öğrenciler önceki dönemlerdeki akranlarının 6 ila 8 ay gerisinde. Matematik ve fen puanlarında ise kayda değer bir düşüş görülmedi.
Burns, okumayı “tüm becerilerin anası” olarak tanımlıyor; matematik ve fen öğrenimi de okuma becerisine dayanıyor.
Singapur modeli: En iyi öğretmen, en zor okula
Burns, Singapur’un başarısını eğitim sisteminin her katmanında tutarlı ve bilinçli bir tasarıma bağlıyor. Ülkede en başarılı öğrenciler öğretmenliğe başvuruyor, ileri düzey eğitimden geçiyor ve ilk deneyimlerini ihtiyacın en yüksek olduğu yoksul bölgelerdeki okullarda ediniyor. Öğretmenler göreve başladıktan sonra koç ve mentor desteği alıyor, beşer yıllık dönemlerle farklı okullara rotasyona tabi tutuluyor.
Çin de öğretmen adaylarını üniversite mezunlarının en başarılı yüzde 10 ila 30'luk diliminden seçiyor. ABD ise ağırlıklı olarak orta-alt dilimden aday çekiyor.
Belirleyici etken: Okul dışı destek
Burns, eşitlik ve yüksek performansı birlikte sağlayan ülkelerin eğitimi sağlık, beslenme ve güvenlik gibi sektörlerle birlikte ele aldığını vurguluyor. Güvenli konutu, ulaşımı ya da yeterli beslenmesi olmayan öğrencilerin öğrenmeye hazır olamadığını belirten Burns, ABD’de ulusal düzeyde bu tür bir destek ağının bulunmadığını söylüyor.
Öğrencilerin okula aidiyet hissetmesi ve öğretmenleriyle ilişki kurabilmesi de başarının temel unsurları arasında sayılıyor.
Maaş ve statü sorunu
ABD’de öğretmenler, benzer eğitim düzeyindeki çalışanların kazancının yüzde 60'ından azını alıyor. Bu oran, zengin ülkeler ortalamasının oldukça altında. Burns’e göre maaş artışı belli bir noktaya kadar öğrenci başarısıyla ilişkili; ancak bozuk bir sistemi tek başına düzeltmiyor.
Asya ülkelerinde ve kısmen İrlanda ile Estonya’da öğretmenlik saygın bir meslek olarak görülürken, ABD’de en başarılı öğrenciler için genellikle öncelikli tercih olmuyor.
Ödev ve yapay zekâ
Verilere göre ödeve ayrılan süre, günde yaklaşık iki saate kadar daha yüksek performansla ilişkili; sonrasında etki azalıyor. ABD’li 15 yaş grubu günde ortalama 1,4 saat ödev yaparken bu süre Singapur ve Kore’de 2 saate çıkıyor.
Yapay zekâ kullanımı ise küresel bir sorun olarak görülüyor. Ancak Kore’de öğrenciler yüksek oranda yapay zekâ kullanmasına rağmen başarılı sonuçlar elde etti. Burns, bunun ABD için bir uyarı olduğunu, yapay zekâyı bilgi üretmek için kullanmayı ölçekli biçimde öğretebilen sistemlerin beceri açısından büyük bir sıçrama yapabileceğini belirtiyor.
Örnek vaka: Mississippi
Burns, çözüm için tüm aktörlerin bir araya geldiği koordineli eyalet stratejilerini öneriyor. Kanıta dayalı okuma politikasını sınıf içi koçluk desteğine kadar indiren Mississippi, bu yaklaşımın başarılı bir örneği olarak gösteriliyor.
Burns’e göre bugün eğitime yapılan yatırım, yarının iş gücü ve ekonomik verimliliği üzerinde katlanarak geri dönüyor.
Kaynak: New Jersey Spotlight News