Büyükada Rum Yetimhanesi için dijital arşiv başladı

Büyükada Rum Yetimhanesi için dijital arşiv projesi başladı; 1964 kapanışının tanıklıkları, belgeler ve fotoğraflar tek platformda toplanacak.

Ayla Demirhan ·

Büyükada Rum Yetimhanesi için dijital arşiv başladı

Büyükada’daki tarihi Rum Yetimhanesi için kapsamlı bir dijital arşivleme çalışması başladı. Çalışma, fiziksel çöküş riski altındaki yapının temsil ettiği kurumsal ve toplumsal hafızayı kayda almayı hedefliyor. Proje, binanın restorasyonundan bağımsız bir biçimde, kurumun tarihini kalıcı bir dijital kimliğe taşımayı amaçlıyor.

Koordinasyonu Rum Vakfı yürütüyor. Avrupa Birliği ve Hrant Dink Vakfı projeye destek veriyor. Çalışma, geçmişte yetimhanede yaşamış öğrenciler, personel ve ailelerle bağlantı kurarak kişisel arşivleri tek bir dijital platformda toplamaya odaklanıyor.

Yetimhane 1964 yılında

Yetimhane 1964 yılında, dönemin siyasi gerilimleri sırasında aniden kapatıldı ve tahliye edildi. Bu kırılma, kurumda kalan çocuklar ve çalışanlar için yerinden edilme ve belirsizlik yarattı. O tarihten sonra bina uzun süre atıl kaldı; hem mülkiyet başlıkları hem de yapısal hasar, fiziksel geleceği daha da karmaşık hale getirdi.

Yeni dijital arşivleme programı, mimari kaydın yanında sözlü tarih görüşmelerini de merkeze alıyor. Proje ekibi, yaşayan tanıkların kaybıyla birlikte sözlü hafızanın hızla yok olmasını, restorasyon finansmanı kadar acil bir risk olarak tanımlıyor. Bu nedenle görüşmeler, mektuplar, fotoğraflar, ders notları ve kurum içi yazışmalar gibi kişisel ve kurumsal belgeler toplanıyor.

Çalışma, İstanbul ve Atina başta olmak üzere farklı ülkelere dağılmış eski öğrenciler ve ailelere erişmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, arşivin yalnızca yerel bir envanter değil, diaspora bağlantıları güçlü bir bellek havuzu olarak kurgulandığını gösteriyor. Toplanan malzemenin tek merkezde dijitalleştirilmesi, belgelerin dağınık özel arşivlerde kaybolması riskini azaltmayı amaçlıyor.

Rum Yetimhanesi

Proje, Adalar Müzesi’nde yürütülen bir sergiyle de destekleniyor ve küratörlüğünü Deniz Koç üstleniyor. Sergi ve arşiv birlikte, kurumun gündelik yaşamına dair izleri görünür kılmayı ve tanıklıkları bağlama oturtmayı amaçlıyor. Böylece, kapanmanın bireysel hafızadaki etkileri ile kurumsal tarihin kayıtları aynı çerçevede buluşturuluyor.

Toplanan içerikler yalnızca dijital arşivde tutulmayacak; belgesel ve podcast serileriyle kamuoyuna açılması planlanıyor. Proje ekibi, diaspora tanıklarına “dijital yuvaya dönüş” çağrısı yaparak yeni belge ve anlatı akışını sürdürmeyi hedefliyor. Bu model, yapının fiziksel durumundan bağımsız bir kültürel miras yönetimi yaklaşımı kuruyor ve kültürel varlıkların belge temelli korunmasına dair yeni bir kurumsal kapasite ihtiyacını da gündeme getiriyor.

Ülke Etkisi: Proje, kültürel miras ve toplumsal hafıza alanında belgeleme odaklı yaklaşımları öne çıkararak kurumlar arası işbirliği ve fon kullanımında yeni standartları gündeme getirebilir. Sözlü tarih ve kişisel veri niteliğindeki içeriklerin toplanması, arşivcilik, telif ve veri koruma uygulamalarına ilişkin yönetişim ihtiyacını artırabilir.

Sektör Etkisi: Müze, arşiv ve kültürel miras yönetimi alanında dijitalleştirme, metadata standartları ve uzun dönemli dijital saklama çözümlerine talep artabilir. Diaspora odaklı bellek projeleri, kurumların paydaş yönetimi ve doğrulama süreçlerinde daha yapılandırılmış yöntemlere yönelmesini gerektirebilir.

Piyasa Etkisi: AB destekli kültürel projeler, hibe akışları üzerinden dijital arşivleme, içerik üretimi ve teknoloji tedariki pazarlarında işlem hacmini etkileyebilir. Belgesel ve podcast gibi formatların devreye girmesi, kültürel içerik üretim zincirinde hizmet alımlarını ve lisanslama süreçlerini hareketlendirebilir.

More stories