İBB davası: İsim karışıklığı tahliye talebini büyüttü
İBB davasında aynı isimli sanıkların karıştığı iddiası tahliye talebini öne çıkardı; 407 sanıklı dosyada usul tartışması büyüdü.
Cuneyd Erdogan ·

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) dosyasında görülen toplu yargılamanın 14’üncü duruşmasında, aynı isimli iki sanığın dosyada karıştırıldığı iddiası öne çıktı ve bu durum tutukluluk değerlendirmesini doğrudan etkileyen bir usul tartışmasına dönüştü. Duruşmada avukat Sadık Ömer Cennetoğlu, müvekkili Mustafa Keleş için adli kontrolle tahliye istedi. Avukat, tebligatların yanlış kişiye gittiğini ve bazı delillerin yanlış sanık aleyhine kullanıldığını savundu.
Dosyada toplam 407 sanık yargılanıyor; bunların 107’si tutuklu. Avukatın anlattığı karışıklık, aynı isimde iki farklı Mustafa Keleş’in kimlik ve aile bilgilerinin farklı olmasına rağmen süreçte ayrımın yeterince yapılmadığı iddiasına dayanıyor. Bu iddia, savunma hakkı ve delillerin doğru kişiye yöneltilmesi açısından yargılamanın güvenilirliğiyle ilgili bir başlık olarak öne çıktı.
Savunmaya göre müvekkil Mustafa Keleş 22 yaşında, üniversiteden yeni mezun bir inşaat mühendisi ve Murat Gülibrahimoğlu’na ait olduğu belirtilen bir şirkette satın alma personeli olarak çalıştı. Avukat, müvekkilinin yönetim yetkisi, imza hakkı veya karar alma rolü olmadığını; rutin satın alma işlemleri yaptığını söyledi. Buna rağmen örgüt üyeliği, rüşvet, dolandırıcılık, çevreyi kirletme ve çeşitli kanunlara muhalefet gibi birden fazla suçlama yöneltildiğini aktardı.
Cennetoğlu, iddianamede ağır suçlamalar yer alsa da müvekkilinin adının dosyada sınırlı geçtiğini ve yalnızca tek bir ifadede “sigortalı çalışan” olarak anıldığını belirtti. Ayrıca müvekkilin çağrı üzerine emniyete gittiğini, buna rağmen kapıda gözaltına alındığını ve sulh ceza aşamasında yeterli sorgulama yapılmadan tutuklandığını ileri sürdü.
Savunma, tutuklamaya gerekçe gösterilen “kaçma şüphesi” ve “delil karartma ihtimali” için somut dayanak bulunmadığını, dosyadaki verilerin değiştirilemeyecek resmi kayıtlar olduğunu söyledi.
Dosyada Cebeci maden sahasına ilişkin suçlamalar da tartışma konusu oldu. Avukat, müvekkilinin bu bölgede faaliyeti olmadığına, sahada bulunduğuna ya da talimat verdiğine dair tanık beyanı veya somut delil bulunmadığına dikkat çekti. Ayrıca müvekkilin çalıştığı şirket ile suçlamalara konu faaliyetleri yürüttüğü belirtilen şirket arasında doğrudan bağ olmadığını savundu.
Savunma, Mustafa Keleş’in yaklaşık 10 aydır tutuklu olduğunu ve cezaevi koşullarının sağlık sorunlarına yol açtığını da mahkemeye taşıdı. Bu çerçevede avukat, hem isim karışıklığının giderilmesini hem de somut delil bulunmadığı gerekçesiyle adli kontrolle tahliye kararı verilmesini talep etti. Duruşma, toplu dosyalarda kimlik doğrulama, tebligat süreçleri ve delil eşleştirme hatalarının yargılamanın seyrini nasıl etkileyebileceğine dair kurumsal risk başlıklarını yeniden gündeme getirdi.
Toplu davalarda sanık sayısının yüksek olması, benzer isimler ve çoklu şirket ilişkileri gibi unsurlar, adli süreçlerde veri yönetimi ve dosya bütünlüğü ihtiyacını artırıyor. Bu tür dosyalarda tebligat, sorgu ve delil zinciri hataları, hem tutukluluk incelemelerinde hem de esasa ilişkin değerlendirmelerde itiraz ve üst yargı denetimi riskini büyütebiliyor. İBB dosyasındaki tartışma da, yargılamanın usul standartları ve savunma hakkı ekseninde izlenmesi gereken bir başlık olarak öne çıkıyor.
Olası Etkiler
Ülke Etkisi: Bu tür usul tartışmaları, yargı süreçlerinde kimlik doğrulama ve tebligat standartlarına yönelik kamuoyu ve kurumsal denetimi artırabilir. Toplu davalarda hata iddiaları, adalet sistemine güven ve siyasi tartışmalar üzerinden düzenleyici gündemi etkileyebilir.
Sektör Etkisi: Belediye bağlantılı soruşturma ve davalar, kamu ihaleleri, taşeron zincirleri ve şirket uyum süreçlerinde belge yönetimi ve izlenebilirlik ihtiyacını öne çıkarabilir. Şirketler, çalışan rol tanımları ve yetki matrislerini daha net belgelendirmeye yönelebilir.
Piyasa Etkisi: Hukuki belirsizlik ve uzun süren toplu yargılamalar, belediye projeleriyle ilişkili sektörlerde sözleşme risk primi ve finansman koşulları üzerinden fiyatlamayı etkileyebilir. Süreç, yerel yönetim harcamaları ve proje takvimleri kanalıyla bazı şirketlerin nakit akışı beklentilerine yansıyabilir.