Türkiye'de Moral Bozukluğu: Uluslararası Sıralamalarda Düşüş
Uluslararası raporlar, Türkiye'de siyasi durum, yolsuzluk algısı ve özgürlüklerin kısıtlanması nedeniyle toplumsal mutsuzluğun arttığını gösteriyor.
Hazal Anyalı ·

Bazı uluslararası sıralamalarda Türkiye'nin toplum moralinin önemli ölçüde düştüğü gözlemleniyor. Fransa merkezli Le Monde gazetesinin analizine göre, ülke vatandaşlarının genel memnuniyet düzeyi, bir önceki yıla kıyasla daha olumsuz bir tablo çiziyor. Bu düşüş, hem siyasi istikrarsızlık hem de artan yolsuzluk algısı ile ilişkilendiriliyor.
Toplumsal Mutsuzluğun Boyutları
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yaptığı araştırmalarda halkın yalnızca yarısının kendini mutlu olarak tanımlaması, Avrupa ortalamasının oldukça altında kalıyor. Küresel Duygular Raporu’nda ise Türkiye, dünyada en az gülümseyen ülkeler arasındaki yerini Lübnan ve Yemen gibi ülkelerin hemen önünde alıyor. Birleşmiş Milletler'in (BM) Dünya Mutluluk Raporu'nda 147 ülke arasında 94. sırada yer alması, bu durumu pekiştiriyor.
Bu düşüşün kökeninde, muhaliflere yönelik siyasi baskılar, siyasi davaların artışı ve temel demokratik haklara yönelik kısıtlamalar yer alıyor. Ekonomik faktörlerin başında gelen yüksek enflasyon ortamı da bireylerin genel yaşam memnuniyetini olumsuz etkiliyor.
Özgürlükler ve Yolsuzluk Algısı
Kişi başına düşen milli gelirde 55-60. sıralarda yer almasına rağmen mutluluk sıralamasındaki düşüklük, özgürlüklerin kısıtlanmasıyla açıklanıyor. Türk vatandaşlarının yaşam seçimlerinde ve kişisel kararlarında kendilerini yeterince özgür hissetmediği belirtiliyor. Yolsuzluk algısının da halk arasında oldukça yaygın olması, bu memnuniyetsizliği derinleştiriyor.
Dünya Adalet Projesi’nin 143 ülkeyi kapsayan araştırmasında Türkiye, 118. sırada yer aldı. Özellikle yargı bağımsızlığı ve yürütmenin hesap verebilirliği konularında yaşanan sorunlar, bu düşük sıralamanın temel nedenleri arasında gösteriliyor.
Siyasi Baskılar ve Toplumsal Tepkiler
2016 yılındaki darbe girişimi sonrası artan otoriterleşmenin, ülkedeki bozulmanın temelini oluşturduğu ifade ediliyor. Muhalefetin 2024 yerel seçimlerindeki başarısının ardından siyasi baskıların arttığı gözlemleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik uygulanan yargı süreçleri ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu gibi isimlere yönelik davalar, yargının siyasi hedefler doğrultusunda kullanıldığı algısını güçlendiriyor.
Bununla birlikte, eleştirel medya kuruluşlarına yönelik kısıtlamalar ve gazeteciler hakkındaki soruşturmalar da ifade özgürlüğü üzerindeki baskıyı artırıyor. Dünya Bankası'nın hukuk devleti endeksinde Türkiye'nin 1996'dan bu yana en düşük seviyeye gerilemesi, bu tabloyu destekliyor.
Psikolojik Etkiler ve Geleceğe Bakış
Bu sosyo-politik iklimin bir sonucu olarak Türkiye'de antidepresan kullanımında ciddi bir artış yaşanıyor. Son 9 yılda antidepresan kullanımı yüzde 60 oranında artarak 2016'da 45,1 milyondan 2025'te 71,5 milyona yükselmesi bekleniyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca ekonomik zorluklarla değil, aynı zamanda özgürlüklerin kısıtlanması ve adaletsizlik algısı ile de yakından ilgili olduğunu belirtiyor.
Akademisyenlerin değerlendirmelerine göre, Türkiye'nin mevcut durumu toplumsal bir çaresizlik ve derin bir duygusal tükenmişlik hali olarak tanımlanıyor. Bu atmosferde umutların azalması ve beklentilerin düşmesi doğalseçenek olarak görülüyor. Ülkenin huzura kavuşması için büyük vaatler yerine somut güvenceler verilmesi ve sakin, yapıcı bir diyalog ortamının tesis edilmesi gerektiği vurgulanıyor.