Türkiye'den Washington'da F-35 hamlesi: Trump'a yakın lobi şirketiyle anlaşma
Türkiye, Ballard Partners ile 2,4 milyon dolarlık sözleşme imzalayarak F-35 ve savunma dosyalarında Washington temaslarını artırıyor.
Atlas Newsdesk ·

Milli Savunma Bakanlığı ile Ballard Partners arasındaki anlaşma 8 Ağustos’ta imzalandı. Sözleşme, şirkete aylık 200 bin dolar ödeme yapılmasını ve toplam tutarın 12 ayda 2,4 milyon dolara ulaşmasını öngörüyor.
Ballard’ın savunma görevi
ABD Adalet Bakanlığına sunulan yabancı temsil kayıtlarına göre şirket, Türkiye adına federal hükümet ve Kongre nezdinde temas yürütecek. Kapsam, hükümet ilişkileri, stratejik danışmanlık ve savunuculuk hizmetleri olarak tarif ediliyor.
Ballard Partners’ın görevi yalnızca temas kurmakla sınırlı değil. Şirketin Türkiye’yi Kongre’deki gelişmeler ve ABD politikalarındaki değişimler hakkında düzenli biçimde bilgilendirmesi de sözleşmede yer alıyor.
Şirketi, Florida Cumhuriyetçi Parti çevrelerinde uzun süredir bağış toplama ağlarıyla bilinen Brian Ballard yönetiyor. Ballard’ın ABD Başkanı Trump’a yakınlığı, Ankara’nın Washington’da seçtiği temsilciyi siyasi erişim açısından dikkat çekici kılıyor.
F-35 dosyası masada
Yeni anlaşmanın savunma bakanlığı üzerinden yapılması, sözleşmeyi Türkiye’nin daha önceki Washington temaslarından ayırıyor. Ankara’nın başlıca gündemlerinden biri, 2019’da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini almasının ardından çıkarıldığı F-35 programına dönüş arayışı.
Türkiye, F-35 ortaklığından çıkarıldıktan sonra ABD’de üretilen ve yıllardır teslim edilmeyen altı uçağı da alamadı. Ankara’nın hedefi, hem programdaki konumunu yeniden açmak hem de bu uçaklar üzerindeki belirsizliği azaltmak.
Haberde aktarılan iddiaya göre Ankara, S-400 sistemleri için üçüncü ülke seçeneğini de değerlendirdi. Böyle bir formülün gündeme gelmesi halinde mesele, yalnızca savunma tedariki değil, ABD yaptırımları ve NATO içi güvenlik mimarisiyle bağlantılı bir pazarlık başlığına dönüşür.
2017 anlaşmasından farklı hat
Türkiye, Ballard Partners ile Trump’ın ilk döneminde de çalışmıştı. 2017’de imzalanan önceki sözleşmenin değeri 1,5 milyon dolardı ve şirketin Washington’da ofis açmasının ardından aldığı ilk büyük işlerden biri olarak kayda geçti.
O dönemde faaliyetlerin odağında, Halkbank hakkında ABD’de yürütülen yaptırımları delme davası bulunuyordu. Kaynak metinde aktarılan bilgiye göre Trump yönetiminin Adalet Bakanlığı bu yılın başlarında bankaya yöneltilen suçlamaları düşürdü.
Yeni sözleşme ise doğrudan savunma hattına yerleşiyor. Bu fark, Ankara’nın Washington’daki lobi gündeminde banka davasından savaş uçağı programına ve yaptırım çerçevesine uzanan daha güvenlik merkezli bir döneme geçtiğini gösteriyor.
Kongre hattında iki isim
Türkiye için çalışacak ekipte Florida’nın eski Demokrat Kongre üyesi Robert Wexler de bulunuyor. Wexler, 2001’de ABD-Türkiye İlişkileri ve Türk-Amerikalılar Kongre Grubu’nun kurulmasına öncülük eden isimler arasında yer almıştı.
Ekipte ayrıca Trump yönetiminde görev yapan Thomas Boodry de var. Boodry, Nisan 2025’e kadar Trump’ın özel asistanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nde yasama işlerinden sorumlu kıdemli direktör olarak çalıştı.
Ballard Partners’ın kıdemli ortaklarından Syl Lukis de dosyada görev alacak isimler arasında sayılıyor. Böylece sözleşme, Cumhuriyetçi Parti çevreleri, eski Demokrat Kongre bağlantıları ve Trump döneminde görev yapmış ulusal güvenlik kadrolarını aynı dosyada bir araya getiriyor.
Washington için üç rota
Eğer ABD yönetimi ve Kongre, F-35 başlığında teknik müzakereye alan açarsa, Ballard Partners’ın ana işi yaptırım dili ile savunma tedariki arasında geçiş kanalı kurmak olur. Bu senaryoda Türkiye için sonuç uçak teslimatı ve program statüsüyle ölçülürken, savunma sektörü NATO içi tedarik zincirlerinde daha az siyasi sürtünme görür.
Eğer S-400 meselesi çözümsüz kalırsa, sözleşmenin etkisi Kongre bilgilendirmesi ve hasar sınırlama çabasıyla daralır. Bu hat Ballard için uzun süreli temsil geliri yaratabilir, ancak Türkiye açısından F-35 dosyası ve savunma sanayisi ilişkileri aynı yaptırım eşiğine bağlı kalır.
Üçüncü yol, S-400 için üçüncü ülke formülünün somutlaşmasıdır. Böyle bir durumda küresel makro etki doğrudan ticaret hacminden çok jeopolitik risk algısında görülür; şirketin değeri Washington erişimiyle, sektörün yönü ise ABD’nin yaptırım koşullarını nasıl yorumlayacağıyla sınanır.