Hülya Adak: Halide Edip Adıvar, Türk modernleşmesini Doğu-Batı ikiliğinin ötesinde düşünmemizi sağlıyor
Hülya Adak, Halide Edip Adıvar'ın Türk modernleşmesindeki rolünü, uluslararası deneyimleri ve fikir eserleri üzerinden yeniden değerlendirdi.
Hazal Anyalı ·

Hülya Adak, Medyascope’ta Tarık Çelenk’in programına konuk olarak Halide Edip Adıvar’ın Türk modernleşmesindeki yerini değerlendirdi. Adak’a göre Adıvar, yalnızca bir romancı ya da siyasi figür değil; modernleşme tartışmalarını Doğu-Batı geriliminin ötesine taşıyan, özgür ve eleştirel bir düşünür olarak okunmalı.
Adak, Halide Edip’in uluslararası deneyimlerinin—özellikle sürgün yıllarında Hindistan, Paris ve Amerika’daki dönemlerinin—Türkiye’deki çalışmalarda yeterince incelenmediğine dikkat çekti. Adıvar’ın 80 yıllık yaşamı boyunca pek çok ülkede bulunması ve farklı entelektüel çevrelerle “eşit ilişki” kurabilmesi, onu Türk modernleşmesi tarihinde nadir görülen bir figüre dönüştürüyor. Bu yaklaşım, modernleşmenin çoğu zaman “tek yönlü etkilenme” olarak anlatıldığı genel kabule karşı, karşılıklı etkileşim fikrini öne çıkarıyor.
Romanların ötesinde: Fikir eserleri ve İngilizce metinler Adak, Halide Edip’in çoğunlukla romanları üzerinden okunduğunu; oysa modernleşme tartışmaları bakımından fikir eserlerinin daha belirleyici bir yerde durduğunu vurguladı. Bu çerçevede, özellikle İngilizce yazdığı metinlerin, Türkiye’nin modernleşme serüvenini dünyaya anlatma çabasının önemli bir parçası olduğu ifade edildi. Adak’a göre bu metinlerde Adıvar, yalnızca Türkiye’yi anlatmakla kalmıyor; modernleşmenin ne olduğu, nasıl olması gerektiği ve Batı ile nasıl bir ilişki kurulabileceği gibi temel sorulara da yanıt arıyor.
1925 sonrası yurtdışı yılları: Yeni bir düşünsel çevre Hülya Adak, 1925 sonrası yurtdışı yıllarının Halide Edip için yalnızca siyasi bir kopuş ya da sürgün olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Bu dönemin, Londra, Paris ve Amerika’da güçlü entelektüel çevrelerle temas kurduğu; Türkiye üzerine düşüncelerini yeniden şekillendirdiği bir üretim alanı açtığını belirtti. Adak’ın aktardığına göre Adıvar, Virginia Woolf, Bertrand Russell ve Arnold Toynbee gibi isimlerle temas ederek modernleşme anlayışını tek boyutlu olmaktan çıkarıp daha çok katmanlı bir çerçeveye taşıdı.
“Entelektüel elçi” olarak Halide Edip Adak, Halide Edip Adıvar’ı Türkiye’yi Batı dünyasına anlatan bir “entelektüel elçi” olarak tanımladı. Adıvar’ın, Türkiye’de yaşanan dönüşümü, Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecini Batı’ya savunmacı bir dille değil; eleştirel ve çoğulcu bir perspektifle aktardığını belirtti. Bu yaklaşımın, Batı’daki birçok entelektüel için onu daha “güvenilir” bir kaynak haline getirdiği; özellikle Toynbee ile kurduğu ilişkinin bu bağlamda dikkat çekici olduğu ifade edildi.