Nerede yaşadığınız beyninizi etkiliyor: Cambridge'den çarpıcı demans araştırması
İngiltere'de 41 milyon kişi üzerinde yapılan araştırma, demansa bağlı ölümlerin orta yoğunluktaki yerleşimlerde daha yüksek olduğunu gösterdi.
Atlas Newsdesk ·

Demans araştırması, İngiltere’de banliyö ve orta yoğunluklu bölgelerde ölümlerin daha yüksek seyrettiğini gösterdi; veri seti 41 milyon kişiyi kapsıyor.
Banliyö kuşağı öne çıkıyor
Cambridge Üniversitesi araştırmacıları, 2011-2023 döneminde İngiltere’de yaklaşık 41 milyon kişinin verilerini inceledi. Çalışmaya göre demansa bağlı ölümler, en yoğun şehir merkezlerinde veya en kırsal alanlarda değil, banliyölerde ve orta yoğunluklu yerleşimlerde daha yüksek görüldü.
Araştırmacıların hesaplamasına göre dezavantajlı bölgelerde hizmetlere erişimin ve açık alan kalitesinin iyileştirilmesi, demansa bağlı ölümlerin yüzde 10,5’ine kadarını önleyebilir. Çalışmada orta düzey kentleşme; nüfus yoğunluğu, gelir, konut koşulları, eğitim, istihdam ve hizmetlere erişim gibi göstergelerle değerlendirildi.
Risk listesi genişledi
Bulgular, demans araştırmalarında odağın yalnızca beyindeki biyolojik süreçlerden yaşam koşullarına doğru genişlediği bir döneme denk geliyor. Lancet Komisyonu 2017’de obezite, sigara kullanımı, depresyon, işitme kaybı ve sosyal izolasyonun da yer aldığı dokuz değiştirilebilir risk faktörü belirledi.
Komisyon 2020’de listeye hava kirliliği ve travmatik beyin hasarını ekledi; 2024’te yüksek kolesterol ve görme kaybı da risk başlıkları arasına girdi. Cambridge ekibinin 2026 tarihli çalışması, bu faktörlerin orta yoğunluklu bölgelerdeki ölüm farkını açıklamaya katkı sağlayabileceğini belirtiyor.
Hizmet erişimi tabloyu değiştiriyor
Yale Tıp Fakültesi’nden psikiyatri ve nöroloji doçenti Arman Fesharaki-Zadeh, özellikle işitme sağlığı hizmetlerine erişimde yerleşim türleri arasında farklar olabileceğini belirtti. Tedavi edilmeyen işitme kaybı, hem bilişsel yükü artırabilen hem de sosyal hayattan uzaklaşmayı hızlandırabilen bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Harvard Tıp Fakültesi nöroloji profesörü Alvaro Pascual-Leone’ye göre şehirlerde yaşayanların kolesterol, tansiyon, kan şekeri, diyabet ve obezite taramalarına erişimi daha yüksek olabilir. Pascual-Leone, hava kirliliğinin kentlerde genellikle daha fazla olduğunu ve kalabalığın tek başına güçlü sosyal bağ anlamına gelmediğini de vurguluyor.
Araştırmacıların değerlendirmesine göre banliyöler, iki uçtaki dezavantajları aynı anda taşıyabilir. Bu bölgeler çevresel risklere açık kalırken, şehir merkezlerindeki yoğun sağlık hizmetlerinden veya kırsal alanların bazı çevresel avantajlarından aynı ölçüde yararlanamayabilir.
Uzmanlar yer değiştirmeyi hatırlatıyor
Recognition Health Üst Yöneticisi ve nöroradyolog Emer MacSweeney, sonuçların tek bir nedene bağlanmaması gerektiğini belirtti. MacSweeney’ye göre bilişsel belirtiler başladıktan sonra bazı kişiler, büyük şehirlerde bakım maliyetlerinin daha yüksek olabilmesi nedeniyle yarı kırsal bölgelere taşınmış olabilir.
NYU Grossman Tıp Fakültesi Optimal Yaşlanma Enstitüsü’nden yardımcı doçent Jordan Weiss de mahalleyi bağımsız bir demans nedeni olarak okumakta temkinli olunması gerektiğini ifade ediyor. Weiss’e göre yaşanılan yer, bilinen risk faktörlerine maruz kalma düzeyini değiştiren bir kanal olarak daha doğru değerlendirilebilir.
Planlama beyin sağlığına uzanıyor
Bilim insanları, yaşam boyunca maruz kalınan çevresel ve sosyal etkenlerin bütününü ekspozom kavramıyla tanımlıyor. Epidemiyolog Christopher Wild, 2005’te bu kavramı öne çıkarırken kronik hastalıklarda çevresel maruziyet araştırmalarının genetik çalışmaların gerisinde kaldığını savunmuştu.
Lancet Komisyonu, değiştirilebilir risk faktörlerinin ele alınması halinde demans vakalarının yüzde 45’inin önlenebileceğini tahmin ediyor. Fesharaki-Zadeh, bu risklerin birbirinden kopuk olmadığını; işitme kaybı, depresyon, sosyal izolasyon ve metabolik sorunların aynı yaşam koşulları içinde kesişebildiğini belirtiyor.
Eğer yeni bulgular yerel planlamaya yansırsa, sağlık merkezleri, toplu taşıma hatları ve açık alan yatırımları beyin sağlığı politikalarının parçası haline gelebilir. Bu yol, kamu sağlık sistemleri için erken taramayı güçlendirirken bakım hizmetleri sektöründe talebi daha çok toplum temelli modellere kaydırabilir.
Birey düzeyinde öneriler daha yerleşik başlıklara dayanıyor: düzenli egzersiz, düşük şekerli Akdeniz tipi beslenme, yeterli uyku, işitme testi ve sosyal temas. Uzmanlar, beyin egzersizi oyunlarına ilişkin kanıtların daha sınırlı olduğunu; aile ve arkadaşların erken bilişsel değişimleri fark etmesinin taramaya yönlendirmede daha somut bir rol oynayabileceğini belirtiyor.